BEN BİR AHLAT AĞACIYIM

Ben bir ahlat ağacıyım Anadolu bozkırlarında. Kara kışa, sarı sıcağa, susuzluğa, uykusuzluğa, yalnızlığa… bilcümle cefaya ve vefasızlığa pek alışığım...

Güz, bu yıl pek farklı geldi. Bir damla suya hasret geçti yazım. Şimdi ufukta bir bulut görsem, azıcık yağmur kokusu getirse rüzgâr, umuda kesiyor dalım, yaprağım. Ama her seferinde yağmadan dağılıyor bulut, başka bir zamana erteleniyor umut.

İşte böyle zamanlarda bir anıt adam, çıkagelir. Kutluluk bilgisinden söz eder, onun dilinden dökülür ufkumu aydınlatan ışık. Balasagunlu Yusuf Has Hacip’tir o. Bu kez yanında bir kadın, bir de çocuk vardı: Kadın an’dı, çocuk da yarın.

“Bir gün” diyerek söze başladı Yusuf Has Hacip. “vezir Aytoldu, hükümdar Güntoldu’ ya gider. Hükümdar, üç ayaklı bir tahtta oturmaktadır. Elinde bir bıçak vardır. Tahtın sağında şeker, solunda da acı ot asılıdır.

Vezir bunların anlamını hükümdara sorar. Hükümdar, üç ayak üzerine duran hiçbir şey, bir tarafa meyletmez; her üçü de düz durdukça taht sallanmaz. Eğer üç ayaktan biri yana yatarsa, diğer ikisi de kayar ve tahtta oturan yuvarlanır.

Ben doğruluk ve kanunum. Beyliğimin temeli doğruluk üzerine kurulmuştur. İster oğlum, ister yakınım ve hısımım olsun; ister yolcu ister misafir olsun; kanun karşısında benim için bunların hepsi birdir;
Hüküm verirken hiçbiri beni farklı bulmaz” der. Sonra bıçak, şeker ve acı otun anlamlarını açıklar:

“Ben işleri bıçak gibi keser atarım; hak arayan kimsenin işini uzatmam. Bıçak adalette çabukluğu simgeler. Şekere gelince, o zulme uğrayarak bana gelen ve adaleti bende bulan insan içindir. O insan, benden şeker gibi tatlı ayrılır. Zehir gibi acı olan hintotunu ise zalimler ve zorbalar içer. Çünkü onların yüzleri kararımdan sonra bu otu içmiş gibi buruşur.”

Şimdi neden bu öyküyü anlattı bu anıt adam, derken söze giriyor kadın:

“Demokrasinin olmadığı ülkelerde yasalar, yoksullar ve güçsüzler için geçerlidir. Zenginler ve güçlüler daima bir yolunu bulur” diyor ve tane tane ekliyor: “Yasaları yapan da yasalara uyuyor mu? Kentleri planlayan da binasını, kent planına uygun yapıyor mu? Ahbap bağışlarıyla okuyanlara gemi almak için verilen banka kredileri, çalışıp okuyanlara da veriliyor mu? Devleti yönetenler, devlet katını, akraba ve yandaşa değil; liyakate açık tutuyor mu? Eşit mi yasalar karşısında herkes? Eşit değilse adalet işlemez Adaletin işlemediği toplumlarda eşitsizlikler çığ gibi büyür; insanlar canlarını mallarını emanet ettikleri devlete karşı güvenlerini yitirir; devlet çürür.”

Gözleri ufkun ötesine çakılı çocuk, çıkarıp bıçağını kınından, kazıyor gövdeme harf harf sözlerini:

“Yasalar geçmişle hesaplaşarak değil, geçmişten ders alınarak yapılır.”

“Bir grubun arzusunu karşılamak amacıyla yapılan yasa, yarın başka grubun arzusunda boğulur.”

“Devlet, kimi gruplara mavi boncuk dağıtarak değil, herkese eşit davranarak ve kendisini var eden değerleri koruyarak ayakta kalır.”
“Bütün erdemler bilgiden doğar.” diye söze karışıyor anıt adam: Sesinde sağduyu çağrısı. Ben de biliyorum, bilgisiz insanın erdemli olmayacağını.

Şimdi bana da “işine bak!”diyecek birileri. Ama dedim ya ben bir ahlat ağacıyım. Alışığım kara kışa, sarı sıcağa, susuzluğa, uykusuzluğa, yalnızlığa… bilcümle cefaya ve vefasızlığa. Bu yüzden Yusuf Has Hacip’lerden aldığım ışığı, tüm “ahlat kafalı!”lar adına o çocuğa aktarmadan geçmiyorum:

“Ey oğul, gün gelir de bir gün bu ulusun kaderinde söz sahibi olursan iki şeyden vazgeçmemelisin: Birincisi doğruluk, ikincisi hak bilirlik. Bunlar erdemdir. Neyin doğru, kimin haklı olduğunu da ancak “bilgi” sahibi olanlar ayırt edebilir.

“ Bilgisiz kişinin, gönlü kum gibidir,
Irmak girse dolmaz; ot, yem bitmez.”
“ Bilgi bil, insan ol, kendini yükselt.
Yoksa hayvan adını al, insanlardan ıraklaş

Yorum