Ah canım Bodrum, bu sessizlik sana hiç ama hiç yakışmadı

Mart başı gibi bir hareketlilik başlardı Bodrum’da.
Yeni sezona hazırlık için tatlı bir telaş...
Malumunuz gelirinin oldukça büyük kısmını turizmden elde eden beldeler, umudunu yazın gelecek turiste bağlar.
İşte bu umudun tohumlarının dikilmeye başlandığı zamandır bahar.
Mayıs ortaları gibi fideye dönüşen tohumlar, yaz aylarında ürün vermeye başlar.
Uykusuz kalınan gecelerin, uzun saatler süren mesailerin, yorgunluğun, kısaca emeğin karşılığının alındığı aylardır yaz ayları.
Ama maalesef bu yıl işler değişti.
Sözünü ettiğim tatlı telaşın tam da başlayacağı günlerde hiç alışık olmadığımız bir durumla karşılaştık.
Nasıl bir karaktere sahip olduğu hala tam anlamıyla çözülemeyen ve adına “Korona” denilen, kimilerine göre laboratuvarda özellikle geliştirilmiş, kimilerine göre ise yarasa yiyerek enfekte olan insanoğlu yüzünden vücut bulmuş, bir terminatör tarafından kuşatıldık.
Hemde öyle böyle böyle bir kuşatma değil.
Bu kuşatma; insanları evlerine hapseden, işlerini elinden ve hatta nefeslerini ciğerlerinden alan, dükkanlara kepenk indirten, okulları kapatan, dönen çarkları parçalayan, aileleri birbirine hasret bırakan bir kuşatma oldu maalesef.
Küresel ve bireysel ekonomilerde daralma olduğu net!
Hayatlarını gündelik kazandıkları parayla geçirmeye çabalayan vatandaş ne yapacak?Çalışamadığı gün cebine bir kuruş girmeyen vatandaş, çoluğunun çocuğunun karnını nasıl doyuracak?
İşini kaybeden ne yapacak?
Bu duruma nasıl dayanılacak?
İnsanoğlu bu işin üstesinden nasıl gelecek bilemiyorum ama şöyle ya da böyle bir şekilde gelecektir elbet.
Ama şunu biliyorum ki, zaten siz de farkındasınızdır, etkileri ağır olacak.
Her şeyin, herkesin en kısa sürede toparlanmasını can-ı gönülden diliyorum.
Allah hepimize güç kuvvet versin.

Şimdi hal böyleyken, “Evde kalmak bana çok iyi geldi, iç dünyama döndüm, evde oturmayı özlemişim” veya buna benzer diğer bir sürü söylemi son derece anlamsız buluyorum.
Ve ayrıca bu yaklaşımları gerek sosyal medyada ve gerekse farklı platformlarda paylaşanları da empatiden yoksun görüyorum.
Öte yandan ihtiyaç halinde nasıl kenetlendiğimizi görmekte memnun edici tabii.

Bodrum’a gelince...
Yazın kazandığı parayla kışı geçiren ve bir sonraki yazı, bir sonraki kışı geçirebilmek için dört gözle bekleyen esnafın hali ne olacak diye düşünmeden duramıyor insan.
Diyelim ki uçaklar uçmaya, tekerler dönmeye başladı.
Peki insanlar bu pandemi fobisini üzerlerinden hemen atabilecekler mi?
Hadi tatile gidelim diyip Bodrum’a gelecekler mi?
Şu an sessizliğini koruyan sokaklar canlanacak ve eskisi gibi kalabalık olacak mı? İnsanlar restoranlara gidecek mi?
Peki otellerin hali n’olacak?
Otel personelinin hali ne olacak?
İnsanların çalışacak işi olacak mı?
Üff...
Sonu olmayan, yanıtı bilinmeyen bir sürü soru.
Bu yaz nasıl geçecek Bodrum...?
Bu sessizlik sana hiç yakışmadı!!! Dilerim emekle dikilen her bir tohumun bereketi olsun ve Bodrum eski günlerine dönsün.

