Sempati Mobilya

Ektiğin Ne Biçtiğin Ne?


Bir milletin yükselmesi, o millet içindeki kötülerin yok edilmesi ile değil, kötüleri doğuran kaynakları ıslah edebilecek, insanlarının ve bilhassa çocuklarının çağın gereği olan eğitim ile eğitmekle mümkündür. Nasıl mı? Demirci ustasının demiri ısıtıp, tavında dövüp vakti gelince de su verip, hamur şeklindeki demiri çeliğe çevirdiği gibi. Biz de öyle bir eğitim metodu uygulamalıyız ki çocuklarımız başarılarıyla, adalet ve merhametleriyle ülkemizin ötesinde tüm dünyanın yükselmesini sağlayıp, daha iyi bir yer haline getirecek bireyler olmaları için gayret göstermeliyiz.
Çağın gereklerini iyi okuyabilen, topluma ve insanlığa değer katan, saygı, paylaşım ve hassasiyet ilkelerini benimsemiş, özgüveni yüksek, yenilikçi, çalışkan, iyi ahlaklı, hoşgörülü, başarılı ve sorumluluk sahibi bir gençlik yetiştirmek için nasıl bir yol izlenmeli, diye düşünmemiz gerekmez mi? Anne-baba, öğretmen ve yöneticilerimize çok büyük bir görev düşüyor. Çocuklarımızın, kendini tanıması, ne istediğini bilmesi, hangi yeteneklere sahip olduklarını, becerilerini keşfederek bir yola girmeleri için gerekli tedbirleri almamız gerekir. Peki, bunu nasıl sağlayabiliriz? Kızlarımıza çok iyi eğitim vererek.
Her konu hakkında tartışabilen, fikir yürütebilen, sorgulayabilen, sadece mesleki bir uzmanlık değil, hayata yönelik bir uzak görüşlülük ve duruş geliştirmiş bireyler yetiştirmek için kızlarımızı iyi eğitip yetiştirmemiz gerekiyor. Çünkü en iyi öğretmen annedir. Yarınımızın teminatı çocukları onlar yetiştirecekler. Kendi öz kültürünü benimsemiş, bayrağını, tarihini, millî ve manevi değerlerine sahip, hoşgörü sahibi çocukları yetiştirmesi için eğitmemiz ve yarınlara hazırlamamız gerekiyor. 
Her çağda olduğu gibi bu çağda da, dünya için sorumluluk duyan, dürüst, adaletli ve cesur çocukları yarınlara hazırlarken, manevi dinamiklerini zenginleştirip, ilmî, fikrî ve ahlaki yönden gelişmelerine katkıda bulunmak için çalışmalıyız. Çünkü her bakımdan en üstün bir çağ olan, bilgi ve dijital çağında yaşıyoruz. Bu çağda, ne istediğini bilen, istediklerinin gerçekleşebileceğinden emin bir yaklaşım sergileyen, dijital ortamda büyüyen ideal yeni bir kuşak yetişiyor. Yaptığı iş her ne ise, ondan keyif alacak daha eğitimli bir kuşak. Teknoloji ve lüks olmazsa olmazları; öyle ki, bu çocuklar aynı anda pek çok alanla ilgilenebiliyorlar. 
Çevrenizdeki çocukları gözlemleyin görürsünüz. Bu çocukların özgüvenleri yüksek, bağımsızlıklarına da çok düşkünler; sabırsızlar, karşılaştıkları sorunların çok hızlı çözüleceğini düşünüyorlar. Uzun süren işlerden ve meşakkatli çalışmalardan hoşlanmıyorlar. İçe dönük olsalar bile; analitik düşünme düzeyleri yüksek, ne istediklerini biliyor ve hayatta her şeyin mümkün olduğuna inanıyorlar. Standart çevre ve meslekler onlar için pek önemli değil. Daha eğitimli ve hızlı olduklarından diğer kuşaklara göre önemli fark yaratacaklarına inanıyorum bu kuşağın. Bireysel yetiştikleri için duygu yönetimi konusunda yetkinler. Karşılaşabilecekleri sorun ya da kriz karşısında hemen vazgeçmeyeceklerini de düşünüyorum.




