Dijital Araçlar ve Sanal Âlem

Çocukluk yıllarımda, şimdiki gibi televizyon, bilgisayar, cep telefonu ile mesajlaşma falan yoktu. Her fırsatta, çoluk çocuk, genci yaşlısı konu komşu, eş dost ve akrabalarla gülüş çığrış, neşeyle bir arada olunurdu. Kitap okunur, masallar anlatılır, bilmeceler sorulur, tekerlemeler söylenir, oyunlar oynanır, neşe ve kıvanç paylaşılırdı. Çocuklar ve gençler; büyüklerin yanında oturma, kalkma, edep erkân öğrenirdi. İnsanlar birbiriyle konuşur deşarj olurdu, bu eğlenceler âdeta terapi gibiydi…
Öğrenmenin en yolu oyunla olur. Biz çocuklar, hayatın tadını oyun oynayarak öğreniyorduk. En büyük eğlencemiz, evimizin bahçesinde veya mahalle arasındaki sokaklarda oynamaktı. Sokak aralarında “uçurtma uçurma, topaç çevirme, misket, yakan top, Dodo, tuğara, saklambaç, taş taş üstünde, loduk taşı….” oyunlarından birini ya da benzeri değişik oyunlar oynardık. Sokakta, bahçede oynamak diye bir kavram vardı. Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya zıplaya yürüyerek evimize gelirdik. Servis falan da yoktu ha.
Şimdilerde hiç kimse kimseyle konuşmuyor, oyunlar oynamıyor. Neşe, kıvanç paylaşılmıyor. Varsa yoksa televizyon, âdeta televizyonun esiri konumuna getirilmişiz. Geçen gün bir kâffede gördüm: İki bayan oturmuş kahve içiyorlardı, ancak konuşmuyorlar, ellerindeki cep telefonuyla sanal âlemde birileriyle mesajlaşıyorlardı. Sadece bu iki bayan mı, hayır, şimdiki gençlerin tamamına yakını böyle; Çevrenizdeki gençleri gözlemleyin görürsünüz.
Gencin birinin facebook sitesinde gördüm, gençler grup halinde bir araya gelmişler; bir arada oluşlarını ve nerede hangi mekânda olduklarını hesaplarından da paylaşmışlar, ancak orada da resimlerden anladığım kadarıyla gençler birbiriyle konuşmuyor, şakalaşmıyor, bütün dikkatlerini ellerindeki telefona vermiş sanal âlemde mesajlaşıyorlardı…
Bana göre, sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki! Sefer tası gibi üst üste apartmanlar var, görünümleri lüks, ancak içleri ruhsuzlaşmış! Site içindeki binalar, bahçe duvarlarıyla birbirinden soyutlanıyor, içlerindeki insanlarıyla birlikte.  Parklarımız var, içinde oynayan çocuk yok. Bir de her yıl sökülüp yapılan kaldırımlar, bitmeyen bir inşaatlar. Lüks binalar, ışıl ışıl vitrinler, etrafta dolaşan yapay insanlar… Hayat şartları insanlarımızı buz kalıbına dönüştürüyor, gülümseyen şen şakrak insanlarımız neredeler? Günümüz çocukları ise oyun oynamak için en çok bilgisayarları kullanıyorlar. Sanal âleme dalıp, gerçek hayattan kopuyorlar. İnsanlar yalnızlaşıyor, sanal âlemde çare arıyor, sizce bu kültür bizim mi?
Çocukluğumuzdaki eğlenceler, günümüz çocuklarının pek uzağında kaldı artık. İnsanlarımız, dijital araçların esiri konumundalar. Boş kaldıklarında ille de telefonlarından birbirlerine mesaj çekiyorlar…

Yorum