KENDİMİZE YOLCULUK

En son zaman kendinle yolculuk ettin? Ne zaman kendinle konuştun? Mesela ne zaman kendi kendine yüksek sesle kahkaha attın? Ne zaman aynada kendine gerçekten baktın, hiç fark ettin yüzündeki çizgileri ve onların hikâyesini ya da saçlarını sevdin mi, hâlbuki bugüne kadar koşturmanın ve acelenin içinde hep kendinden başka herkes için hazırlanmak değil miydi derdin? Bir toplantı için, bir görüşme için ya da elindeki üstün zekâlı telefondaki aplikasyonlara o muhteşem anlarını herkesle paylaşmak derdindeydin genelde değil mi? aman bu kadar soru sordum da benim de bir farkım yoktu zaten sizden, aynısının tıpkısını yaptım.

Hani her birimiz sağda solda rastlarız böyle havalı atölyelere; kendini tanı, kendine yolculuk, kendini bil, kendini anla, kendini sev falan filan… Şimdi ise hayatın doğal akışı içinde dünya âlem girdik bu yolculuğa! Malum virüs sebepli evlerimizde kalmak icap etti, büyükşehirler arasında yolculuk engelimiz oldu, uçuşlar durdu, hafta sonları sokağa çıkmak yasak oldu, hafta içi desen kısıtlı, en sevdiklerimize bile dokunamaz olduk, sarılmayı unuttuk ve hatta tüm bunlardan korkmaya alıştırdık kendimizi, kimimiz ölümden inanılmaz korktu ve kimimiz de başkasına risk olmaktan ve sonunda her türlü kendimizle kaldık…

Ne gariptir ki aynı çatı altında birlikte yaşadıklarımızı daha iyi tanımamıza vesile oldu; tahammül sınırları sınandı, neleri kaçırdığımızı anladık, çocuklarımızla ilk kez tanışıyor gibi olduk ve hatta ne kadar uzak kalmışız onu anladık. Full time ebeveyn, eş, evlat olmak öylede kolay bir şey değilmiş aslında. Gerçi bocaladık evet ama hayat bu kadar bir arada olmamıza izin vermedi ki daha önce ve böyle bir izin muhtemelen 100 yılda bir oluyorsa bize denk geldi. 1-2 hafta sonra belki de bu durumu sevmeye başladık ama o kadar alışmak istemedik ki, hayat normale dönerse gerçeğe dönebilmenin zorluklarını düşündük, iyi de hangisiydi gerçek? Bu mu, önceki mi? Hatta biz kendimiz bile hangisinde kalmak istediğimizi bilemedik kimi zaman…

Devletler kendi arasında; en iyi ben yönettim, en güzel hastaneleri ben diktim, senin virüsün benim virüsüm, tüm bunlar ar-ge çalışmasıyla özellikle yapıldı, yok efendim yarasa yediler de oldu bilmem ne diye düşüne dursunlar; asıl evrenin bizi nelere hazırladıklarına bir bakın, sonuçta bu virüs hayatımıza nasıl girmiş olursa olsun girdi ve belli ki işini iyi yapıyor, delice yayılıyor ve kendini bir şey sanan bu virüse kafayı takmış olanlar var; “cahil olmayan” kategorisine girenler (cahile dâhil olanlar her makamdan, din, dil, ırk ayırt etmeksizin olanlar), bilim insanları ve tabi ki tüm sağlık mesleği mensupları şuanda bu virüs karşısında duran yürekli koca bir ordu!  Tam olarak tanımadığın bir şeyle savaşa girmek zor olsa gerek ve ben de evde kalarak o orduya destek vermekten acayip gurur duyuyorum kendimle!

