Kaktüs

Sevgili Dostlar sizlere bulutların arasından süzülürken yazmak istedim, aslında daha önceki kısa uçuşlarımda yapmıştım okuyanlarınız bilecek, bu sefer gerçekten uçakta neredeyse bir günlük yaşam sürdürecek kadar vaktim olunca (tam tamına 16 saat) ve de üstüne uyku gelmeyince yazmak ve aklımdakileri sizlerle paylaşmak daha cazip geldi.

Meksika`dan dönüyorum, bir iş seyahati için son bir haftamı orada geçirdim ve bence bu dev ülkeyi tanımak, anlamak , öğrenmek için kesinlikle daha fazla gün gerekiyor. Anlatsam sayfalar yetmez ve o kadar anlatasım var ki! Ancak bugün sizlerle daha spesifik ve ilginç bir tecrübemi paylaşmak isterim çünkü beni sürüklediği yerler ne kadar da anlamlı, anlayacaksınız anlatınca, başlıyorum…

Başlamadan önce aklınızda canlandırmanız için hemen şu anki halimi tasvir etmek isterim; uçağın sağ kanat kısmında cam kenarında oturuyorum, etrafımda ise alabildiğince Meksikalı yolcu var , hepsi de çok sıcakkanlı insanlar gerçekten, arada kafamı çevirip dışarı bakıyorum ve artık karanlık moda geçmeye başladı gökyüzü, fakat ilk kalkış efsaneydi ve tabi ki uçağın kanadını bulmuşken arka fonundaki bulutlarla birlikte birkaç güzel an yakaladım (üstün zekâlı telefonumla). Sanırım bu uçuşta sevemediğim tek şey hizmetini eksiksiz yapan hosteslerin başındaki süpervizörleriydi! Lider veya her neyse işte o hanım adeta uçağın sahibi ve hatta kaptan bizzat kendisi gibi davranıyor, zaten işini yapan ekip arkadaşlarına emir yağdırması yanı sıra arada yolculara da sesli sesli söylenmesi pek bir iticiydi, bu sıcakkanlı Meksikalılar anlamıyor olabilir ancak arada dilini anlamaktan başka çaresi olmayan zavallı bizler de varız uçakta! Bence isminin önünde bir unvan taşıyan bu hanımefendinin, ekibinde sadece” hostes” sıfatıyla işini layıkıyla yapan ekip arkadaşlarından öğrenmesi gerekenler var… Bu detayı neden verdim bilmiyorum ama anlatmazsam gerçekten çatlardım! “Hangi havayolu ki?” diye soranlar olacaktır, ay onu da siz bulun artık…

Şimdi yazımın başlığını görüp merak edenler için asıl konuma dönüyorum. Meksika`daki serüvenim bittiğinde ve arkama baktığımda pek çok şey biriktirdim ancak uçakta sürekli beynimin içinde “kaktüs”, “kaktüs” diye bir ses!

İlk gün otele indiğimde kahvaltı için peynirli omlet istedim, alışkın olmadığım tatlar olunca ilk günden hemen maceraya atılmaktansa bildiğim yerden başladım. Bir baktım tabağımın kenarında kocaman haşlanmış yeşil bir yaprak, hiç tanıdık değil ama belli ki yenilen bir yaprak, bir de İngilizce konuşan yok ki sorayım hal böyle olunca e bende yedim. Açıkçası biraz tatsız tuzsuzdu (ki masalarda asla tuzluk yok, özellikle istemek gerekiyor, dil sorunu olunca bu da ayrı bir dert ve vazgeçiyorsun). Derken bu kahvaltı sonrasını takip eden başka kahvaltılar, akşam yemekleri birbirini kovaladı ve bu yaprak hep karşıma farklı şekillerde çıktı. Toplantıya farklı ülkelerden katılan iş arkadaşlarım da merak içindeydi ve bir noktada bu yediğimizin kaktüs olduğunu öğrendik. İtiraf etmeliyim ki bu bitki gerçekten doğru pişirilince çok lezzetli olabiliyor. Size şöyle söyleyeyim, salatasından çorbasına, sulu yemeğinden taze sıkılmış meyve suyuna ve hatta meşhur tekilalarına kadar her şeyin içinde kaktüs bulabilirsiniz.

