DİZİLERİN 'KÖTÜ' ADAMI, BODRUM'DA TİŞÖRT BOYUYOR

09-07-2017 de eklendi ve 4489 kez görüntülendi.

Turgay Kantürk Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü mezunu... Yani akademili bir sanatçı... Yıllardır tiyatrocu olarak sanat camiasındaydı, fakat Türkiye kendisini Kıvanç Tatlıtuğ'lu "Kuzey Güney" dizisindeki Ferhat rolüyle tanıdı. Dizilerin aranan isimlerinden biri olan Kantürk, şu sıralar Bodrum'da dinleniyor... Ben de kendisine yaptığı baskı t-shirt'lerin izini sürerek ulaştım! Evet yanlış duymadınız... Oyuncu, şair, yazar Turgay Kantürk, şu sıralar Bodrum'da kendi üretimi olan baskı t-shirt'leriyle adından söz ettiriyor. Harika desenler çıkarıyor ortaya. Pilates antrenörüm Utku Kaymaz'ın üzerinde gördüm t-shirt'ü ve tek kelimeyle bayıldım. Duydum ki ünlü sanatçının eseriymiş. Hemen bir röportaj ayarlandı, Türkkuyusu'ndaki Zeynep'in aktarında kahve eşliğinde sohbet edildi. Dizilerin "kötü" adamı Turgay Kantürk'ün aslında ne kadar çok yönlü bir sanatçı olduğunu da bu sayede öğrendim. Elimizde oyuncu var, şair var, yazar var, ressam var… Daha ne olsun… Buyurun kahve tadında bir hafta sonu söyleşisine… 

Baskı t-shirt işi nereden çıktı Turgay Bey? Nereden aklınıza geldi de böyle bir işe giriştiniz?

Hoşuma gidiyor. Çok keyifli bir iş. Sadece baskı yapmıyorum. T-shirtleri de kendim kesiyorum. Üzerine farklı malzemelerle şekiller yapıyorum. Şu an üzerimdeki t-shirt’ü sandalet tabanını boyayarak yaptım mesela… Patates baskısıyla yaptıklarım var. 

Bunları satıyor musunuz?

Hayır. Arkadaşlara veriyorum. Kendi kendime bir uğraş bu. Eğleniyorum. Yaptıklarımı instagrama koyuyorum. Oradan görüp isteyenler oluyor. 

Bu ileride ticarete dönüşür mü acaba? Bodrum’da bir mağaza açmak filan?..

Neden olmasın? Ama butik bir şey yapmak lazım. Belki bir süre sonra düşünülebilir. Şimdilik yok öyle bir şey. Birkaç arkadaşım, böyle şeylerle uğraşmak istiyor. Belki onlarla olabilir… Ticaret sıkıntılı bir iş. Eğlenmek, birilerine hediye etmek yetiyor bana. Ama aklımda farklı projeler var. Bir ressamın 10 farklı eserini t-shirt yapmayı düşünüyorum mesela. 

Her yönünüzü biliyorduk da ressam olduğunuzu bilmiyorduk… Instagram sayfanızda çok fazla resim görüyorum. Onları da siz yapıyorsunuz değil mi?

Evet. Uzun zamandır yapıyorum resim. Balıklar yapmaya başladım durup dururken. Bodrum’a geldikten sonra ‘balık’ serisi ürettim. Şu anda elimde 100 tane eser var. Klasik balıklarla başladım. Sonra balıklar dönüştü. İlginç şeyler çıktı ortaya.  

Sergi açmayı düşünüyor musunuz?

İstanbul ve Bodrum’da olabilir. O da biraz ilerleyen dönemde… Şimdi balıklar bitti, başka şeylere geçtim. 

Bodrum’da ne kadar kalmayı planlıyorsunuz?

Yazın çalışmak istemiyorum.Dolayısıyla bütün yaz buradayım. Dinleneceğim. T-shirt ve resim yapacağım. Şiir yazıyorum arada bir. Sakin bir hayat istiyorum bir süre. 

Bodrum, sizin hayatınıza ne zaman girdi diye sorsam?

1980’den beri geliyorum. Ama son 12 yıldır her yaz buradayım. Dört senedir de Bitez’de küçük bir evim var. 

Biz sizi dizilerle tanıdık. Ama yıllardır tiyatrodasınız. Tiyatro da devam ediyor mu bu arada?

