HESABINDAKİ “ZAMANI” HARCAMAK İÇİN 24 SAATİN VAR, ÇABUK!

Size her yazmak istediğimde sadece “zaman” kavramına odaklanıp, önemini, hayatımızdaki yerini en ince ayrıntısına kadar anlatmak istediğim çok oldu ama bir türlü konuya giriş yapamıyor tıkanıyordum. “Zamanı” kullanmayı bilmiyoruz ki hiç birimiz, en iyi kullanıyorum diyen bile yalan söyler! Kullanmayı bilmezken ben şimdi karşınıza geçip nasıl nutuk atayım Sevgili Dostlar? Yapamadım, olmadı. Ama bazı yazılarımın satır aralarına inatla serpiştirdim biliyorum, okuyanlarınız hatırlar mutlaka. Bu sefer bas baya “zaman” ile çıkıyorum karşınıza, kendi cümlelerimle de değil! Geçenlerde sosyal medyada karşıma çıkan ve bir süredir kıvranıp kelimelere dökemediğim bu kavramı çok net anlatabilen kısacık bir yazıyı paylaşmak istedim sizlerle. Üzerine kendimce yorumlar yapmak yerine sizler de okuyun ve yorumlarınızı kendiniz yapın istedim, belki pek çoğunuz okudu ama olsun bir daha hatırlatın kendinize ne kaybedersiniz ki! Buyurun;

“Her sabah hesabınıza 86.400 dolar yatıran bir banka düşünün. Gün boyu, istediğiniz kadar parayı harcamakta veya harcamamakta serbestsiniz. Parayı dilediğiniz şekilde kullanabilirsiniz. Oyunun sadece tek bir şartı var: Harcamayı başaramadığınız meblağ, ertesi güne devretmez; akşam hesabınızdan geri çekilir.

Bu paranın hiçbir bölümünü, ne sebeple olursa olsun, saklayamazsınız. Bir önceki günün tutarının tamamını harcamış veya hiçbir bölümünü harcamamış da olsanız, ertesi sabah hesabınızda yine 86.400 dolar bulacaksınız.

Farkında olmasak bile, hepimizin böyle bir bankası var. Adı: ZAMAN... Her sabah 86.400 saniye hesaba yatıyor ve o gün daha fazlasını asla harcayamıyorsunuz. Kullanamadığınız kısım ise akıp gidiyor ve hesaptan siliniyor. Ertesi güne devretmiyor. Her gün, size yeni bir hesap açılıyor. Her akşam, günün bakiyesi siliniyor.

Eğer günlük hesabınızı kullanmadıysanız, bu zarar sizindir. Geriye dönüş yok. Yarından avans çekmek yok. Bugünü, bugünkü hesaptan yaşamalısınız. Zaman akıp gidiyor, gününüzü değerlendirmeye bakın..!

BİR SENE'nin değerini anlayabilmek için, sınıfta kalan bir öğrenciye sorun.
BİR AY'ın değerini anlayabilmek için, prematüre bir bebeği dünyaya getiren anneye sorun.
BİR HAFTA'nın değerini anlayabilmek için, haftalık bir derginin editörüne sorun.
BİR DAKİKA'nın değerini anlayabilmek için, treni henüz kaçırmış bir kişiye sorun.
BİR SANİYE'nin değerini anlayabilmek için, bir kazayı kıl payı atlatmış bir kişiye sorun.
BİR MİLİSANİYE'nin değerini anlayabilmek için, olimpiyatlarda gümüş madalya kazanan kişiye sorun.

Şunu unutmayın ki, zaman hiç kimseyi beklemez.

DÜN artık mazi oldu... YARIN ise muamma... BUGÜN, avuçlarımızın içinde bize sunulmuş bir armağandır... (alıntı) “

Her kim yazdıysa yüreğine sağlık! Ancak bu kadar güzel anlatılırdı, ancak bu kadar gerçekler tokat gibi yüzümüze çarpabilirdi.

Ben zamanı en iyi kullanmayı becerebildiğini söyleyenlerden biri olarak aslında hesabımdaki bakiyenin tamamını harcayamadığımı gördüm. İş rakamlara dökülünce, bir baktım ki hesabımdan silinen saniyelerim çok fazla! Üzüldüm ve sonra ötesine geçip kızdım kendime bir güzel! Neydi beni durduran peki? Para mı veriyorum sanki bunca saniyeleri kazanmak için? Bana ait zaten o saniyeler; kenara koyamayacaksam, geri alamayacaksam deli miyim her gün çöpe atıyorum? Niye peki izliyoruz geçip gitmesini? Aslında hiçbir açıklaması yok.  Biz insanoğlu hep kendimizi mağdur göstermeye, acındırmaya, zamansızlıktan yakınmaya alıştırmışız; “ay arayacaktım ama toplantı vardı” , “ canım gelecektim ama çocuğun dersi vardı” falan filan. Ne münasebet, aklına düştü mü arayacaksın, gidemiyorsan gidecek vakti yaratacaksın… “ama” lı cümleleri hayatından eksilteceksin. Hadi bakayım dön dönebilirsen düne, olmuyor değil mi? Ya dünündekiler artık yoksa? Ne vardı sanki arasaydın veya çok mu şey kaybederdin iki güzel cümle söyleseydin?

Her gün sana armağan edilen “zaman” bakiyesinin değerini bil, çünkü bir gün elimizden alınacak ve bu kaçınılmaz…


Tüm zamanları için hapsedebilmiş olan bu şehirden selamlar!

Yorum