Mayın tarlası

Bizi adam yerine koymuyorlar kardeşim. Virüse nasıl davranıyorlarsa bize de öyle davranıyorlar. Zerre kıymet, zerre saygı yok!

Estağfurullah Rasim abi niye böyle diyorsun? Bu kısıtlamalar tamamen sizi kollayıp, korumak için dedim. Mecburen!

Bırak Allah aşkına Gül. Bari sen böyle söyleme. Yahu canıma tak etti artık! Bildiğin hakaret bu. Sinirden tansiyonum fırlıyor valla. İşlerimi halledemediğime mi yanayım, bize yapılan muameleye mi? Saçmalık bu kardeşim. Ben iki sokak ötedeki torunumu görmeye gidemiyorum; millet Uludağ’larda partilerde eğleniyor, oradan oraya ayaklı korona gibi geziyor ve buna ses çıkaran yok. Ama iş bize gelince reva görülen, evde hapis hayatı. Ayıp ayıp!

Havadan sudan sohbet ederken, laf dönüp dolaşıp hep koronaya ve alınan tedbirlere geliyor. Rasim abiyle de aynısı oldu. Cumartesi günü torunu Cansu, “Dede bize gelsene” diye tutturmuş ama ne fayda. Dede torun arasında hafta sonları aktive olan ‘mayın tarlası’ var.

‘Hafta sonu sokağa çıkma kısıtlaması.’ Çoğu insan mayın tarlasında kaçak göçek, seke seke geziyor ama Rasim abi saygılı bir beyefendi olduğu için kurallara uyuyor. Eee ne de olsa eski toprak.

Bu hikayede Rasim abi sinirli gibi duruyor ama aslında Rasim abi çok kırgın. Haksız da sayılmaz. Aylardır Sabah 10, öğlen 13 arasındaki zaman dilimine sıkıştı kaldı. 73 yaşında saat 13.00’den sonra eve tıkılıp kalmak ve hatta buna mecbur bırakılmak kolay alışılacak bir durum değil. Yine iyi dayandı, dayandılar. Millet, korona diye bir bela yokmuşçasına gezip tozarken, 65 yaş ve üzeri zorunlu olarak evde kaldı. Ne yalan söyleyeyim, mevzu Rasim abinin dediği gibi maksadını aşmıştı sanki ama Cumhurbaşkanının son açıklaması rahat bir nefes aldırdı. 65 yaş üstü ve 20 yaş altı kısıtlaması düşük ve orta riskli illerde kaldırıldı. Bodrum’da yaşayan 65 yaş üstü gençler ise 10:00-14:00 arası sokağa çıkabilecek.

Sahiller kullanıma kapatıldı

Her yeni gün değişik sürprizlere gebe. Mesela bir sabah bir uyanıyorsunuz ve bir bakıyorsunuz ki Kumbahçe sahiline inen tüm yollara, bant çekilerek uyarı yazıları asılmış. Atatürk Caddesi, nam-ı diğer Barlar Sokağı sahili dahil olmak üzere marinaya kadar her yer koli bantlarıyla sarılıp sarmalanmış. Hani kör ebe oynarken ebenin gözünü bağlarsın sonra kendi etrafında biraz döndürüp bırakırsın, ebe de biraz sersemler ve sarhoş gibi yürümeye başlar ya, işte bu ebenin eline koli bandını vermişsin, ebe de sersem sepet oraya buraya dolamış durmuş tadında bir görüntü. Vermek istediği mesaj ise “sahiller kullanıma kapatıldı.” Sabah sabah bu antipatik görüntüyle karşılaşan halk can havliyle birbirine ‘Bir bilen var mı? Bu iş nedir’ diye danıştı. Görenler görmeyenleri arayıp ballandıra ballandıra anlattı. Bu nasıl bir saçmalıktır diye cinnet geçirenler, her şeyi göze alıp bantları sökmeye başladı.

İşin aslı şöyle: İlçe Hıfzıssıhha Kurulu kararıyla dört gün önce tedbirler kapsamında, sahil bantları, park, mesire ve ören yerleri ile piknik alanlarında sandalye veya oturarak piknik yapma faaliyetleri yasaklandı. Sahillerde oturmak yalan oldu. Bekçi, polis ve zabıtalar cirit atıyor. Bir kabalıklarını görmedim; kibar kibar uyarıyorlar. Kurallara uymayanlar hakkında idari işlem yapma hakları var.

Anlıyorum sahiller biraz kalabalık olmaya başladı. Sosyal mesafeye çok dikkat edilmiyor, oturanlar maske takmıyor. Sezon yaklaştıkça Bodrum daha endişeli. Vaka sayılarının kayıtlı olan nüfus üzerinden hesaplanıyor olması Bodrum’u zor durumda bıraktı. Bodrum direnmeye çalışıyor. Bodrum hakkını arıyor.

Ama Bodrum’da yaşayanlar da böyle tuhaf bir görsellik içeren muameleyi, bu kadar ilkel bir çözüm arama biçimini hak etmedi. Allah’tan yeni kontrollü normalleşme süreci dün başladı. Dilerim yükselen tansiyonlar da kademeli olarak düşmeye başlar, sahil şeridindeki bantlar kaldırılır.

İller 4 kategoriye ayrıldı. Tedbirler illerin risk durumuna göre değişecek. ‘Her ilimiz salgın tedbirlerinin ne düzeyde uygulanacağını kendisi belirleyecek” Sevgili Bodrum özgürlük sarhoşu olup lütfen bu detayı unutma ve şirazeden çıkma.

Mayın tarlası

Anadolu’nun Gözyaşları

Kahve eşliğinde güzel bir sohbet... Hem de dolu dolu olanından. Korona öncesi bazı sabahlar Yaşar Bey’le kahve içer sohbet ederdik. Arkeoloji konusunda engin bir denizdir kendisi.

“Yurt dışında kaç tarihi eserimiz var; ülke dışına götürülmüş eserlerimize ilişkin bir çalışma var mı?” sorularına yanıt ararken başladığı araştırma sonucunda bu eserlerin peşine düşen Yaşar Yılmaz; amatör bir araştırmacı tutkusuyla yola çıkmış ve yoğun emek harcayarak 10’dan fazla ülkede, 50’yi aşkın müze gezerek Anadolu topraklarından götürülmüş ve günümüzde birçok Batı müzesine büyük değer ve zenginlik katan tarihi eserleri yerinde inceleyip envanter numaralarıyla belgelemiş. Ve bu eşsiz bilgilerin hepsini “Anadolu’nun Gözyaşları” adlı kitabında toplamış. Anadolu’nun Gözyaşları, büyük çoğunluğu 1830-1922 yılları arasında, Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden, farklı yöntemlerle götürülmüş, günümüzde Avrupa ve ABD’deki müzelerde sergilenen tarihi eserlerimizin, bugüne dek hazırlanmış en kapsamlı envanterini sunuyor. Kitabın 3. baskısı yeni yapıldı ve raflardaki yerini aldı. Kitaplığınızda mutlaka olması gereken bu eseri kaçırmayın.

Yorum