Oyun İçinde Oyun

Organizmanın işlevlerini denetleyen, duyum ve bilinç merkezi olan organ, bildiğiniz gibi beyindir, yani vücudun lideri.  O ki, yaşamsal faaliyetleri düzenler, kurallar ağını oluşturur ve tüm yaşamı kodlayan bir yazılıma sahiptir.  Karar verme sürecinde; kendince doğru ve yanlışı görür, hak olan ile hak olmayanı sezen ve ayırabilen yegâne organdır; olmak, yapmak, etmek arası döngüyü sürekli kılan karar merkezidir.
Birçok yaşamsal görevi olan ve hayatın tüm değerler süzgecini çalıştıran beyin, en önemli vücut parçası olduğu aşikâr. Bu sebeple bir beyin,  yaşarken hep canlı ve diri kalmalı, sormalı, sorgulamalı, mantık kurmalı, koşulsuz biat etmemeli, öğrenmeli, keşfetmeli, hakkı olana yönelmeli…
Hak, hukuku çiğnenirken susan, kolay yoldan her şeye sahip olmayı düşünen zihniyete bir beyne sahip kişinin var olduğunu düşünelim:  Böyle bir beyne sahip kişi, etrafında ki onca rezilliğe dur demeyen, komşusu aç iken halen sürekli kendi bencilliğinin kölesi olan, aciz ve o kadar basiretsiz bir canlıyı işaret etmez mi?
Peki, böyle bir beyinin canlılık veya cansızlık oranı nasıl anlaşılacak acaba? Beynin canlı veya cansız olmasının ölçütü, gün içinde diri olan, kendince zannettiği hak yolda düşünen, haksızlığa karşı duran, fikir yürüten, keşif eden, sorgulayan mı? Nefsin yanlış istekleri doğrultusunda abartılı yaşamsal faaliyetlere düşkünlük gösteren, yaşarken ölmüş bir beynin ve bitkisel tarzda bir yaşamın ta kendisi değil mi? Bilinen ve bulunan tüm zamanını, hesapsız ve kitapsızca, hakların yenildiği, içildiği ve hiçbir tepki verilmiyorsa işte o zaman görmek mümkün mü, ne dersiniz?
Yaşarken ölmüş beyinleri diriltmenin yolu ne ola ki? Beyne spor yaptırmaktır. “Beyne spor nasıl yaptırılır,” diye sorduğunuzu düşünüyorum. Şöyle: Beyin sporu, KOZALAK Matematiksel 4 İşlem Zekâ İksiri, Satranç, Dama ve Sudoku oynamakla olur.
Bir örnek vereyim: Satranç oynayanlar bilir; Satranç oyununda amaç, rakip şahı mat etmektir. Bunun anlamı rakip şahın bulunduğu karenin tehdit altında bulunması ve tehdit altında olmayan bir kareye kaçış ya da tehdidi engelleyecek başka bir hamlesinin olmamasıdır. Bu da rakibin diğer taşlarını alarak onu güçsüz bırakma ilkesine dayanır.
Satranç oyununda hızlı karar verip tedbir almak önemlidir. Bu oyunda yapılan en önemli adım gambit, yani piyon fedasıdır. Gambit yapılan piyon kendinin vezir olacağını zanneder, kendine geldiğinde çoktan feda edilmiş olur. Bu, gambitten sonra, daha fazla taşın merkeze rahatça açılmasına olanak sağlar. Oyun içinde oyun ya da -gambit-diyebilirsiniz. “Nasıl yani?..” diye sorguladığınızı düşünüyorum. Açıklayayım: Satranç oynayan oyuncu, rakibinin çok önemsediği bir taşını almak için birkaç hamle sonrasını düşünüp plan yapar. Öndeki taşını koruyormuş gibi yapıp, vurucu hamleyi yapacağı taşı saklar, fırsat bulduğu ilk hamlede gambit yapacağı (feda edilen) taşı ileri sürüp bir nevi şah çeker. Rakip şah mat olmamak, kendini korumak için iki seçeneği vardır: İlk etapta kaçmak ve ya şah çeken taşı almak. İşte o zaman karşı hamle gelir ve saklanmış taşın önü açıldığı için amaçlanan taş vurulmuş olur…
Var olan ömrümüz boyunca, vücudumuzun işlevlerini denetleyen zihnimizi uyanık tutmak; hayatımızın akışında yaşamımıza yön veren Gambitlerin(hediyelerin) ne için yapılıp yapılmadığını görmek için, beynimizi sürekli çalıştırıp diri olmamız gerekir…

Yorum