DÜNYA DENEN OKUL

Derviş Ali diye bir ozan yazmış yıllar önce BİR deyiş'inde demiş ki  "Cehennem dediğin dal odun yoktur herkes ateşini buradan götürür"

Bu dizeler usta sanatçı Ali Ekber Çiçek'in sazı ile takıldı yüreğime geçtiğimiz sabahın tan vaktinde.
Çok mu üzgünsün, çok mu mutsuzsun, çok mu acı çekiyorsun o zaman yarattığın cehennemden çık diyor mürşidin...
Bakın şu feleğin daim işine her dem cefasını kula getirir diyordu diğer bir mısrasında Derviş Ali
Yapman gereken nasibinde olmayan şeylere tutunmayı bırakmaktan geçiyor. Unutma içinde cehennemi yarattığın gibi gönlünde cenneti de yaratabilirsin derdi mürşidim...


Cennetin tasviri için; İçinde rengarenk çiçeklerin, türlü meyvelerin, bal akan nehirlerin, süt denizlerinin olduğu yer’ demişti babam, yedi-sekiz yaşlarında, camın önünde otururken…  ‘Binlerce inciden oluşan dev çadırları olacak herkesin ve kim neyi ister, neyi arzu ederse gözlerini bir an için kapayıp düşünmesi yeterli olacak, o şey anında yerine gelecek’…  diyerek fısıldadı o sakin sesiyle

Nasıl da heyecanlanmış, dinlemeye doyamamış, küçücük aklımla, hayaller kurmaya başlamışken, babam birden; ‘Cennete ancak iyi çocukları, temiz kalpli insanları, çevresine iyilik yapan, ailesini üzmeyen kişileri alıyorlar, aksi takdirde, ölünce cehenneme gönderiliyoruz. Cayır cayır yanan ateşlerin, korkunç zebanilerin hüküm sürdüğü şeytan krallığı orası ve korkunç bir yer’ … dedi

Rengarenk çiçeklerin değil belki ama rengarenk sevgilerin filizlendiği yüreklerde cennet mevsimi her zaman her yaşta başlamıştır. Bulut olmuş gözlerden akan sağanak yaşlardan sonra, buram buram huzur tüten bacalı yüreklerin bahar karşılaması. Yaradan'a sığınarak, evladına sarılarak, sevdiğiyle yaşayarak mutlu olmuş Ademlerin, bir elma yüzünden kovuldukları cenneti, içlerinde yaratma çabaları.

Kısacık ömürde, dolu dolu yaşananlarla cennet ve cehennemin türevlerini yaşıyoruz aslında.

Yapılan iyilik geri dönüyor mutlaka, kötülük ise çıkıyor bir zamanda. Tutulduğumuz bu sınavda, cennetle cehenneme yaşayarak hazırlanıyoruz galiba. Kor ateşler içimizde yanıyor, içinde olmak yerine, bal akan nehirler, süt denizleri içimizi tatlandırıyor, gözlerimizin yerine…

Ve bir alıntı hikaye dinledim geçenlerde yine Mürşidimden...

Bir adam ölmüş ve öbür dünyada yargılanmak üzere sırasını bekliyormuş. Sıra kendisine gelip mahkeme salonuna girdiğinde bir de ne görsün? Yargıç kürsüsünde bir insan oturuyor. Tanık sandalyesinde ise Tanrı yerini almış.
Adam şaşkın, “Aman Tanrım, bu nasıl oluyor? Beni senin yargılayacağını sanmıştım. Oysa orada hakim olarak bir insan oturuyor.” Tanrı gülümsemiş, “Ben hiçbir zaman sizi yargılamadım. Sonsuz sevgimle, ne yapmayı seçtiyseniz, sizi seçiminizde özgür bıraktım. Bana yargılamak değil, sevmek yakışır. Çünkü ben saf sevgiyim. Sizi kendimden yarattığım için sizi yargılamak kendimi yargılamak olur.
Ayrıca benim yargılamama ne gerek var ki? Her şeyi bilen ben sadece burada tanıklık ediyorum. Dünyada olduğu gibi burada da insanlar tarafından yargılanıyorsunuz.
Birazdan salonu hayattayken, senin zarar verdiğin, hoşgörülü davranmadığın, yargıladığın, kalplerini kırdığın insanlar dolduracak. Onlara kendini affettirmeye çalış. Onlar seni affederse ne ala. Çünkü cennetin yolu onların affından geçiyor.” demiş. Adam merakla sormuş: “Peki ya affetmezlerse ne olacak? “Tanrı yine sevgiyle gülümsemiş,
“Ben cenneti de, cehennemi de yeryüzünde yarattım. Seni tekrar yeryüzüne göndereceğim. Orada öyle bir yaşam süreceksin ki, tüm yaptığın kötülükler, verdiğin zararlar sana aynen yaşatılacak. Yani ettiğini bulacaksın. Ama bunun amacı sana ceza vermek değil. Sadece o insanların hissettiklerini bizzat yaşayıp anlaman, yaptığın kötülüklerin bilincine varman. İşte o zaman sen kendini affetmiş olacaksın.” Adam bir süre düşünmüş, “Peki, cennet nasıl bir yer?” diye sormuş Tanrı’ya.
“Cennet, bir yer değil, bir bilinç düzeyidir evladım. Dünyada mutlu, huzur ve sevgi dolu, insanlara destek olmaktan haz duyan, yarattığım canlı ve cansız her varlığa saygı göstermeyi bilen insanlar var ya, işte onlar, dünyada cenneti yeniden yaratmaları için geri gönderdiğim cennetliklerdir.Cennet de dünyadan başka yerde değil.” demiş Tanrı.

“Ama kutsal kitap bana öyle öğretmedi.” diye karşı çıkmış adam.”Kutsal olan tek şey yaşamdır. Ben o kitapları kutsal kılmadım. Siz kıldınız. Her şeye sevgi ile bakmasını bilerek yaşayan insan, en büyük ibadeti yapandır.” demiş Tanrı. “Peki dünyaya döndüğümde doğru yola görmemde yardımcı olacak mısın?” diye sormuş adam.

“Ben bunun için siz insanların içine “vicdan” denen bir pusula koydum. Eğer bu pusulanın etrafına ördüğünüz kalın bencillik duvarlarını yıkarsanız, vicdanınızın yani benim sesimi kolaylıkla işitebilirsiniz.” “Peki biz insanlara ne kadar yakında bulunuyorsun?” diye sormuş adam.

“Hem size şah damarınızdan daha yakınım, hem de düşman olduğunuz kadar sizden uzağım.” demiş Tanrı. “Çünkü düşmanlarınız da Ben’im. Siz de Ben’im.” “Yani mahkeme salonunda insanlara hiç mi hesap sormuyorsun Tanrı’m?” 

“Sadece iki sorum oluyor tüm insanlara.” diye gülmüş tanrı. “Dünya okulunda ne kadar sevmeyi öğrendiniz?  Ne kadar bilgi kazandınız?”


Bazı şeylere uzak değil, aslında çok yakınız. Tanrı, kulları yorulmasın diye içlerine yerleştirmiştir, onları. Örnek mi?
Cennet, sevdiğinizin yanı başıdır. Gerçek cehennem ise, yolunda gitmeyen hayatınızdır…

Cennet te Cehennemde içinde; Nice Muhabbetlere

Yorum