Virüsün Çevreye Etkisi

Tüm dünya devletlerin yanı sıra vatandaşlar da SARS-CoV-2 virüsünü kontrol edebilmek için çeşitli önlemler almaya çalıştı.
Sokağa çıkma yasağının olmadığı günlerde de evlerine kapanan insan sayısı oldukça fazla. “Bana bir şey olmaz kafasını” benimseyen ve sokağa çıkma zorunluluğu olmadığı halde kendilerini sokaktan alamayanlar da var tabii.
Araç trafiği azaldı.
Artık daha az seyahat ediliyor.
Hatta edilemiyor.
Daha az üretiliyor, daha az naklediliyor.

Bu salgın döneminde fabrika üretimi, hava, deniz ve kara taşımacılığı adeta durma noktasına geldi.
Bu durum atmosferde biriken sera, karbondioksit ve metan gibi gazların oranlarının düşmesi anlamına geliyor.
Yani, bu dönemde hem çilekeş dünya ve hem de biz insanlar daha temiz bir hava soluyor olduk.
İTÜ’den Prof. Dr. Hüseyin Toros’un açıklamasına göre, İstanbul’da hava kirliliği yüzde 30 azalmış.
Çin ve İtalya’da da belirgin düşüş olmuş.

Geçenlerde de Stamford Üniver-sitesi’nden Dr. Marshall Burke’nin, “virüsün çevreye etkisi” konusunda çarpıcı bir araştırması yayınlandı:
Dr. Burke, koronavirüsün Çin’de yol açtığı ölüm sayısının 20 katı kadar insan hayatının kurtulmasını sağlayacağını ileri sürüyor.
Bunun sebebini ise, “Çin’in sanayileşmiş şehirlerinde ekonomik faaliyetlerin yavaşlamasından dolayı hava kirliliğindeki ciddi oranda azalma ve buna paralel olarak kirliliğin yol açtığı erken ölüm sayısında meydana gelecek düşüşler” olarak açıklıyor.

Günümüzde tüm insanlığı etkileyen en önemli problemlerden biri de şüphesiz “iklim değişikliği.”
Paradoksa bakın ki, bu değişikliğe sebep olan en önemli etken de insanlığın ayak izleri.

Uzmanların, yakında geri dönülmez bir noktaya geleceğimize ilişkin tüm uyarılarına rağmen yeterli hassasiyeti göstermeyen, ekonomik nedenleri bahane ederek gerekli önlemleri almayı kabullenmeyen insanoğlu, virüs tehdidi altındayken bütün tedbirleri kabulleniverdi.
Aslolanın “insan hayatı ve sağlığı” olduğu ve bunun önemi daha iyi idrak edildi.
Bu salgın bize, şu ana kadar izlediğimiz felaket yolundan her ne pahasına olursa olsun vazgeçmemiz gerektiğini daha net bir biçimde gösterdi.

İnsanlık açısından “iklim krizi” ve “türlerin yok olması” (ne kadar tehlikeli ve ölümcül de olsa da) viral bir hastalıktan çok daha büyük bir tehdit olabileceğini göz ardı etmemek gerekiyor.
İnsanlık tarihini yazanların arasında doğanın olduğunu unutmayalım lütfen!

Kirli hava ve su, insanların kalbini de kirletti

İmparator lakaplı Japon yönetmen Akira Kurusowa’nın “Dreams” (Düşler) filmini izlemenizi öneririm.
Her bir planı ayrı bir tablo estetiğine sahip, sekiz ayrı rüyadan oluşan film, lirik bir görsel şölen tadında.
Düşlerin ortak noktası çevre ve doğa.
İnsanın doğaya ve kendine karşı işlediği suçlar ve yansımaları anlatıyor.
Her bir düş doğaya ithaf edilmiş birer epik aktarım.
Bize bugünkü manzaraya bakıp doğayı yeniden düşünme fırsatı veren bu kısa filmlerden “Ağlayan İblis” insanların kendi elleriyle dünyayı mahvetmesinin sonuçlarını çok etkileyici ve çarpıcı bir biçimde gözler önüne seriyor.
Son düş olan “Su Değirmenleri Köyü” başlıklı kısa filmin konusu ise, noktasal ve çarpıcı bir etki yaratıyor.
Teknolojinin, modernleşme arzusunun, insan konforunun doğada yarattığı tahribatı eleştiren film, bugünkü doğa katliamlarını da gözden geçirmemizi sağlıyor.
İnsanoğluna bir ders, bir yol gösterici ya da bir dost önerisi şeklinde bir anlatıma sahip.
Yemyeşil bir doğanın içinde yer alan köydeki yaşamın gösterildiği filmde, yaşlı değirmenci ile gencin diyalogları birçok sorgulamayı da beraberinde getiriyor.
Bu köyde ne elektrik vardır ne de tarlalarını sürmek için traktör.
Değirmenci, gence bunlara ihtiyaç duymadıklarını söyler.
Geceleri karanlıkta yıldızları görebilmek, hayvanlarıyla tarlalarını sürmek onlar için yeterlidir.

Bana göre yaşlı değirmenci ve onunla sohbet eden genç arasında geçen en etkileyici konuşmalardan biri, “Bugünkü insanlar doğanın bir parçası olduğunu unuttular ve hepimizin bağımlı olduğu doğayı yok ediyor. Havayı ve suyu kirlettiler, kirli hava ve su insanların kalbini de kirletti” oldu.

Filmde dikkat çekici başka bir bölüm ise, “crows” (kargalar) adlı rüya.
Bu bölümde, yaşayan usta yönetmenlerden Martin Scorsese’i Vincent Van Gogh rolünü oynarken görüyoruz.

Yorum