Sessizliğin içindeki çığlık!

Günlerden cumartesi. Eskiden yapılan nüfus sayımlarında uygulanan sokağa çıkma yasağı haricinde aklımın erdiği ilk resmî sokağa çıkma yasağını yaşıyorum. Hava sıcak,güneş pırıl pırıl. Şaka maka baya da yakıcı. Ay çok şükür havalar ısındı diye seviniyorum.Havaların ısınması bu kez her zamankinden farklı bir formda düşüyor hayal dünyama. Daha ortada yüzde 100 onaylanmış bir durum olmasa da “Bu virüs sıcağa dayanamıyormuş, tez zamanda yok olup gidecek bak gör” diye konuşmalar yapıyoruz kocamla. Öyle üç beş dakika falan değil. Sanki çok derin mevzular konuşuyormuşuz gibi uzun uzun konuşuyoruz... Havalar ısındı, bu virüs dayanamaz sıcağa. Beklediğimiz, umduğumuz ve arzu ettiğimiz yegane şey bu. Herkes gibi...

Bodrum hiç olmadığı kadar sessiz bugün. Evet sessiz ama aynı zamanda derinden derinden kulaklara çalınan sessiz bir çığlık da var. Adı “Endişe!”


Endişe sizi felç edebilir.

Endişe “Sonucu belli olmayan ancak olumsuz sonuçlanacağına inanılan gelecek olaylar hakkındaki duyum olarak tanımlanabilir” diyor uzmanlar.Endişe aşırı olursa kişi tehditle ilgili ipuçlarını sağlıklı değerlendiremediğinden tehlikeli olanı olmayandan ayırt etme becerisini yitirebileceğini de ekliyorlar.

Aslında, varoluşsal veya evrimsel olarak hayatta kalma içgüdüsünden kaynaklanan endişe kavramları da var. Örnek vermek gerekirse; Mesela, sokağa çıktığında covid 19 kapacağı endişesi kişiyi evde oturmaya sevk ediyorsa, bu durumda endişe kişiye fayda sağlamış ve yaşamında bir sorunu çözmesine neden olmuş oluyor. Bu anlamıyla “Endişe” kavramı, kişiyi günlük problemlerle baş etmekte motive edebiliyor ve “Problem Çözme Motivasyonu “ haline geliyor. Bu tür endişe hallerine “bir nevi problem çözme” süreci de deniyormuş.

Son aylarda hepimizin ortak çığlığı olan “Endişe” bu örnekteki gibi aksiyon alsa hiç bir sıkıntı yok. Hatta ballı lokma tatlısı.Ve hatta belki bugün sokağa çıkma yasağına bile gerek kalmazdı.

Hani endişe, zihni “Gelecek” ile meşgul eden bir duygu ya, hani “Olacak olanlardan, çeşitli olasılıklardan korkuya kapılma” hali ya,işte biz de “Meymenetsiz Korona” korkusuna takıldık kaldık. Aslında oldukça geçerli bir sebebimiz var tabi ama bu durumun insanı bir “illüzyonun” içine süreklediği gerçeği de var ortada. Zihinler anı bırakıp tamamen gelecekteki olasılıklarla meşgul olmaya başladı. Dolayısıyla ana dönmeyi başarmak, endişe halinden kurtulmanın en kestirme yolu. Çünkü “Anı deneyimleyen zihin gelecek kaygılarıyla boğuşmayı”bırakır.

Boğucu duygudan nasıl çıkılır?

Boston Üniversitesi Klinik Psikoloğu Ellen Hendrikssen, endişe anlarında âna, yani şimdiki zamana dönmek için oldukça pratik bir ‘mindfulness’ tekniği öneriyor: 5–4–3–2–1

Teknik sırasıyla tüm duyuları harekete geçirerek zihni şimdiye odaklamayı hedefliyor. Bunun için derin bir nefes aldıktan sonra sırasıyla:

5 nesne tanımla: Etrafında gördüğün 5 nesneyi tanımla, adlarını söylemen yeter.

4 ses duy: Müzik dinliyorsan müziği kapat ve çevrede duyduğun 4 sesi tanımla. Müzikten kaçamıyorsan duyduğun 4 farklı enstrümanı tanımlayabilirsin.

3 şey hisset: Burada dokunma hissini tanımlıyorsun. Örneğin ayakkabılarının içindeki ayaklarını, sandalyeye oturan kalçanı, yüzüne değen rüzgarı, vb hisset.

2 şey kokla: Çevreden aldığın farklı kokuları tanımla. Burnuna o anda tek bir koku geliyorsa farklı bir şeyi koklayarak da tanımlayabilirsin. Burnun tıkalıysa sevdiğin bir çiçeği ve yemeği hayal et.

1 şeyi tat: Ağzının içinde o anki tadı tanımlayabilir veya bir yudum su içebilirsin.

Ellen bu yöntemin çalışmasını şöyle tanımlıyor: “Dikkati duyulara vermek şimdiki ana dönmemizi sağlıyor ve nesneleri saymak düşünce sarmallarının arasına girerek girdaptan kurtulmamıza imkan veriyor. Döngüden çıktığın andan itibaren derin nefesler alıp sağduyunu yeniden harekete geçirebilir ve sağlıklı düşünmeye başlayabilirsin.”

Yorum