F-16 UÇAĞINI HOSTESE TESLİM ETMEK

Geçen hafta bir arkadaşımla konuşuyorduk. Fotoğraf sanatçısı olan arkadaşım, Ankara’da yaşıyordu. Lise çağındaki çocuğunu okula kayıt telaşı içindeydi. Öğrencisi için seçenek olan okulları ziyaret ettiğini söyleyip gözlemlerini aktardı. Arkadaşım gösterilip sunulanın, öne sürülenin arkasını arayan farkındalığı yüksek biri. Geniş bir kampüse sahip, marka değeri olan bir okulu gezerken gözüne takılan durumu dile getirince; küçük şeylerin büyük şeylerle merbut olduğunu tekrar hatırladım. Ne de olsa fotoğraf sanatçısıydı dostum ve duyarlı bir seçicilikle bakıyordu çevresine. Yaşam içinde önemsemediğimiz ayrıntılar yaşam felsefelerimizi, zihniyet dünyamızı ele veriyor. “Kültür ayrıntıda gizlidir.” gerçeği, sanatçılar kadar psikolog ve sosyologların günlük yaşam analizlerinin vazgeçilmez düsturu. Arkadaşıma okul, kayıtla ilgilenen halkla ilişkiler uzmanının eşliğinde gezdirilmiş. Arkadaşımın yangın merdiveninin çıkışında temizlik malzemelerinin depolandığını fark ettiği sırada, halkla ilişkiler uzmanı okulda Bilim Adamı Yetiştirme Programı’nın uygulandığını söylüyor, Fen ve Teknoloji sınıflarının yerini gösteriyormuş. Sıra müzik odalarını göstermeye geldiğinde cebindeki anahtarla açmış kapıyı, bir taraftan da kapıyı kilitlemediklerinde öğrencilerin enstrümanlara zarar verdiğinden yakınıyormuş, müzik odalarının serbest zamanlarda kullanılması yasakmış bu yüzden. Küçücük bir ayrıntı nasıl da ele veriyor; olanla olması gereken, sunulan ile gerçek olanın arasındaki derin çelişkiyi, değil mi? Dünyanın uygar ülkelerinde kabul edilemez ve açıklanamaz olan bu çelişkileri, temizlik görevlisinin bir anlık ihmaline, müzik kültürü edinememiş bir çocuğun agresif tutumuna bağlamak istemiş arkadaşım, bir umutla. Okul yaşamının olağan durumlarını ele vermeyen, tanıtım için önceden planlandığı çok belli olan gezi rotası tamamlandıktan sonra teşekkür edip okul yöneticisine küçük bir dileğini belirtmek için aracılık etmesini rica etmiş, rehberlik eden çalışana. Okul yöneticisi, “prezantabl” haliyle güler yüzle karşılamış arkadaşımı. Dile getirmiş çelişki olarak gördüklerini. Okul yöneticisi, arkadaşımın dile getirmeye çalıştığı çelişkileri bir istisna, gözden kaçma olarak nitelendirmiş, anlamak istememiş, hem de tüm profesyonelliğini kullanarak. Üzülerek yazıyorum; arkadaşım anlatırken gözümün önüne o kadar çok yönetici geldi ki… Söz sırası kendine geldiğinde dinleme becerilerinden profesyonel geribildirime dek o kadar çok söyleyecek sözü vardır ki bu insanların. Hatta bu insanlar okulunda eğitimcilere yönelik sayısız hizmet içi, geliştirici programın uygulandığını söyleyebilir, bilimin öneminden dem vurup örneğin, yenilenme ve düşünme becerilerini geliştirmeye yönelik atölyeler planladığıyla övünebilir, kim bilir? Ne zamandır okul müfredatına bilim tarihi, bilimsel araştırma teknikleri derslerine ek olarak eleştirel düşünme, inovasyon gibi beceri konularını da dahil etmiştir zaten.

Ah ah… Gösterdiğimizle olduğumuz şey arasındaki mesafe ne zaman ve nasıl bu kadar açıldı? Kabul etmek istemiyor insan. Böyle bir profille karşılaşınca; arkadaşım, bilim adamı yetiştirme işinin programın konusu olmayıp okulda egemen olan bilim kültürüyle ilgili olduğunu, bu kültürün de solurken havadaki oksijeni fark etmediğimiz gibi öğrencilere hissettirmeden okul yaşamı içinde verilmesi gerektiğinden söz etmemiş. Bir şey dememiş. Ziya Paşa’nın, dilinin ucuna gelen, ‘Âyinesi iştir kişinin, lâfa bakılmaz. Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.’ beytini bile hatırlatmamış, teşekkür edip ayrılmış. “Neden bir şey demedin ki?” diye sorduğumda şöyle cevap verdi: “O anda bir işletmede olduğumun, çocuğumun bu işletme için bir müşteri, pazarlaması yapılan ürünün eğitim hizmeti, tanıtımı yapanın ise halkla ilişkiler uzmanı olduğunu fark ettim.”

Kısa sayılamayacak bir zamandır, toplumsal kalkınma konuları üzerine düşünüyorum. Geldiğim nokta, bu toplum için yöneticinin öneminin çok büyük olduğu. Eğitimden sanata, teknolojiden bilime tüm kurumlar, devlet veya özel fark etmiyor, tüm sektörler için bu toplumda yöneticinin önemi o kadar büyük ki. Batı dünyasından farklı bir toplumsal gelişim gösterdiğimiz için yönetici ve aydın sınıfın öncü rolü, tüm düzeylerde gözden uzak tutulmamalı. Öncülerin rolü, fark yaratıcı. Ülkemizin eğitim duayenlerinden Ahmet Dervişoğlu bir sohbetinde, “Yöneticilerin iyileştirme etkisi lineer değil üsteldir. Daha iyi yönetilen kurumlar ve ülkeler daha az iyi yönetilene üstel fark atar” diyor.

Doğan Cüceloğlu’nun konuyla ilgili dile getirdiği bir anısı geldi aklıma. Şöyle diyor Cüceloğlu: “Ben bir lise müdürler grubuna konuşma yapıyordum Antalya’da, şöyle bir şey söyledim. ‘Eğer bir okul müdürü iyi bir yönetici ise, bilinçli bir yöneticiyse, zaman içinde iyi öğretmenleri çeker ve iyi öğretmen, zaman içinde o okulun hem öğrencisi, hem de velisini etkilemeye başlar, bir kalite kültürü oluşmaya başlar. Ama iyi öğretmenler varken bir kötü müdür koy, zaman içerisinde o öğretmenler kaçar veyahut da işi bırakmaya başlar. Verimi düşer, kalitesi düşer. Okul müdürünün yönetim tarzı, vizyonu, kalitesi, eğitimden ne anladığı konusu çok önemlidir.”

Fiziki olanaklardan mahrum okulları düşününce içim daha fazla acıyor. Olimpik yüzme havuzundan botanik bahçesine, spor alanlarından resim atölyelerine kadar çok geniş fiziki olanaklara sahip okullarımız da var oysa. Fiziki olanakları yerine getirmek kolay değil ama asıl zor olan felsefesi, yaklaşımı ve tarzıyla; vizyon sahibi, kaliteli nesiller yetiştirecek öğretmenlerin gelişimine rehberlik edip çevresinde toplayacak öncü yöneticileri yetiştirmek.

Çocuğu için okul arama çabası içinde olan arkadaşımla dillendirmeye çalıştığım sohbeti yaparken yanımızda emekli askeri pilot bir arkadaşımız daha vardı ki şöyle dedi: “Desenize,

F-16’yi hostese teslim etmişler.”

Yorum