BODRUM KOKULU BİR ÇİFTLİK: SELİA (RÖPORTAJ)

03-03-2017 de eklendi ve 4993 kez görüntülendi.

Selia'da üzümün hası, zeytinyağının mis kokulusu, karpuzun ise şahanesi var! Bodrum'un gururu olan bu çiftlikte üretilen ürünlerin şöhreti almış başını gidiyor...

 

Bodrum'un muhteşem ikliminde, Gökova ve Mandalya körfezleri arasındaki eşsiz rüzgar koridoru üzerinde konuşlanan Selia aile çiftliği, hem geleneksel lezzetleri hem de KARNAS adını verdiği şaraplarıyla Bodrum'un şöhretini taçlandırıyor. Selia Çiftliği, toplam 165 dönümlük bir arazi üzerine kurulu... Ege rüzgarlarının taşıdığı deniz tuzu ve mineraller, kaliteli toprakla bütünleştiğinde ortaya inanılmaz lezzette ürünler çıkıyor. Hiçbir sentetik kimyasal ve ilaç kullanmadan, doğanın kendi dengesi içinde üretim yapan çiftlikte en dikkat çeken ürün ise KARNAS adı ile dünya mutfaklarını süslemeye başlayan Bodrum şarapları... Selia, şu sıralar şarap meraklılarının uğramadan asla geçmediği bir yer olmuş... Tadım günleri haricinde çiftliğe gelen şarap severler, Selva İşmen'in konukseverliğiyle ağırlanıyor. Selva İşmen, bir mühendis... Emekli olduktan sonra Bodrum'da bir çiftlik satın alıp, orayı adeta bir cennete dönüştüren genç iş kadını ile çiftlik hayatı üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

 

Selia'da üretilen şarapların ününü duyduk, geldik. Nasıl başladı bu maceranız?

 

Ben 2000 yılından bu yana evde şarap yapıyorum. Selia'daki bağlarımız 2005 yılında ekildi. İlk ürünü 2006'da aldık. Sonra denemelere başladık. İlk üç beş yıl bağ çok genç olduğundan çok iyi bir şarap vermez. Beşinci yıldan sonra kimliğini bulur. Yedinci yıl çok çok iyidir, ki bizde de öyle oldu. Bu şekilde başladı..

 

Karnas şaraplarını nerelerde bulabiliyoruz?

 

Selia'da dileyen herkes satın alabiliyor. İstanbul İstinye Park'ta satışta... Telefonla sipariş de alıyoruz. Ama buraya gelip, çiftlikte sohbet eşliğinde tadıp almak çok daha keyifli oluyor tabii... Yakın zamanda yurt dışına da göndereceğiz.

 

Selia, aynı zamanda bir turizm merkezi de olmuş, öyle değil mi?

 

Zaten amaç da buydu. Bodrum'da deniz, kum, güneş güzel ama başka ne var bilmiyor insanar. Özellikle yabancı turistler, alternatif bir nokta arıyorlar. Şimdilerde, bizi duyup merak edip gelenlerin sayısı oldukça fazla. Turizm acentaları, daha çok gemilerle Bodrum'a gelen yabancılar Selia'yı öğrendi artık. Çiftlik işimiz olmadığı zamanlarda onları ağırlamaktan büyük mutluluk duyuyoruz.

 

Siz de ailenizle birlikte burada yaşıyorsunuz o halde...

 

Evet. İstanbul ve Bodrum arasında gidip geliyorum sürekli. Burası bir aile yeri. Bizden başka iki çalışan ailemiz var. Evimiz, mahzenin üst katında.

 

Çiftçilik yapma fikri nereden düştü aklınıza? Nasıl başladı?

 

Ben aslında inşaat mühendisiyim. Çevre Mühendisliği'nde de master yaptım. Kızım Amerika'da okuyup mezun olduktan sonra, uzun yıllar New York'ta finans sektöründe çalıştı. Daha sonra evlendi ve İstanbul'a taşınmaya karar verdi. Gelince de bana "Sen emeklisin ve işin yok. Artık ben de İstanbul'dayım. Bana rahat verebilmen için senin yeni bir uğraş bulman gerekiyor" dedi. Sanırımm biraz titiz bir anneyim... Ve bana bir şarap kursu hediye etti. Her şey öyle başladı.

 

Peki ya Selia Çiftliği... Burası nasıl oluştu?

 

Burayı buluş hikayem çok ilginçtir aslında. Ben sakız ağaçlarını çok seviyorum. Ve bu ağaçlar giderek yok oluyor biliyorsunuz. Bodrum'a ilk geldiğimde Çömlekçi'de bomboş bir araziydi burası. Çöl görünümündeydi. Sadece bir tane sakız ağacı vardı. Şimdi, çiftliğin giriş kapısının orada... "Tamam burası olsun" dedim. Sakız ağacı sayesinde... Ne su vardı, ne de başka bir yeşillik... O ağaç, benim için bir işaretti. İnanıyorum... Ben mühendislik okudum. Çok rasyonel ve analitik düşünebilirim. Ama ben genetik bilgiye, sezgilere de çok önem veririm. Hakikaten, burada çalışmaya başladıktan sonra su çıktı araziden... Kireçli toprağın, zinfandelin bir numaralı dostu olduğunu öğrendik daha sonra... Limestone... Mapa'da müzede sergileniyor bu toprak türü... Bizim toprağımız bu ve zinfandeli tam da istediği ortamda yetiştiriyoruz.

