Sempati Mobilya

BİR 'KADIN' OLARAK SORUYORUM

Hoşuna gitmiyorsa mırıldan arkadaşım, tekme de ne oluyor?

Bir devlet büyüğü dedi, ben değil! Hani şu otobüste şort giydiği için bir yaratık tarafından tekmelenen Ayşegül Terzi var ya… O olaydan bahsediyorum. Her gün gazetelere göz gezdirirken diyorum ki “beni daha fazla hiçbir şey şaşırtamaz”… Ne yazık ki yanılıyorum… Her gün biraz daha dumur oluyorum, boynum bükülüyor, diyecek söz bulamıyorum…

Bir genç kız, şort giydiği için otobüste tekmeleniyor! 

Ardından metroda bir kendini bilmez, ‘O şortlu kıza ne olduğunu biliyorsun, kapa çeneni’ diyor bir başka kadına… Tehdit ediyor. 

Kızın kıyafetinden tahrik olduğunu söyleyen ve uçan tekme ile genç kadına saldıran yaratık, elini kolunu sallaya sallaya toplumun içine salıveriliyor. Sırıtarak… Kendinden emin… 

Tehdit eden adam elini kolunu sallayarak dolaşıyor ortalıkta… Sırıtarak… Kendinden emin…

Burası Türkiye… Yıl 2016… Güncelerinize bu tarihi ve olayı not edin lütfen. 

Çünkü bu basit bir adli vaka değil. Bu, vehametin de ötesinde bir olay… Hani birkaç yıl önce “mahalle baskısını” tartışıyorduk hatırlar mısınız?  Yobaz fikriyatın o kocaman, dehşet verici işaret parmağından söz ediyorduk…  ‘Göz’ baskısından… Uzak geliyordu bize… Olmaz diyorduk. Ne oldu şimdi? Ne değişti bu ülkede? Bir kadın olarak ‘susmuyorum’ soruyorum. En doğal hakkım değil mi? Bir kadın olarak ‘endişeleniyorum’… Bir kadın olarak ‘hukuk devleti’nin benim haklarımın, özgürlüğümün, yaşam biçimimin, düşüncelerimin, hayatımın güvence altında olduğunu bilmek istiyorum. 

Bu düşünceleri paylaşan kadınlar, Bodrum’da ve Milas’ta şort giyip meydanlara çıktı. Gönülden destek verdim, alkışladım. Mahalle baskısına, mahalle dayanışması ile direnileceğini biliyoruz biz… Haklarımız, özgürlüklerimiz, yaşam biçimimiz aynı zamanda duruşumuzdur… Kendini bilmezler biz kadınlara geri adım attırabileceklerini sanıyorlarsa, müthiş bir yanılgı içindeler. 

Türkiye’de en çok tartışılan konuların başında geliyor “kadına şiddet”… Bunun en büyük nedeni, Türk toplumunun erkek egemen yapısı, kimse aksini iddia etmesin… Bugüne kadar çıkarılan yasalar, yapılan düzenlemeler, şiddeti ‘engellemeyi’ değil, şiddet sonrası yapılan ‘başvuruları’ yargısal anlamda değerlendirmeye tabi tutmayı hedeflediğinden, biz “şiddet”i tartışmaya devam ediyoruz bu ülkede… 

Bugün, Türkiye’de sığınma evlerinin sayısı son derece az… Var olanlara ise devlet desteği neredeyse yok gibi… İhtiyaca cevap vermekten çok uzak oluşumlar bunlar. 

Şiddet bugün bu ülkede “magazin” malzemesi olarak bile kullanılıyor, düşünebiliyor musunuz? 

Bütün bunlar, biz kadınların önünde aşacak daha çok engeli olduğunu gösteriyor yazık ki… Oysa kadın üretendir, kadın doğurandır, kadın emektir, annedir… Kadın hayatın ta kendisidir… 

Ulu Önder Atatürk "İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?” dememiş midir? 

Ve şairin mürekkebi “Elbet sefil olursa kadın, alçalır beşer” diye yazmamış mıdır?

Kime öğretemedik biz medeniyeti, beşeriyeti?.. Nasıl yetiştirdik bunca cahil zihniyeti? Nerede tıkanıp kaldık, insanlık yolculuğunda? Kim duvarlar ördü muasır medeniyetler seviyesine ulaşma hedefimizin önüne? Nerede hata yaptık biz? 

Ve kim bunlar? 

Öldüren, döven, hayatımızı, özgürlüğümüzü gasp eden caniler?

Ben sormaya devam edeceğim bir kadın olarak... Susmayacağım. Gerekirse sesimi yükselteceğim, hesap soracağım. Biliyorum asla ama asla "yalnız" kalmayacağım... 

 

 

Yorum