Ebette. Tiyatro okuldan bu yana devam ediyor. Hiç ara vermedim. Ama son yıllarda sadece oyun yönetiyorum. Oyunculuk, dizi ağırlıklı… 

TELEVİZYON BİR İŞ… TİYATRO BAŞKA BİR ŞEY

Çok klasik bir soru olacak ama tiyatro mu, televizyon mu diye sorsam…

Dizi oyunculuğu biraz maddi bir şey. Sanat anlamında tatmin ettiğini söyleyemem. Televizyon bir iş… Haftada bir sinema filmi uzunluğunda dizi çekiliyor. Yeni bir şey deneme şansınız pek olmuyor. Oyunculuk anlamında, hazırdan yiyorsunuz… Sanatın kenarından geçen bir iş bu… Genç oyuncular için öyle değil tabii.  Kendilerini kanıtlamak için bir araç, bir yol olarak görüyorlar bunu. Ama tiyatrocular için olay biraz daha farklı. Paldır küldür giriyorsunuz işin içine. Bir şey inşa etmeden. Roller, seyircinin beklentisine göre yazılıyor. Ne olduğunu bilmeden oynuyorsunuz çoğu zaman. Örneğin bir karaktere başlıyorsunuz,  o karakter dizi ilerledikçe değişiyor. Başka bir şey oluyor. Küçümsenecek bir iş değil tabii. Milyonları etkiliyor. Duygusal ahlaki ve siyasi anlamda etkileyen işler de yapılıyor. Televizyon çok etkili bir araç. İnsanların evine bedava girebiliyorsunuz. Çok etkili, bazen de çok tehlikeli. Ama tiyatro başka bir şey.

Bir de yıllarca tiyatro yapıp, ödüllü yazılara, şiirlere imza atıp yeterince tanınmamak ama televizyon dizisinde oynadıktan sonra bir anda popüler olmak var… Haksızlığa uğramış gibi hissediyor musunuz?

Hayır. Bu haksızlık değil. Ben işin kurallarını biliyorum çünkü. Siz bir tiyatrocu olarak dizi oyuncusu ya da bir şarkıcı kadar ‘şöhret’ olmayı bekleyemezsiniz. Salon en fazla 300-500 kişi alıyor çünkü! Bir oyunu 30 gün oynasanız, her gece gelen insan belli. Doğası böyle tiyatronun. Tiyatro seyircisi tarafından tanınıyorsunuz elbette. Diğeri, çok daha farklı. Ben bundan öfke duyamam. Farklı işleri yapıp, aynı karşılığı almayı bekleyemezsiniz.  Yıllarca tiyatro yaparsın ama tanınamazsın. Eğer sizin dediğiniz gibi düşünen bir sanatçı varsa da yaptıkları sanatı yeterince tanımıyorlar demek ki. Değer, kıyaslama, iki eşit sanat dalı arasında tartışma konusu yapılabilir. Burada farklı işlerden söz ediyoruz. 

Şöhret size nasıl geldi? Kötü adam oldunuz ya, farklı tepkiler gördünüz mü insanlardan sokakta yürürken mesela?

Bir dönem yaşadım onu. Ama şimdi alıştı insanlar artık. Çok ilginç şeyler yaşadım. Bankamatikte para çekerken yanında beni görüp parasını telaşla cebine koyan adam gördüm. Telefonunu düşürdü bir kadın beni görünce. “Evladım Kuzey iyi çocuk niye öyle yapıyorsun?” diye yolda çevirip başlıyor sohbet etmeye yaşlı bir kadın... En az bin tane hikayem var böyle.

Peki tiyatroya dair bir hedefiniz, içinizde uhde kalan bir projeniz var mı?

Her yönetmen bir Shekspeare oyunu yönetmek ister. Ben de isterim. Ama süreç devam ediyor. Henüz içimde kalan bir şey yok. Ben zaten öyle hırsları olan biri değilim. Çok alanda hareket ediyorum. Tek bir yere saplanıp kalmıyorum. Dolayısıyla ısrarım yok. 

Dizi enflasyonu var adeta. Ben artık takip edemiyorum. Bu kadar çok oyuncu, işçi bu sektörden ekmek yiyebiliyor mu?

Sektörde büyük paralar dönüyor tabii. Elbette çalışan herkes ekmek yiyor ama kimin ne kadar yediği meçhul… Dizi sektöründe çalışan emekçiler boğaz tokluğuna çalışıyor olabilir. 7 gün 24 saat hiç es vermeden yapıyorlar işlerini. Bana göre oyunculardan daha zor onların işi. Kazançları çok fazla değil. 

Siz kötü rollerin adamı oldunuz. Yapıştı mı bu rol size acaba?

Televizyonda öyle… Görüntüm sert herhalde.

Gerçekte de sert bir mizacınız mı var?

Kesinlikle öyle değil. Tam tersi aslında. Her insan gibi benim de vardır belki sertliklerim. Ama orada oynadığım adamların hiçbiri değilim. Kuzey Güney’de bir Ferhat rolü oynadım. Çok da önemli bir karakterdi. Ondan sonra öyle bir imaj kaldı üzerimde.  

Bir de yazar ve şair yönünüz var. Ufukta yeni bir kitap var mı?

İlk kitabım 1991’de çıkmıştı. İlk Gibi Son… En son “Şah” diye bir kitabım çıktı. 100 dize… Yeni iki kitabım oldu. 

Şiirleriniz pek çok dile çevrildi. Bir de ödülleriniz var.  Oyunculuk, yazarlık, resim, şimdi de t-shirt işi!.. Tüm bunları bir arada yürütmek zor gelmiyor mu?

