2018 YOLCULUĞU

Bir koca sene daha bitiyor, içine kim bilir neler sığdırmışızdır neler…

Yurdum tonlarca yaşanmışlık sığdırdı orası kesin ve hatta 2018 yılı yaşananları almıyor ve taşıyor, anlayacağız o kadar dolu dolu!

Bir bakalım, hatırlayalım, hatırladıklarımızı unutmayalım, elimizden geliyorsa dillendirelim, mümkünse düzeltelim, umudumuzu kaybetmeyelim bu ne kadar imkânsız gibi görünse de o umudu kaybetmeyelim çünkü onunla kurulur güzel hayaller, belki de aynı anda aynı güzelliği düşlersek kim bilir belki “telepati” denilen şey olur, güzel düşünceler havada çarpışır sonra yurduma iyilik yağar, dedim ya kim bilir belki…

2018 Türkiye için baya baya dolu geçti, taaa uzaklardaki evim Sydney`den bakınca buralar nasıl görünüyor bilemem ama biz epeyce hücrelerimize kadar hissederek bitiriyoruz bu yılı da… “da” ekine dikkat, artık nasıl dolu dolu bitiriyorsak her geçen seneyi, siz hesap edin!

Durdum, arkama dönüp baktım;

Mesela çok kıymetli sanatçılarımızı, gazeteci/yazarlarımızı kaybetmişiz; Minur Özkul namı değer Mahmut Hocamızı yolcu ettik, Aydın Boysan ne güzeldin sen o ağzına yakışan küfür ve elindeki rakıyla (bilmez şu günlerde senin gibi içmeyi kimse) ve mizahına diyecek yoktu elbette, Dondurmam Gaymak`ın Ali Ustası Turan Özdemir de katıldı gidenlere, İstanbul`un gözü Ara Güler`de aldı başını gitti ve daha yeri doldurulamayacak nice değerler…

Tabi yasaklar olmazsa 2018 bize küserdi, “Sadece Diktatör” oyunuyla Barış Atay`a yasak geldi mesela, yine değerli sanatçılarımıza tutuklama kararları çıkarıldı, ifadeleri alındı, yok yurt dışı yasakları getirildi… Yani toplamında bakıyorum da “demokrasi” çatısı altında esasında sadece cümleler sarf edildi, merak ediyorum bu cümleler acaba doların yükselmesine, birilerinin ölümüne, tecavüzüne, idamına, bir yerlerin patlamasına veya birilerinin şehrin göbeğinde rahat rahat parçalanmasına mı sebep olmuş ki? Sadece bir düşünce, bir görüş ortaya konulmuş, ama yazılarak, ama sahnelenerek ama konuşularak bu kadar! Anlamadığım bir yer var ve atladıysam anlatın bari de aydınlanayım!

Dolar mı dedim az önce ben? Yani yaz döneminden bu yana 7 yaşındaki çocuktan tutun 70`ine kadar herkesin gözü dolar ve Euro’daydı… Kırdı geçirdi memleketi, ha ama bazı abiler bir şey olmadığını düşünüyor, düşünüyorum da biz farklı ülkelerde mi yaşıyoruz acaba? Onun dolarıyla benimki farklı mı? Yahu ne hikmetse dolar bir artıyor her şey ama her şey aynı anda artıyor. Size şöyle bir örnek vereyim; doların ilk tavan yaptığı günlerde Bodrum sokaklarında geziyordum hani hediyelik satılan mutfak havluları vardır ya, küçücük olanlar taş çatlasın 5TL`dir, o bile 2-3 Euro’ya satışa çıktı hemen o dakika, manavdaki domates yanında duran avokadodan daha pahalıydı inan, benim tarlamda yetişen fındığı ben anca ve zorla 12 TL ye satabiliyorken bazı kan emiciler benden alıp 60-70TL`lere satabilecek kadar seviyesizdi… Su, elektrik, gaz, yağ, peynir, kıyafet ve hatta kullandığın tuvalet kâğıdı dahil her şey zamlandı. Sonra dalga geçer gibi “topyekûn indirimler” geldi, iyi oldu güzel oldu da vitrinde göstermelik oldu, çünkü mağaza yine kendini düşünerek ( ki bir kısım haklı o da para kazanıyor) fiyatını şişirdi sonra kahramanlık adına gelen “%10 topyekûn” indirimi uygulayınca yine satmak istediği fiyata bana kakaladı! Ah o kara Cuma mıdır nedir, o tam bir fiyasko, inanıp gidip alışveriş yapanları da sadece izledim… Bir kere adında meymenet yok, ama hakkını verdi cidden kapkara bir Cuma oldu, vitrindeki %50`ler , %70ler , %80`ler hepsi hikâyeydi yahu, gezdim baktım gördüm… Neyse bana ne canım harcayan düşünsün zaten ben kıyafet diyetine girdim, bunu sonra anlatırım.