İnsan Onuruna Yakışır Soylu Amaç
Yıllar önce, yani 1913’te yurdumuzun bir köşesi olan Bayburt’ta “Bayburt Müslüman Dilendirmezler Cemiyeti” adıyla bir dernek kurulmuş ve bugün hâlâ faaliyette olan bir dernek. Müslüman Dilendirmezler Derneği’nin kuruluş amacının “yüceliği” ve “insan onuruna yakışan” yönleri düşünülürse, bu derneğin “insan olan ve yardım dileyen” herkese el uzattığı ve yardımda bulunduğu bir gerçek.
Amacı net ve çok insani, çok kutlu: yardıma gereksinim duyanlara; incitmeden, utandırmadan el uzatmak… Neden “Dilendirmezler Derneği” kurulmuş? Tarih bilgisi olan herkes bilir ki, 1910’lu yıllarda herkes sıkıntı içinde… Demek ki sıkıntısı az olan, sıkıntısı çok olanın sorununa ortak olma duygusunu taşıyor. O günün koşullarında, Bayburtlular “elinde olanı” “elinde olmayan” ile paylaşmak çabasında. “Mademki Bayburtliyuğ hep birük” düşüncesi ile hareket eden Bayburtlu, bu onurlu girişimin övüncünü yaşıyor, yaşamalı…
Derneğin kuruluş amacını  ve felsefesini iyi algılanmalı, o da ne? Günün koşullarına uygun olarak “Gerçek ihtiyaçlıya, gerektiği kadar ve onu sadakaya alıştırmadan” yardım… Bu durumu iyi anlayıp analiz etmemiz gerekiyor. Demek istiyorum ki: Çalışıp geçinebileceği kadar geliri olana “işsizlik yardımı” parası vermek; “yeşil kart” verip ameliyat ettirmek, devlet aracılığıyla çeşitli kurumlara “işçi” olarak yerleştirilerek “iş başında işsizler ordusu” yaratmak olmamalı…
Son yirmi yıllık döneme dönüp bir daha bakalım: Manevi değerlerin, ahlaki inancın törpülendiği, insanlardaki ruhsal sarsıntının arttığı, trafik kazalarının, kadına karşı şiddetin ve cinayetlerinin arttığı bir gerçek. Tekrar soruyorum, insanları bu noktaya getiren ne, bütün bu durumun sorgulanması gerekmez mi?..
Devleti yönetenler, toplumu “sadaka kültürü”nün oluşturduğu olumsuzluklardan kurtarıp, kötü örnekleri ortadan kaldırmalı. Çağdaş anlamda, güzel ahlakın yerleştirilip içselleştirmesinin öncülüğünü ve önderliğini yapmalıdır. Yeni iş alanlarının açılmasını özendirip, herkesin gücü yettiği oranda iş edinmesini sağlamalı. Bu ereklere ulaşmak için toplumun yöneticileri, iş insanları, toplum önderleri, toplumu oluşturan bireyler ile çağdaş, gerçekçi, kucaklayıcı, kararlı ve özeleştirili iş birlikleri oluşturarak sağlamalıdır. Elbette çalışamaz durumda olanlar, bu değerlendirmenin dışında tutulmalı. Onlara yapılacak yardımlarda gözetilmesi gereken koşul “kişi onurunun korunması, gerektiği kadar yardım yapılması, yardımlarda ayrımcılıktan kaçınılmasıdır.”

Bu yardımlaşmada şunlara özen gösterilmelidir:

1. Her başvurana değil, gerçekten ihtiyaçlı olanlara elbette onların duyguları gözetilerek, onurları zedelenmeden, sosyal devletin gereği, insan onuruna yakışır şekilde yardım sağlanmalıdır.
2. İş edindirme ilkesi, devletin yardımlarının temelini oluşturmalıdır. Paylaşımcıların “yarım gün”; “gece/gündüz”; “saatli”; “hafta sonu” gibi seçeneklerle vatandaşlara “çalışarak kazanma” ve “olanaklıysa kendi alanında uygulama yapma” alanları açması sağlanmalıdır.  Bu önerinin uygulanabilirliğinin zor olduğu ne denli gerçekse, uygulanabilir olduğu da o denli gerçektir.

Bayburt Müslüman Dilendirmezler Derneği’nin soylu amacı, sosyal devletin yardım anlayışının amacı olmalı; bu amaca, günümüz koşullarına uygun boyutlar katılmalı, “çalışarak yardım alma” anlayışı yaygılaştırılarak toplumda hızla gelişen “sadaka kültürü” önlenmelidir. Bunun yolu da “balık vermek değil, balık tutmayı öğretmektir.”

Yorum