 

Zinfandel tutkusu başka bir şey herhalde...

 

10 yıl kadar Amerika'da yaşadık. O yıllardan kalma bir aşk bende zinfandel. Gelin görün ki sakız ağacını görüp aldığım bu kurak yer, bu çöl ve zinfandel örtüştü. Uzmanların burada şarap olmaz demesine rağmen çok güzel bir şarabımız var. "Herkes borsada kaybediyorsa ben de burada kaybederim" deyip başlamıştım. Ve gördüğünüz gibi her şey çok güzel oldu...

 

Burada şarap olmaz diyenler şimdi ne düşünüyor?

 

Çok ilginç bir hikaye... Burada, kör tadım yaptırdık. Pek çok şarap türü ve markası, kime ait olduğu bilinmeden tadıldı... Benim şarabımı içenler mest oldular. Kaldı ki analizlerde asit oranı, alkolü, taneni dört dörtlük çıktı. Bu yarımada zaten şarabın ve zeytinyağının membaı değil miydi? Yüzyıllarca, anforalarda uzak ülkelere ne taşındı? Dolayısıyla, ben olmaz diyenlere hiç inanmadım.

 

Böylesine büyük bir araziden ne kadar şarap çıkarabiliyorsunuz?

 

Normal olarak bir dönüme bir ton üzüm hesaplanır. İyi şarap yapıyorsanız, üzümü en kaliteli olacak şekilde seyreltirsiniz. Çünkü mutlaka fire verir. Her bir tondan, bin şişe şarap üretme hesabıyla hareket edersiniz. Selia'da mevcut tanklarımızla 50 bin şişeye kadar çıkabiliyoruz. Bizim de çok fazla büyüme hedefimiz olmadığı için, şimdilik bu miktarda üretimle devam ediyoruz.

 

İşleri biraz daha büyütmek istemiyor musunuz?

 

Tek düşüncemiz ek bir bina yapmak. Şato üretimi dediğimiz şeyi yapıyoruz biz burada. Bu bağdan çok temiz ürün çıksın istiyoruz. Fazla değil... Buraya insanlar gelsin, alışveriş yapsın... Hayalimiz bu. Karaova'da bunun için varız.

 

Sadece üzüm yetiştirmiyorsunuz bildiğim kadarıyla...

 

165 dönümün 70 dönümünde üzüm ekili. Daha önce farklı ürünler de vardı. Enginar, çilek gibi... Ama tek ürün üzerinde uzmanlaşmak daha akıllıca geldi bize. Birkaç türde kalıp iyi ve kaliteli üretim yapmak güzel... Şimdi, 100 dönümden fazla bağ yapmak istiyoruz. Daha çok zinfandel tabii... Ama chiraz ve cabarnet de olacak yanında. Belki biraz da misket... Çeşitlendireceğiz bu şekilde.

 

Üzümler sadece şarap mı oluyor, sofralık da var mı?

 

Sofralık da var ama şaraplık daha çok.

 

Peki ya zeytinyağı... Bu konuda da iddialı olduğunuzu duyuyoruz.

 

Bu bölgenin zeytini ve zeytinyağı mükemmel. Bizim de zeytin ağaçlarımız var ve onları bozmayı düşünmüyoruz asla. Çok kaliteli zeytinyağı üretiyoruz. Milas'ın Memecik türü zeytinini kullanıyoruz. Erken ve soğuk sıkım... Elle toplanıyor zeytinler... Asit oranı çok düşük, besin değeri ise inanılmaz yüksek.

 

Yurt dışından misafirleriniz geliyor mu? Ürünlerinizi beğeniyorlar mı?

 

Hem de nasıl... Örneğin bizden zeytinyağı alan Azerbaycanlı bir aile vardı. Ertesi yıl yeniden geldiler ve kolilerle satın alıp özel uçaklarıyla ülkelerine götürdüler. 13 yaşındaki oğullarına allerji yapmayan tek yağ olduğunu söylediler. Çok mutlu oldum. Bir de karpuzumuz var tabii!.. Türkiye'nin önde gelen sanayicileri, iş insanları bizden karpuz bekliyorlar sürekli. Dünya çapında ün kazandı karpuzumuz.

 

Bodrum'a başka türlü bir zenginlik katıyorsunuz. İyi ki varsınız...

 

 

Turizme entegre böyle bir sistemin Karaova'ya öncü olmasını diliyoruz. Bunun gibi bir çok yer olsun istiyoruz. Siz çocuğunuza yedireceğiniz, kendi tüketeceğiniz yağı buradan alın, bu bölgeden temin edin istiyoruz. Hem de köylü kalkınsın öyle değil mi? Artık hep otellere yığılmayalım. Kötüye gideriz yoksa. Bodrum bitecek. Rüzgarı kalmayacak. İstanbul'da Esentepe diye bir yer var esmiyor. Çünkü plazaları dikip rüzgarın önünü kapattık. Bodrum'da da böyle bir gelecek olmasın istiyoruz. Tek beklentimiz bu...