Kadınlara şiddet konusunda da yine yerimizi itinayla koruduk, bu sene de oranları yüksek tutmayı başardık kahretsin ki! Ekim ayından sonra sayılara bir daha bakmak istemedim, çünkü bu sayının çoğaldığını görmek istemedim, hayatımızın bir gerçeği olarak kabullenmesi ise çok daha zor… Yüzlerce, binlerce ve daha fazla cümleler kuruldu ama yine aynı ve yine aynı… Aynı olsa bile biz yine yorulmadan aynı cümleleri birileri anlayana kadar kurmaya devam edeceğiz ve dilerim ki benim bu cümlelerim 2019 yılında azalır, “kadına şiddet” ve her türden şiddet yok olur gider…

“Şiddet” sizce kadında mı sınırlı sadece? Tabi ki hayır, bir de bizim dilsiz dostlarımız var sokaklarda ve hatta kendini insan sıfatına yakıştıran bazı yaratıklarca sahiplenilenler de var ne yazık! Son olarak bir tanesi evindeki papağana yapmadığını bırakmadı, sonunda hayvancayız dayanamadı öldü ama daha fenası bu işkenceyi videoya ya alıp marifetmiş gibi paylaşan bir canavar vardı karşımızda… Daha da acı bir şey söyleyeyim mi size? Bu psikopatın, psikopat olduğunu anlamak için psikoloji okulunu bitirmeniz şart da değildi çünkü adamı tüm Türkiye oturdu izledi (bilmem ne kanalında) ve üstelik bu adam ilk katıldığı yarışmada zaten kendini güzelce belli etmiş kovulmuştu, üstüne katıldığı son yarışmada herkesi çıldırtma noktasına getirmiş yine diskalifiye olmuştu. Üstelik geçen bu sürede çoktan atılması gereken bir yayından reyting sevdasına insanların sabrı taşana kadar da programda tutuldu (bence)! Çoktan gitmesi için o kadar çok sebep vardı ki! Adamın abuk sabuk davranışları programın dışında da devam etti, bu bilmem ne kanalından sonra, bilmem ne kanallarının hepsi magazin programlarına konu yaptılar aynı adamı ve bugün son olarak bir cinayet işleyerek ana haberde yerini aldı… İllaki bir cana zarar mı gelmesi lazımdı bunun ruh halini anlamak için?

Ay şiştim, neyse tüm bunlara rağmen ben yurdumda yaşamayı seviyorum çünkü ağacımın, denizimin, doğamın, dost bildiklerimin bu kötülüklerde payı yok…

Kendi yolculuğumda ise; 2018 bana iyi gelenlerle dolu dolu geçti, bir yandan da temizlik senesiydi, gitmesi gerekenler gitti, kalanlara kapılar sonuna kadar açık kaldı, aileye bolca sevgi ve zaman yatırımı yapıldı ama kendimi de unutmadım, yazmaya buradan devam ettiğim gibi her zaman düşlediğim kitap yazma hayalime doğru bir adıma daha attım ve başladım, arada park ettim bıraktım onu ama hiç vazgeçmedim, üstüne bir de “oyunculuk” kursuna başladım, oyuncu olmak için değil ama daha iyi yazabilmek için, yazdıklarımı daha iyi tanıyabilmek için, bu konuda da bana yön veren, koçluk yapan ve hayallerimi yeşerten canım hocam, arkadaşım, tiyatrocu, yönetmen Volkan`a (Yosunlu) şükürler olsun (“VY Atölye” ise şiddetle tavsiye edilir, bir git gör, tanı) ! Bu vesileyle tiyatro salonlarına daha yakın ve televizyondan uzaklaşan bir insan haline dönüşüp kendime kattıklarımla gurur duydum, muhtemelen uzun süredir ilk defa… Neden “ilk defa” çünkü biz hep “an” ı yaşamayı unutan insanlar olduk, hep kendimizi unuttuğumuz yaşam alanları yarattık kendimize, bu sene kendimi hatırladığım ve bulduğum güzel bir sene oldu!

Son olarak; daha “demokratik”, kelimelerin bir araya gelip anlamlı cümlelerinden endişe etmeyen, ağacına sarılan, kalbinin varlığını bilen ve bunu kullanabilen, şiddetin her türlüsünün yitirildiği ve sadece iyiliğin bulaştığı bir Türkiye, bir dünya dilerim…

Yeni sene hepinizi iyiliği ve güzelliği ile kucaklasın…

Şehrimden Sevgiler

Yorum