“Evde kalarak” demişken biraz da kendi tarafımdan anlatayım, şimdi tek başına kalan biri olarak durum biraz daha farklı olabilir tabi, komik tarafları çok fazla. En birincil derdin karnını doyurmak oluyor, eve neyi ne kadar stoklaman gerektiğini bilmiyorsun çünkü hayatında böyle bir alışveriş yapmamışsın, şimdi de belirsiz bir süre evde kalman gerektiği söyleniyor, pek o zaman kaç adet nohut konservesi almalıyım, tuvalet kâğıdı kaç ruloluk olsun, su kaç koli olsun? Bol bol makarna aman eksik olmasın ve daha neler neler! Neyse ki şükür üstün bir performans sergileyip marketi eve taşımadım. Evde kalmakla, elindeki malzemelerinle nasıl yaratıcı ve tasarrufçu oluyorsun kendin bile inanamıyorsun! Neredeyse hiçbir şey çöpe gitmiyor,  gereksiz su ve elektrik harcamasına dikkat ediyorsun, hem kendi cebin için yaparken hem de dünya kaynaklarına sahip çıkabilmek için uğraşıyorsun. Koşa koşa her indirimde kendine; bunu da giyerim, şu da lazım olur diye aldığın ayakkabı, kılık kıyafetin ne denli anlamsız olduğunu görüyorsun ve aslında bir gün hayatın normale dönse bile elindekilerle yetinme konusunda kendine acayip sözler veriyorsun, evden çalışıyor bile olsan artık yatak odan ve salon arasındaki 5 adımlık mesafede işinin başında olacağını bilip tam olarak istediğin rahatlıkta hazırlanıyorsun işine;  tayt ve eşofman üstü en havalı iş kıyafetin oluyor. Şimdi de gündeme uygun bir sürü atölyeler çıktı ve bunlardan biri de psikolojik olarak kendinizi iş başında hissetmeniz için işe gider gibi hazırlanmanız gerekiyor diyorlar ama tayt giyip saçıma kalem dolayıp çalışınca aslında işimden geri kaldığımı hiç düşünmüyorum, konfor alanın neyse orda devam kardeş! Diğer taraftan insanlarla bir arada olmak, sokakta bir iki esnafa selam vermek bahanesiyle hep alışverişimi çıkıp kendim yaptım bugüne kadar ve hiç telefonumda sanal market aplikasyonları olmadı ama şimdi oldu. Paylaşmayı ne kadar sevsek bile dünyanın bir yerlerinden özenle aldığım şarabımı kendimle paylaştım ve keyif yaptım mesela, genelde birileriyle açmayı severken… Kaçırdığım onca muhteşem dünya yapımı dizileri izledim tek tek ve hala devam, okumaya söz verip kenarda beklettiğim kitaplarıma sözümü tutmaya başladım ve en önemlisi kendi kitabıma daha çok sahip çıktım! İtiraf etmeliyim ki en çok ona mahcubum. Tabi bir de hayat ne kadar normale döner bilmiyorum ama döndüğünde aileme gitme fikri çok iyi geliyor, orada olmayı hayal etmek, onlara sarılabilmek, dokunmak, görmek… Yani insan bir yerde kendine zaman ayırmayı öğreniyor, kendisi için yapmayı kaçırdığı her şeyi bir çırpıda yapma sevdasına giriyor, aynaya bakıp gülümseyebiliyorsun bile…

Ve bunların hepsinin ötesinde biz makarna, tuvalet kâğıdı derdine düşüp evlerimizde sıkıntıdan patladık saçmalıklarına bürünmüşken, dışarda olmak zorunda olanlar var ve bırakın peyniri, şarabı bilmem neyi, evine ekmek götürmek zorunda olan bir sürü emekçi var… Evimizin konforunda kendimizde sıkılma hakkını bulurken, kapıya kuryeyle gelen poşetleri tek tek silip içeri itinayla alırken onlar her an dışarda olmak zorundalar.

Sokakta motor tepesinde benim mutfağımı bana getiren, sokağımdaki çöpleri toplayan, aynı sokaktaki canların karnını doyuran, fırınında ekmeğini eksik etmeyen, hastanede hayat kurtarmak için kendi çocuğunu göremeyen ve çok daha fazlası varken ben sıkılamam arkadaş! Oturacağım oturduğum yerde, hem benden beklenen en kolay şey, neyini yapamayacağım ki!  

Tüm bunlar olurken de dünyada çaktırmadan nefes almıyor mu sizce? İnsanlardan bir süre ayrı kalması bence ona da iyi geldi, sanki çiçekleri daha güzel açtı, ağaçları daha mutlu, suları daha berrak, güneşi daha aydınlık değil mi? Umuyorum tekrar kavuştuğumuzda ona hak ettiği kıymeti verebilir insanlık.

Usta`nın da dediği gibi güzel günler göreceğiz…

Güzel günler göreceğiz çocuklar
Güneşli günler göreceğiz.
Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar
Işıklı maviliklere süreceğiz…

                                        N.H.R

 

Şehrimden Sevgiler

Yorum