Madalyonun ikinci yüzü!

Net olarak bildiğiniz ya da farkında olup çaresizce bilmezden geldiğiniz, ama son derece rahatsız olduğunuz hatalar, eksikler veya yanlışlıklar, sizin dışınızda birileri tarafından dillendirilip eleştirildiğinde (Konu ve eleştiri yapan kim? Bu detay çok önemli) panter edasıyla savunmaya geçmek bir refleks olsa gerek. Hele ki çok sevdiğiniz için, kendinizi kahrını çekmeye bile mecbur bıraktığınız mevzular gündeme gelirse, gözleriniz kör ve kulaklarınız da sağır olabiliyor. Savunma mekanizması, yüzünüze püskürtülen gerçekleri bastırmak için seri bir şekilde bahaneler üretebiliyor. Esasında kendinizin bile inanmadığı bu bahaneler, başkalarını ikna eder mi, edemez mi işte orası muamma!
Son yıllarda benim hassas ve kırılgan olduğum konulardan biri de Bodrum. Altı yıldır burada yaşıyor olmak, Bodrum’la aramda kuvvetli bir bağ kurdu. Bodrum’a tatile geldiğim zamanlarda da benim için özel olan bu ilçeye karşı olan hislerim gün geçtikçe daha da yeşerdi, köklendi... Bence aramız iyi! Bodrum’un insana huzur veren bir büyüsü var. Öyle ki, her gelen aklını Bodrum’da bırakıp gider bile diyebilirim. Ama öte yandan, eğer merkez üssünüz Bodrum ise, bu kez de ‘aklınızı alan’ sıkıcı olaylara şahit olursunuz. Yani, madalyonun ikinci yüzü sizi hem üzer hem de sinir eder. Gerçek Bodrum sevdalıları da bilir ve görür madalyonun diğer yüzünü; illa yerleşik olmaya gerek yok anlayacağınız. Ama şahsen ben, merkez üssü Bodrum olmayıp sadece yaz aylarının sefasını sürenlerin, Bodrum’un gerçeği olan eften püften cefalarını eleştirmelerine biraz gönül koyuyorum. Savunma mekanizmam devreye giriyor ve panterleşiyorum.

Toz kondurmazsınız!

Bodrum’un koylarına bayılan bir arkadaşım var. Her yaz aynı koya demirleyerek başlar tatiline. Sezon bitene kadar -ailesiyle birlikte- tadını çıkarır tekne tatilinin. Önceki seneler haftanın 4 günü İstanbul, 3 günü Bodrum olmak üzere İstanbul-Bodrum arasında mekik dokurdu. Bu sene pandemi yüzünden pek sık gitmiyor İstanbul’a. İşlerini telekonferans yardımıyla yürütüyor. Neyse efendim, işte bu arkadaşım Bodrum koylarını sever ama yazın Bodrum’u pek sevmez. Yok çok kalabalık der, yok çok sıcak der, yok çok trafik var der, yok efendim çok gürültü var der. (ki bunların hepsi doğru ama bu sene pandemi işleri değiştirdi tabii) Çok mecbur kalmadıkça tekneden inip Bodrum’a gelmez. Geçen akşam bizim eve yemeğe davet ettik, kırmayıp geldiler sağ olsunlar.
Kapıdan girer girmez söylenmeye başladı. Her hücresinden sinir fışkırıyordu resmen. “Bodrum Bodrum dersiniz, toz kondurmazsınız Bodrumunuza. Emsalsiz dediğin Bodrum, çöplük konusunda gerçekten emsalsiz! Dünyanın en ilkel ülkelerinde bile şehrin göbeği sayılabilecek bir yerde çöplük yok artık. Bu nasıl bir görüntü, bu nasıl bir koku! Yıllardır çözemediniz şu sorunu...” diye haklı bir eleştiriyle başladı. Ee tabii ben hemen “Kem küm, şöyleydi de böyleydi” diye kıvırmaya başladım. Bodrum’un bariz ayıbını kuvvetli bir argümanla savunabilecek veriler olmadığı için, konuyu kaynatıp kapatmakta buldum çareyi. 30 yıldır yaşanan tatsız davayı beraat ettirme şansım yoktu elbette.

Bodrum çöplüğü sarmalı!!!

Gözünüzün önüne 30 yılda 2,5 milyon metreküp katı atık biriken bir çöp alanı getirmeye çalışın. Şimdi bu görüntüye, söz konusu alanın iki mahalleye (Torba ve Yokuşbaşı) komşu olduğu detayını da ekleyin. Bunların üstüne, sıkışan metan gazı sebebiyle meydana gelen patlamaları ve bu patlamalar neticesinde çıkan yangınları da koyun. İşte Bodrum, senelerce korku ve gerilim temalı görüntülere sahip bu gerçeklerle yaşadı. Allah’tan son senelerde Muğla Belediyesi katı atık merkezlerinin rehabilitasyonuna başladı da, içimize biraz su serpildi. Bu rehabilitasyon çalışmaları kapsamında, 253 bin 603 metrekarelik Torba katı atık toplama alanına 50 metrekare aralıklarla 13 adet gaz çıkış bacası açtı. Bu sayede, biriken metan gazı, eskisi gibi sıkışmıyor. Ama, etrafa yayılan (özellikle yaz aylarında) pis koku, eskisi kadar büyük olmasa da çıkan yangınlar ve görsel kirlilik hâlâ yerinde sayıyor. Yıl: 2020! Yer: Turizmin gözbebeği Bodrum!
Aslında yıllar önce Torba’daki vahşi çöp toplama merkezinin taşınmasına karar verilmişti. Yeni yer için Sazköy Mahallesi Akdam Mevkii’nde 100 hektarlık ormanlık Hazine arazisi uygun görülmüştü. Akabinde inşaat başlamış ama yol açma ve temel atma kazıları esnasında, Leleg uygarlığına ait olduğu tespit edilen, çeşitli kalıntılar bulunduğu ileri sürülerek Kaymakamlık talimatıyla durdurulmuştu. Sonrasında yılan hikâyesine dönen mevzunun akıbetini güncellemek için, geçen hafta Muğla Büyükşehir Belediyesi’ni aradım. Aldığım cevabı aynen iletiyorum.
“Eski yerin rehabilitasyonu tamamlandı. Mevcut yerle ilgili sürecin uzun olması nedeniyle yeni aktarma merkezi kurulacak. Bodrum çöpleri bu aktarma noktasından çöp detone alanına götürülecek. Gül hanım şimdilik verebileceğimiz bilgiler bunlar. İlginiz için teşekkür ederiz.”
Daha detaylı bilgi almak için, Muğla Belediye Başkanı Osman Gürün’den ricada bulundum. Maalesef bundan fazla detay alamadım. Buna rağmen, Sayın Gürün’ün uygun bulduğu bir zamanda -halkı bilgilendirmek adına- açıklama yapacağına olan inancım sonsuz.

Arapsaçı

Usta gazeteci Can Pulak, 2018 yılında yazdığı bir makalede konuya bakışını şu sözlerle dile getirmiş. Taşı gediğine koymuş.
“Basit meseleleri çözmekte değil, çözmemekte hatta arapsaçına döndürmekte çok ustayız.
Şu Bodrum’un çöp meselesine baktıkça, beceriksizliğe mi üzülsem, dostlar alışverişte görsün kabilinden gösterilen sonuçsuz çabalara mı kızsam, yetkililerin çaresizlik içinde kıvranıp, suçu birbirlerinin üstüne atmalarını mı eleştirsem, doğrusu ne yapacağını şaşırıyor insan...”

Yorum