HER ŞEY BİR MASAL TADINDA OLSUN

Ne kadar sık duyar olduk “nerde o eski günler!“ sitemini. İnsanların artık değiştiğinden; sadakatsiz, vurdumduymaz, sabırsız olduklarından söz ediliyor hiç durmaksızın. İnsani değerlerin yitirildiği bahsine ise hiç girmek istemiyorum çünkü, benim ele alacağım konu “ günümüz arkadaşlıkları”. Durum gerçekten öyle mi acaba? İnsana has addedilen bu yakınlaşmalarda gerçekten bu kadar kötüye mi gidiyor insanlık.
Değil! İnsan, taşıdığı değerler ve hissettiği duygusal oluşumlar bakımından yerli yerinde durmakta bence. Değişen ise, baş döndürücü bir hızla gelişen teknolojinin getirdiği yeniliklere ister istemez ayak uyduran insanın yaşam tarzı. İnternet denilen ortamda hızla çoğalan sosyal paylaşım sitelerinde paylaşılan sosyal meseleler midir yalnızca? Ya da öyle olduğunu farzedelim: Dostluk, arkadaşlık  dediğimiz de sosyal bir olgu değil midir esasında. Yeni insanlarla tanışmak, bir araya gelmek hiç olmadığı kadar kolaylaştı bu paylaşım ağları sayesinde.
Eskiden öyle miydi ya. Evlere hapsedilmiş kadınlar ve kızlar, onların yüzünü bir kere görebilmek için günlerce evin önünden gelip geçen erkekler ve doğal olarak birbirine iki kere bakışan kızla erkek arasında oluşan bir aşk. Bu şansı yakalayan iki genç yürek elbette kolay kopamazdı birbirinden. Bir daha nerde başka kız ya da erkek birbirine denk gelecekler. Odaklanırdı bu iki kişi birbirine ve göremedikçe, dokunamadıkça büyürdü yüreklerinde o karşı konulamaz vuslat hayali.
Sevdaya, vuslata varma isteğidir en çok. Sevgiliye kavuşmanın ardından yavaş yavaş azalmaya başlar. Eskiden de öyleydi hala da öyle. Vuslat denince hemen akla Leyla ile Mecnun  gelir. Eski aşklara en iyi örnektir dillerde hep söylene gelen. Şöyle düşünmüşümdür hep (günümüzde yaşayan biri olarak ben) acaba Leyla ve Mecnun kavuşsalardı ve üç-beş ay sonra hadi bir yıl diyelim;Mecnun’un karşısına başka bir Leyla çıksaydı (hala o dönemlerdeyiz dikkat edin) sizce Mecnun kayıtsız kalabilir miydi bu yeni ve belki de daha güzel Leyla’ya.
Yeni hazlar yaşama isteği insanın doğasında vardır,değişmez. Hangi zamanlarda yaşarsak yaşayalım bu böyledir. Günümüzün getirdiği değişim de budur işte: Kaybeden yok artık ilişkilerde çünkü daima yenileri hazır beklemekte internette, sokakta, belki de bir cafede. Ve o ilk konuşma, ilk buluşma, ilk el ele tutuşma,ilk öpüşme. Bunların insana yaşattığı o tarif edilemez haz. İnsanın vazgeçemediği ve tekrar tekrar yaşamak istediği, tek duygudur bu. Bin yıl önce de bu böyleydi şimdi de böyle. Bu durumda suçlamaya hakkımız var mı kendimizi, başkalarını  ya da yaşadığımız şu zamanı.
Her şeye rağmen bu yazdıklarımdan insanların doğasında var olan, yeni hazlar yaşama arzusunu onayladığım anlamı çıkarılmamalı. Sadece farklı bir açıdan bakmaktı benimkisi; suçlamak ve yargılamak yerine biraz daha nedenlerini sıralayıp, kabullenilmesi gerektiğini ortaya koymaktı.
Son olarak, itiraf etmeliyim ki; ben de o eski zamanlardaki, o ulaşılması zor sevdalara sevdalıyım. Ayrı bir tat, ayrı bir heyecan olmalı o aşklarda. İsterdim ki, günümüzde de sevdalanan yürekler hazların en büyüğünü tekrar tekrar ama aynı kişide yaşasın. Arkalarından “sonsuza dek mutlu yaşadılar” densin ve her şey orada son bulsun. Yani,her sevda bir masal tadında olsun.

Yorum