İstanbul`u Diliyorum!

Yeni yıl geldi çattı, aslında bana göre dünden veya bir önceki aydan farklı değil yeni yılın ilk günleri…

Yeni yıl sadece yeni bir isim hayatımızda, dün 2019 idi bugün 2020 oldu o kadar, yani çokta şey yapmamak lazım anlayacağınız… 

Gün geçmiyor ki ayrı bir heyecana uyanmayalım şu güzelim memleketimde! Hani bir şeylerde daha iyiye gitse keşke, artık neyi yazacağımızı, neyin karşısında dimdik duracağımızı, neye ses çıkaracağımızı şaşırdık, yurdumda yok yok; kadına şiddetin maalesef her türlüsü, sokaktaki canlara eziyet, insanların birbirlerine her an saldırmak isteği, trafik şiddeti, deli bir kentleşme gibi daha bir sürü şey… Ha arada belki de güzel şeyler de oluyor ama bunca olayın yanında o kadar eziliyorlar ki göremiyoruz bile! Bugün ise tüm bu olup bitenlerin arasında konumuz “Kanal İstanbul”, peki neymiş bu Kanal İstanbul mevzusu?

Karadeniz ile Akdeniz arasında alternatifsiz bir geçit olan İstanbul Boğazı'ndaki gemi trafiğini rahatlatmak adına Karadeniz ile Marmara Denizi arasında yapay bir suyolu açılacak. Kanalın Marmara Denizi ile birleştiği noktada 2023 yılına değin kurulması öngörülen iki yeni kentten biri kurulacak. Kanalın uzunluğu 40–45 km; genişliği yüzeyde 145–150 m, tabanda ise yaklaşık 125 m olacak. Suyun derinliği 25 m olacak. Bu kanalla birlikte İstanbul Boğazı tanker trafiğine tümüyle kapanacak, İstanbul'da iki yeni yarımada, yeni bir de ada oluşacaktır. Kulağa pek bir hoş geliyor olabilir aslında ama göz ardı edilen o kadar çok şey var ki!

Günümüz dünyasında maalesef insanoğlu kendi soluduğu havaya, nefese sahip çıkmayı bilmiyor, kendisine önem vermeyen bir “insanlık” varken orada zaten gelecek beklenemez ki! Baksanıza bir geçmişe, hem öyle çok uzağa da gitmenize gerek yok; bu yurdun oksijen cenneti Kazdağılarını paramparça edildi, Türkiye`nin Maldivleri Salda Gölü`nün o canım güzelliği üzerinden rant sağlamaya çalışanlar ne yaptı? Oraları turizm cennetine çevirme girişimlerinde bulundular, çok mu lazımdı? Bırak gelen gelir; güzelliğine, doğasına gelsin ve gerekiyorsa kilometrelerce yol kat etsin, orada kalacak yeri de olmasın, görsün bu eşsiz güzelliği sonra kilometrelerce yol geri gitsin… Sen nasıl bu hassas doğa parçasına bu kadar zalimce davranmaya cüret edersin? Tabi bunlar yanı sıra İstanbul`un o kadar üstüne gidiliyor ki, her şeyin kapasitesi olduğu gibi bu şehrin de bir kapasitesi var ve bunu ben oturduğum yerden görebiliyorken neden kimileri görmemezlikten geliyor anlamıyorum? Tabi yanıtı çok açık ama bir türlü bu kadar da olamaz diyorum! En büyük havalimanı, en büyük hastane, en büyük köprü, en büyük bilmem ne derken en büyük kanal mı diyoruz şimdi? Kurulacağı yerdeki bitki örtüsüne neler olacağını, sonra İstanbul`un içme suyunun büyük oranın karşılandığı barajların başına neler geleceğini, o sulardaki canlıların yaşamlarının nasıl etkileneceğinin ve bunun bizlere nasıl yansıyacağının farkında değil mi bu adamlar? Kaç tane fay hattı geçen yer orası ve bir koca inşaattan bahsediliyor, “çılgın proje” diyorlar ya hani, cidden çılgın, aklını kaçırmış olmalılar! Ne istiyorsunuz benim nefesimden, geleceğimden?

Tüm bunların ötesinde biz vatandaşlara bunların hepsi yol, su, elektrik olarak geri döneceğini biliyoruz değil mi? yani kat kat vergilerden bahsediyorum, zaten hali hazırda maaş bordroma bakmaktan nefret ediyorum…

Tabi bu arada çevre ve deprem işleriyle ilgili tüm bilmem ne bakanlıkları da zaten projeyi onaylıyor ve bir risk teşkil etmediğini bildiriyorlar basında, sağda solda…yani kimi kime şikayet hesabı!

Şehrimi yok ediyorsunuz; adım adım, parça parça yok ediyorsunuz… Sonra bir bakacaksınız doğa bizden öyle bir intikam alacak ki taş üstünde taş kalmayacak, aslında bunu da gayet iyi biliyorsunuz, ama korkmayın size hiçbir şey olmaz!

Yeni yılda ben bir “İstanbul” diliyorum; nefes alabilen, tüm içinde sabırla barındıklarına (insanoğluna) rağmen dimdik ayakta durabilen bir İstanbul, unutma canım İstanbul seni seven ve sana sahip çıkanda çok fazla, sen yeter ki pes etme!

Şehrimden sevgiler

Yorum