Meğer herkesin içinde bir Emine Beder varmış

Karnıyarıklar, yaprak sarmalar ve hatta içli köfteler, pastalar, çörekler, açma börekler, tatlılar falan derken, aniden lahmacun giriverdi araya.
Instagramda takip ettiğim nüfusun büyük çoğunluğu (ki bunların yarıdan fazlası bugüne kadar hamur açmamıştır) patır patır lahmacun yapmaya başladı.
Bir ilke imza atınca hemen fotoğraf çekiliyor ve anında Instagram sayfasına postalanıyor. Ne kadar çok beğeni alırsan, o kadar daha lezzetli oluyor mamül.
Ben de lahmacun yapıcam dememe fırsat kalmadan gündem değişti.
Mekanın yeni sahibi “Ekşi Maya Ekmek” çıktı sahneye.
Birbirinden güzel, iştah açıcı, ekmekler art arda yerini almaya başladı Instagram paylaşımlarında.
Her biri profesyonel ellerden çıkmış gibi.
Valla bu konuda herkes başarılı.
Arkadaşlar ihtisasınızı ekmek fırınında mı yaptınız?
Size inanamıyorum...
Bu “Ekşi Maya” işi kolay bir iş değil.
Her gün bebek besler gibi mayayı besle, hem de 10-15 gün.
İş bununla da bitmiyor. Ekmeği fırına atıyorum diyene kadar da baya bir uğraş ve zaman gerekiyor.
Yani tam sabır işi ki, bu ben de yok.
Ama yinede yapmaya niyetliyim!
Niyetliyim diyorum ama şimdi de “Ramazan Pidesi” girdi devreye.
Üstünde dumanı tüten sıcacık bir Ramazan pidesi içine sürülen tereyağ ve tulum peynirinin muhteşem kardeşliğinin lezzetine hayır diyecek olanınız var mı?
Hiç sanmam!
Herkese “Hayırlı Ramazanlar.”

Merak ediyorum!

Bodrum’da yaşayanlar hayvanlarla barışıktır.
Kediler, köpekler özgürce cirit atar sokaklarda.
(Son günlerde yaban domuzları da mahalle aralarında cirit atmaya başladı ama samimiyetimiz oldukça mesafeli.)
Öyle pist, hoşt lafları kulağınıza pek sık çalınmaz diyen göremezsiniz.
Ayrıca, “Aman evladım dokunma, ısırır”, “Elleme! pis onlar” ya da, “Dokunma yavrum tırmalar” diye çocuğunu uyaran anne baba sayısı da azdır.
Pisiler mutlaka yamacınıza gelip bi sırnaşırlar, köpekler de kafamı bi okşasana bakışları atar.
İşin ilginç tarafı kedi ve köpeklerin arası da iyidir Bodrum’da.
Doğaları gereği kedi kaç, köpek tut sahneleri de olmuyor değil tabii.
Buradaki çocuklar hayvanları sevmeyi öğrenerek büyür.
İstisnalar varsa bilemem. Ben görmedim!
Neyse... Şimdi bu salgın sebebiyle her yer kapalı, insan trafiği oldukça az ya!
Hele sokağa çıkma yasağı olduğu günlerde etrafta hiç insan olmuyor ya, bu kediler ve köpekler, “Nerde bizimkiler, özledik” mi diyorlardır, yoksa “Şükürler olsun kafamızı dinliyoruz” mu diyorlardır. Akıllarından neler geçiriyor çok merak ediyorum.

Sağolsun Bodrum Belediyesi, bu zorlu süreçte sokak hayvanlarını düzenli olarak besliyor. Ana arterlerlere bırakılan mamaları görüyorum ama yazlık evlerin bulunduğu bölgelerdeki hayvanların durumu kötü.
Biraz da oralara ulaşmak gerekiyor.

Yorum