Ne Nasıl Olmalı

Eğitim ve öğretimin kesin neticesi, insanları iyileştirmek ve hatta eşit kılmaktır. Bir ülkenin çocuklarına verilen eğitim tarzı, o ülkenin kaderini önceden görmeye yardım eder. İyi idare olunan eğitim ve öğretim ahlakı yükseltmek hususunda olmasa da mesleki kabiliyetleri geliştirmede etkilidir.

Ülkemiz okullarında çocuklarımıza verilen eğitim ve öğretim en karamsar tahminleri doğrulamaktadır. Büyük şehirlere göçmenin nedenlerinden biri de çocuklarına daha iyi eğitim aldırmak ve çok kazanıp, hayat standartlarını artırmak, çağın gerektirdiği düzeye çıkarmak.

Devlet olarak son 50 yıldır öğretim sistemini pek kusurlu prensipler üzerine inşa etmekteyiz. Ne yazık ki bu konu millî eğitim şuralarında defalarca dile getirildiği halde kimse dikkate almıyor ve siyasi kadrolar tarafından sürekli yanlışta ısrar ediliyor. Eğitim sistemi, bu eğitimi görenlerin pek çoğunu rejimin düşmanı haline koymaktadır. Fanatizmin en koyu şekline öğrenci yetiştirilmekte. Bu eğitim usulü çocukları içinde doğduğu çevreden soğutmakta ve bulunduğu çevreden bir an önce sıyrılıp kaçmak gibi çok daha tehlikeli düşünceler ilham etmektedir. Yanlış eğitilip yönlendirilen gençlerin bütün ümidi, devlet kapısında iş beklemek oluyor. Çünkü başka iş imkanı yok. En küçük memurluğa binlerce istekli bulunmaktadır. Vazifeye alınanların sayısı az olduğundan memnun olmayanların miktarı pek fazladır. Okulda verilen eğitimle gençleri hayatlarını kazanmaya hazırlayacağı yerde onları başarıya ulaşmak için en ufak bir şahsi gayrete lüzum olmayan devlet memurluklarına hazırlıyor. Devlet memurluğuna girişte başarılı olamayan isyana hazır konuma geliyor...Türkiye'de yaşanan siyasi ve ekonomik krizlerin en büyük etkisini şüphesiz ki, genç kesim çekiyor. Son yıllarda iyi eğitimli gençlerin ülkeyi terk etme trendinin hızlandığını ve bu durumun ülkeye zarar verebilecek bir beyin göçü olduğunu ne yazık ki görmek istemiyorlar...

Bütün aydın zekâlar tarafından arzu edilen mesleki eğitimidir. Bugün kuvvetli iradeleriyle, teşebbüsleriyle dünyaya hâkim olan milletler çocuklarına meslek eğitimi aldırırlar. Eğitim ve öğretim, kitaplardan değil, bizzat eşyadan, tabiattan yaşayarak, uygulayarak öğrenilir. Örneğin bir mühendis, okulun sınıfında değil bir atölyede yetiştirilmelidir. Atölyede eğitilen öğrencinin daha ileriye gitmeğe zekâsı elverişli değil ise işçi veya işçi başı, eğer zekâsı yüksek ise fakülteye gidip mühendis olmalıdır.

Bugüne kadar hepimizde devlet yapsın mantığı hâkim oldu. Sonuç olarak da devlet her şeye yetişemiyor, şu anda ülkemizde ki okullarımızda 160 bin dersliğe ihtiyaç var. Yani şöyle devlet ekonomik zorluklar nedeniyle her şeye yetişemiyor. Bizlerin devletin işleyişine destek olmamız gerekir. Eğer 160 bin derslik yapılabilirse ikili eğitim yapan okullarımız normal eğitime ve kalabalık sınıflarda okuyan çocuklarımız da normal sınıflarda eğitim yapmış olacaklar.

Ülkemizdeki mahalli Kültür ve Dayanışma Dernekleri ekonomik, sosyal ve kültürel sorunlarına çözüm bulmak amacı ile gönül verenlerin özverili çalışmaları; toplumun kendilerinden beklediği görevin ve varlık nedeninin bilinciyle faaliyetlerini sürdürüyorlar. Yaptıkları hizmetlerde kamu yararını ön planda tutan ve kamu hizmeti zihniyetinden ayrılmayan, modern, güvenilir ve duyarlı bir sivil toplum kuruluşlarıdır. Her şeyi devletten beklememiz gerekir. Şimdi derneklerimizin binalarını okul olarak dizayn edip çocuklarımızı kendi irademize göre mükemmel atölyelerde eğitip, geleceğe hazırlamalıyız.

Önerim şu: Kültür ve Dayanışma dernek binalarımızı önce Anaokuluna dönüştürelim. Çocuklarımızı oyunlar oynatarak İlköğretime hazırlayalım. Sonra İlköğretim ve Liseye dönüştürelim. Hatta ileride Üniversitemizi kuralım. Çocuklarımıza 21. yüzyıla yaraşır arzu ettiğimiz eğitimi verelim. Dernek binalarımızdaki okullarımızda, çocuklarımızın eğitimi için harcadığımız masrafların tamamını da devlete ödeyeceğimiz yıllık kazanç vergimizden düşmeliyiz ki cebimizden ekstra bir masraf çıkıp bütçemizi sarsmasın.…

Yorum