Ben yaptığım tüm işleri severek yaptım ve hiçbir yorgunluk hissetmedim. Bazen fiziksel ve zihinsel olarak yoğunlaşmada güçlük çekebiliyorum. Ama bu uğraşların, şiir dışında hemen hepsi, ekip işi. Çoğunlukla doğru ekiplerle çalışıyorum. Ama dizi oyunculuğu biraz daha zor bir iş. Çünkü bir sette bulunmak çok sevimli bir şey değil. Millet işe giderken, sabah yastığa kafanızı koyabiliyorsunuz. Çok yorucu bir iş gerçekten. Ezber yapıyorsunuz, 50-60 kişiyle bir seti paylaşıyorsunuz. Makbul bir iş değil aslında. Ama daha çok sevdiğim işleri yapmama zaman ve zemin hazırlıyor. Böyle tanımlıyorum.

Resim, şiir, tiyatro derken ‘müzik’ de var mı hayatınızda?

Var. Şarkı sözü yazıyorum. Bora Öztoprak’la birlikte çalıştık. Üç şarkı yaptık beraber. Ya single ya da albüm çıkaracak eylül gibi… Bu ilk değil tabii. İhtiyaç Molası’nın albümünde de bir şarkı sözüm var. 

Romantik bir adam mısınız siz?

Romantik değilim. Gerçekçiyimdir. 

DUYGUYLA YAPILAN İŞLER ÇÖP’TÜR!

Ama bu kadar duygu yoğun işlere imza atınca duygusal bir yanınız olsa gerek diye düşündüm.

Yanlış aslında. Öyle bir şey yok. Sanat duyguyla yapılan bir şey değil, akılla yapılan bir şeydir. Duyguyla yapılanların hepsi kötüdür, çöptür! Yanlış yansıtılıyor. Bir roman yazmak, duyguyla mümkün olabilir mi? Gece resim yaparsınız çok güzel gelir gözünüze. Ama sabah bir bakarsınız, çöp! Akıl devreye girer düzeltir o işi… Şarkı sözü, şiir de öyledir. Ben söyledim, ben yazdım, çünkü hissettim. Öyle bir şey yok. Hepsinin belli kuralları var. Her gerçek yazar aklıyla yapar işini. Tabii ki belli bir duygudan yola çıkılır. Ya da tanıdık duygulardan… Gün gelir o duygular kullanılır. Sanat tabii ki duygulara, görselliğe, tüm algılara dayanır. Ama duyguyla bir iş çıkaramazsınız ortaya. Heykel yapamazsınız mesela. Taşı duyguyla mı yontarsınız, yoksa bir tekniği mi vardır o işin? 

EVLENECEK KADAR CESUR DEĞİLİM

Bugüne kadar evlenmediniz hiç. Neden?

Kendinize bu kadar vakit ayırırsanız, başka şeylere vakit ayıramıyorsunuz. Evlilik, çocuk sahibi olmak bana göre cesur insanların yapacağı işler. Bizim gibi bencil, kendine önem veren insanlar yapamıyor. 

Bencil misiniz?

Şöyle bencilim.Zamanı kendim içim kullanmak istiyorum.  Başka şeyler için vakit ayırmak istemiyorum. O anlamda bencillik bence. Sosyal hayatta tabii ki bencil değilim. Paylaşımcıyım, ihtiyacı olan insanlara yardım ederim. Ama kendi hayatınızı yaratırken alanlar oluşturmaya çalışıyorsunuz ve evlilik bu alanları daraltan bir şey. Ona cesaret edemedim sanırım. 

Bodrum’da hayat nasıl geçiyor? Neler yapıyorsunuz? Nerelere gidiyorsunuz?

Bodrum’da dinleniyorum. Bir ay önce geldim. İstanbul’da çok uzun mesafeler kat ediyor ve çok fazla zaman harcıyoruz. Sabahlara kadar çalışıyoruz. Düzensiz bir hayat. Haftanın üç günü bile çalışsanız, o düzensizlik insanı yoruyor. Onun için Bodrum’da hiçbir şey yapmıyorum. Burada ‘durmak’ bile yeterli. Kalabalık yerleri sevmem. O yüzden takıldığım mekanlar yok. Sabahları yürüyüş yapıyorum. Öğleden sonrayı evimde geçiriyorum. Tatile gidip kendini yormak isteyenlerden değilim. 

Uzun zamandır Bodrum’u tanıyan biri olarak bir değişim görüyor musunuz buralarda?

Bodrum artık bir büyükşehir. Ama karakteristik özelliği bitmiyor. İstanbul bile bitmedi. Burada da bir büyükşehir hali var. Ama enine yayılarak biraz kurtarıyor sanki kendini…  

Yeni proje var mı?

Geliyor bazı senaryolar. Okuyoruz. Şu anda bir şey söyleyemem.

Bu keyifli sohbet için teşekkür ederiz.