Bir Ümit Işığı

Her insanın bir fıtratı vardır, buna "huy" da denilir. "Bir kişinin huyu, 7'sinde ne ise 77'sinde de odur" denir. Bazıları gerçekten 77'sinde de olsa, çocukluğunun o saf ve temiz duygularını hiç kaybetmez. Çocukluğunda nasılsa, en doğal ve en saf halleriyle hep soru sorup sorgularlar. Hem de hiç çekinmeden. Otokontrol, otosansür nedir bilmeden, akıllarına nasıl eserse işte öyle. Bir şey ilgilerini çekmeye görsün, hangi konuda olursa olsun anında yapıştırırlar soruyu: Neden? Çünkü, çocukluğunda kafası bulandırılmamıştır. Çocukların o öğrenme ve merak etme duygusu olmasaydı neleri bilmediğini nereden bilecekti ki? Bilirsiniz, çocukluğumuzda önce dış dünyayı, evreni, doğayı araştırmadan önce kendimizi araştırmamız gerektiğini öğreniriz. Bildiğimizi sandığımız şeyleri sorgularız. Her ne kadar düşünce tembellerinin çoğunlukta olduğu bir dünya da yaşıyor olsak da, hâlâ düşünenlerimiz var.

Sessiz, sakin, kendi halinde, pısırıkça duran, başkalarını incitmekten çekinen bir çocuk tipinden ziyade, hiçbir şeyin eksikliğini duymayan, kendisine güvenen ve gelecekten korkmayan cebbar, "gözleri velfecri okuyan" kişi "güçlüdür." Bu kişi, gücünü  özümsemiş kişisel özgüveninden alır. İstediğini yaptırabilen, istediği yerine getirilmeyince de cezalandıran güçlü, sayanına kattığı ile, sağladığı, bağışladığı, başardığı ile güçlü olan, her zaman doğru bildiğini yapan, bu yüzden yalnız kalabilir, ama hiçbir zaman kaybeden olmaz. Onun dışındaki gelişmeler ne olursa olsun, o bu gelişmelerden etkilenmez. Başkalarını yıkıma uğratan olaylar onun moralini bile bozmaz. En büyük sorunlar karşısında bile bir çıkış yolu olabileceği bilincindedir. Bağımlılıklarından kurtulmuş ve gerçek anlamda özgürlüğe kavuşmuştur. Böyle güçlü kişiliği olan birini öldükten sonra, hayata geri döndürmek harika olmaz mıydı? Böyle fikirler önceden sadece bilim kurgu filmlerinde seyircisinin karşısına çıkardı. Ancak biyoteknolojideki son gelişmeler, bu ihtimali ulaşılabilir hale getirmiş görünüyor. En azından arzu eden sevenleri için...

Sevgili okuyucu hatırlarsanız, 1960’lı yıllarda klonlama üzerine yapılan araştırmalar başlamıştı. Nitekim Biyolog John Gurdon 1962 yılında ki bilimsel çalışmasında, kurbağalarda, deri veya bağırsak hücreleri gibi belli bir işlev için üretilmiş hücrelerin yeni kurbağa hücreleri yaratmakta kullanılabileceğini göstermişti. Gurdon'un yaptığı, bilim dünyasında çığır açan "olgun hücrelerin pluripotent olmak üzere yeniden programlanabileceğini" keşfettiği için bu çalışmasıyla, Japon Şinya Yamanaka ile birlikte 2012 Nobel Tıp Ödülü'ne layık görüldü. Gurdon ve Yamanaka'nın çalışmaları, bazı hastalıkların tedavisine ümit ışığı yaktı. Örneğin diyabet ve parkinson gibi hastalıkların tedavisinde yeni dokular eskisinin yerini alacak şekilde üretilmesi konusundaki çalışmalara temel teşkil ettiği söyleniyor.

Aynı çekirdek takası yöntemi, memelilerde de kullanılabiliyor. İlk kopyalanan memeli, 1996 yılında Koyun Dolly olmuştu. Eğer istenirse, bugünkü teknolojiyle bir insan kopyalamak da mümkün. Şimdi tekrar soruyorum, güçlü kişiliği olan, güzel ahlaklı namuslu birini hayata geri döndürmek harika olmaz mıydı?

Ancak bilinen bir şey var ki: Tek yumurta ikizleri genlerinin tamamı birbiriyle aynı olmalarına rağmen kişilik, sağlık ve hatta fiziksel özellikler bakımından farklı olduklarını gösteren bulgular var. Aynı genler ama gerçekler çok daha karmaşık: Genetik olarak özdeş bireyler nasıl farklı özelliklere sahip olabilir? Sadece genlerin aynı olması bir şeyleri değiştirmiyor. Anne karnında başlayan çevresel etmenlerin bir bireyin gelişiminde ve yetişkinlikteki kişilik özelliklerini şekillendirmede önemli bir rol oynadığını uzun zamandır biliniyor. Beslenme düzeni, stres ve hatta sosyal etkileşimler ve başlarından geçen olaylar gibi çevresel etmenler. Annenin yetersiz beslenmesi, içki, sigara ve benzeri kötü alışkanlıklar çocuklar için iyi olmayan sonuçlara sahip olabiliyor. Kişilikleri ve fiziksel özellikleri, bütün bu doğum öncesi ve doğum sonrası etmenlerin damgasını taşıyor. Doğumdan sonraki gelişimi etkileyen etmenler arasında beslenme düzeni, ebeveynlerle, kardeşlerle ve diğer bireylerle olan etkileşimler de bulunuyor... Bütün bunlar düşünüldüğünde güzel ahlakı bilinçli bir şekilde özümsemiş, başkalarını yıkıma uğratan olaylardan etkilenmeyen, güçlü kişiliği, güzel ahlaklı namuslu birini hayata geri döndürmek harika olmaz mı?

Yorum