Karaada’ya yapılan haksızlık!

Karaada; Bodrum’un yüz yüze baktığı ve sadece 4 mil uzağındaki kara parçası.
Adı kara ama kendi kara değil!
Çam ormanı ile kaplı, yeşil ile mavinin buluştuğu bir ada.
Ada’nın arka yüzünde birbirinden güzel koylar var.
Her birinde, mavinin farklı tonlarının ahenkle dans ettiğini görmek mümkün.
Özellikle de Poyraz Limanı!
Turkuaz mavi ve billur gibi.
Hani akvaryum gibi derler ya, işte ondan.
Bodrum Yarımadası’nda mavinin her tonunu görmek mümkün.
Öyle ki, Batı edebiyatının ilk büyük eseri sayılan “İlyada ve Odysseia”nın Antik Çağ’da yaşamış İyonyalı yazarı ozan “Homeros”, Bodrum için ‘Ebedi Mavilikler Ülkesi’ yakıştırmasını bile yapmış.
Karaada, Orta Çağ’a kadar “Arkos” adı ile Yunanlar tarafından yönetilmiş.
Daha sonra “Bodrum” ile birlikte “Rodos Şövalyelerince” alınmış.
16. Yüzyılda ise “Osmanlı” adayı çevresiyle birlikte kendi topraklarına katmış.
1919 yılında uluslararası anlaşmalar gereğince İtalya’ya bırakılan ada, 1932 Türkiye-İtalya Sözleşmesi uyarınca Türkiye’ye yeniden verilmiş.
Tarihi ve yaşanmışlığı olan Karaada’da meşhur mağara var.
Söz konusu mağarada ise şifalı olduğu öne sürülen sıcak su kaynağı yer alıyor.
Ayrıca mağaradaki çamurun cilt hastalıklarına iyi geldiği söyleniyor.
Bir rivayete göre, güzelliğine oldukça düşkün olan ve yaptığı süt banyolarıyla bilinen Kleopatra bu çamurun methini duyunca, adaya gelmiş ve bir süre burada yaşamış.
Belki de güzelliğinin sırrı süt banyosu değil, bu mağaradaki çamurdur.
Kim bilir...
Efendim, yerli ve yabancı turistler şifa bulmak, güzelleşmek ve biraz da gezmek için günübirlik teknelerle geliyorlar adaya.
Eee gelirler tabi!
Tarih desen var.
Doğa güzelliği desen var. Şifa desen var.
Şahane koylar desen var.
Üstüne üstlük bir de Kleopatra’nın güzellik iksiri olan çamur da var.
Daha ne olsun?
Bodrum’da görülmesi gereken yerler diye araştırdığınızda Karaada bütün bu olumlu özellikleriyle çıkıverir karşınıza.
“Peki bu yazılanlar abartılı mı?
Hayır, hiç abartılı değil!
Var olan gerçekleri yazıyor adamlar. Ama hiç kimse bu Ada’ya yapılan haksızlıktan söz etmiyor...

Ada, 2012 yılında üzerindeki işletmeyle birlikte Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular kapsamında yapılan ihaleyle, özel bir firmaya 99 yıllığına kiraya veriliyor.
Ada’nın yeni kiracıları daha harekete geçmedi.
Daha çok zaman var, yavaş yavaş hareket edelim diyorlar herhalde.
Ticari bir amaç için kiralanan bir yerde nasıl bir değişim beklersiniz?
Mesela ben:
- Adanın özelliklerini parlatacak girişim beklerim.
- Geleni kendine hayran edebilecek ve hatta her gelene bir kez daha gelme arzusu uyandıracak dokunuş beklerim.
- Doğaya ve çevreye saygı beklerim.
- Var olan doğal güzelliklere hürmet beklerim.
Ama maalesef bunların hiçbirini görmek mümkün değil!
Etraf çerçöp dolu!
Ada’da, bir zamanlar butik otel olarak işletilen ve fakat son yıllardaki harabeden farksız görüntüsüyle utanç içinde kıvranan, acı çeken, görenleri de hayrete düşüren zavallı bir bina var.
Ne acıdır ki, bu durumda ki bir binaya hiçbir Allah’ın kulu pansuman yapmıyor.
Dokunmuyor bile!
8 yıldır kimsesiz olan bu binanın ıstırabı, her geçen gün daha da artıyor.
Artık birileri bu ıstıraba son verse ve bir nevi kazulet haline dönüşmüş bina hemen restore edilse...
Ya da ne bileyim en azından hafif bir makyaj yapılarak geleni ürküten görüntüsünden arınsa. Çevre temizliği yapılsa, eli yüzü düzgün hale getirilerek içinde “şifa vaadi” geçen cümleler kullanıldığında yankılanan sakillik son bulsa ve termal suda yüzüp, çamur banyosu yapmak için gelenler kendini Kleopatra gibi hissetse. Fena mı olur...?

Ceremeyi doğa çekiyor

Valla hiçbir şey insanoğlunun doğa düşmanlığının ve bencilliğinin önüne geçemiyor.
Etrafa çöp atmaktan, temizi pisletmek, güzeli çirkinleştirmekten asla ödün vermiyor. Mevcudiyetinin yegane sebebi bu sanki.
Oldukça ciddi psikolojik ve sosyolojik bir durum.
Böyle görmüş, öyle gidiyor.
Bugüne kadar değişmedi ve ne yazık ki bundan sonra da değişmesi, evirilmesi zor gibi.
Nüfusun yoğun olduğu yerlerde en olmadık yere bile çöp atanların sayıları hayli kabarık.
Olay artık dizginlemez boyutlarda, zaten bunu çoktan anladık.
Durum fena!
Öte yandan, tam anlamıyla bakir olan doğanın aynı kadere maruz kalacağı sinyalleri de çok uzun yıllar önce çalmaya başladı.
Olay, psikolojiyi de sosyolojiyi de aştı.
İş, çığırından çıkıp tanımlanamaz bir hal alalı çok uzun yıllar oldu.
Belediye hizmetlerinin verildiği yerlerdeki temizlik elamanları bu ayıbı kapatmak için çalışıyor.
Peki ama ya bu bakirlik kendini nasıl temizlesin?
Doğa gönüllüleri her yere nasıl yetişsin?
Gönüllülerin sayıları diğer terminatörlerin sayıları altında ezilir.
Sahadaki mücadele “orantısız bir güç savaşı”nın en acı örneklerinden biri.

Şu ya da bu sebeple bakir olan bir yere gelmişsin, yemiş içmişsin, keyfini çıkarmışsın, çok da iyi yapmışsın!
Ama ardında bıraktığın bu öbek öbek çöp yığınları niye?
Bunları getirdiğin gibi geri götürmek çok mu zor?
Sen doğanın sana sunduğu eşsiz imkanlardan sonuna kadar faydalan, sonra ceremesini doğa çeksin.
Böyle bir oyun bozanlık, böyle bir bencillik olamaz.
Böylesi derece haksızlık yapmaya hakkın yok insanoğlu!

Yorum