Bu seyahatimiz boyunca sadece çalışmadık, bizim kadar misafirperver olan Meksikalı dostlarımız aralarda sağ olsunlar bizi gezdirdiler ve yine bu kültürel gezilerimiz sırasında kaktüslerin yetiştiği bir turistik mekâna gittik (Güneş & Ay Piramitleri). Bir kaktüsün resmen etinden budundan yararlanıyorlarmış ta haberimiz yok. Mesela özünde, yani o koca koca yapraklarının kökünün bağlı olduğu kütük kısmında bir yeri var ki, içi sarı bir sıvıyla dolu, bu sıvıdan alkol yapılıyor, bakım kremleri yapılıyor, aşırı lezzetli marmelatlar yapılıyor ve yapılıyor da yapılıyor… Sonra yapraklarını koparıp birbirinden ayırdığınızda tel tel ip elde ediliyor ve bununla banyo kesesinden, çanta, üst baş ne varsa yapılıyor ve eskiden bu şekilde çok daha fazlası elde edilmiş, ayrıca dikiş iğnesi olarak gövdeden el edilen kalın bir diken kullanılıyor! Ben onca tarihin ve güzelliğin arasında en çok kaktüse takıldım ve de aslında kendime çok kızdım, bunca yıldır ne kadar çok haksızlık etmişim veya etmişiz. Bizim için ( en azından benim için) hep daha uzun yaşayabilen dikenli bir süs bitkisi oldu kaktüs ve hatta yaşatabildiğim neredeyse tek canlı oldu yıllarca, çünkü güçlü ve pek çok hava koşullarına ayak uydurabilen bir bitki, hatta benim bildiğim bu kapsamdaki tek bitki!

Ne kadar da önyargılı davranışım ve ne kadarda tanımak için uğraşmamışım, bunu fark ettim Anlayacağınız anlattıklarımın özetinde, bugün kaktüse çok daha farklı bakıyorum ve verebildikleriyle, yapabildikleriyle gözümde, kalbimde başka bir yerde, “özür dilerim sevgili kaktüs, baştan tanışalım mı? “

Aslında hepimiz birer kaktüs değil miyiz? Yapabildiklerimiz, yapabileceklerimiz, duygularımız, ruhumuz, becerilerimiz, verebileceklerimiz aslında hep o kaktüs bitkisinin özündeki gibi bir yerde toplanıyor, bazen o kadar dikenli olabiliyoruz ki birilerinin daha fazlasını görmesi çok mümkün olamıyor. Biz böyleyken karşımızdakinin de bir kaktüs olduğunu unutuveriyoruz bazen, sadece görünenle ve kendi önyargılarımızla kesin tanımlamalar yapmaya bayılırız çünkü en haklı hep kendimiz oluveririz öyle değil mi? Ne var sanki biraz birbirimizin köklerine inmeye çalışsak, bilmeye, öğrenmeye çalışsak, ne var sanki daha çok “ben” yerine “o” da diyebilsek? Biraz karışık oldu değil mi? eee uykusuz bir yazandan ancak bu kadar düzgün cümleler beklenebilir, ama sorular fena değil bence anladınız siz ;) galiba biraz uykum geldi, bu kadar yakınımdayken kaçmasın, müsaadenizle!  

Son bir özetle “emek” Sevgili Dostlar “emek”, her şeyler bu yoldan geçiyor! Bence kaktüsü daha çok sevin ve hayata kaktüsçe bakın, ben bir süre yapacağım… Bir salata malzemesi ancak bu kadar anlamlandırılabilirdiJ ( kaktüs ticaretini de düşünmüyor değilim)

Dünyanın bir yerlerinden, gökyüzünden sevgiler

 

Yorum