Bir Çıkış Yolu

Şimdiye kadar yaşama gündemimde başka şeyler vardı. Kendi halimde, akıntıya karşı kürek çekerek, yuvarlanıp gidiyordum. Onun için bugüne dek kendi kendime "Ne olacak bu memleketin hali? " diye hiç sormamıştım. Ama şimdi işler değişti. Nasıl olduysa oldu, pek seçemiyorum. Şimdi, giderek bu soru düşüncemi yönetmeye başladı. Artık besbelli dikkatimi nerde yoğunlaştırsam yoğunlaştırayım, "Ne olacak bu memleketin hali? " düşüncesinden kurtaramıyorum kendimi. Bazen en umulmadık yapıp etmelerime siniyor bu soru. Son günlerde böyleyim işte. Bir saplantıya mı uğradım? Sonu nereye varacak kestiremiyorum. Şimdilik apaçık gördüğüm şu: Bütün uğraşlarım, bu sorudan çıkmasa bile, dönüp dolaşıp bu soruya varıyor.

Zihnime takılanlardan biri: Enflasyon arttıkça artıyor. Elektriğe üç defa zam geldi, gel çık işin içinden! Hareket sensorlu led lamba gibi, diğer şeylere de yağmur gibi zam üstüne zam... Bu güzel yurdum insanlarını sonuna kadar enflasyon dolu yağmuru fırtınası altında kamçılamaya değer mi? Maaşım sabit, cebimdeki paramın alım gücü düştükçe düştü. "Erkeğin parası kadınların yaşı sorulmaz" derler. Demesine derler de, ancak eee ne olacak şimdi? Bu durum ister istemez benim öfkelenmeme neden oluyor. “Öfke baldan tatlıdır” atasözünü anımsadım. "Öfkeyle kalkan zararla oturur" sözünü de. Halbuki huzuru arıyoruz. Huzur, içimizde ihmal ettiğimiz bir köşede...

Peki, tekrar soruyorum, ne olacak şimdi? Yapılması gerekenler yapılmadan kalıyor. Adalet yoldan çıktı, adalet arayan halk çaresizlik içinde. Yapılması gerekenler "Yasama, Yürütme ve Yargı erklerinden oluşan sistem" oluşmadan, hakkaniyete uygun adil yargılama, hukukun üstünlüğü sağlanmadan, halkı çaresizlikten kurtarmadan, içinde yaşadığımız dünyayı bilmeden var olamayız. İşte memleketin hali bu öfkenin ürünüdür.

Şimdi dersin ki: "Öfkesi olmayan kimse, ülkeyi yönetemez...” Öfkeli kişi kendisiyle sürekli çatışan kişidir. Toplumu da kendisiyle sürekli çatışma halinde zanneder. Öfke bu dengenin terazisi konumunda. Bunlar arasında denge kurarken tümüyle çatışmak zorunda kalınıyor…Kişiliği zayıf kişiye hatalarını kabul ettirmek imkânsız.

Dün bizim apartmanın yöneticisi konuştu, bina sakinlerimiz ayakta alkışladılar. Bu ay yapılan toplantıda da dün söylediklerinin tam tersini söyledi, bina sakinleri yine ayakta alkışladı. "Dün dündür bugünde bugündür" mantığı çerçevesinde. Düşünce özgürlüğü kişinin, tüm potansiyelini kullanmaya sebep olur. Öyle bir gelecek hayal edebiliyor musunuz? Anlamak, yüzleşmek, rahatsız olduğu konulara değinmek, utandığınız veya kızdığınız açık açık ifade edebilmek bir cesaret meselesidir. Yönetici, çok güçlü bir kişiliğe sahipmiş görünümündeydi. Halbuki insanoğlu "beşerdir şaşar." Herkes hata yapabileceğinin farkında değil. Zayıf karakterli insan, her zaman güçlü görünmeye çalışır. Bu şekilde zayıflıklarının üstünü örtmek ister ve övülmekten hoşlanır. Kişiliği bozuk kişinin hiç dayanamayacağı şey eleştiridir. Çünkü çevrelerinde hep iyi tanınmak ister ve kendisine önem vermeyen kişileri de her yerde küçük düşürmeye çalışır. Böylece kendisinin yüce bir varlıkmış gibi zanneder...

Bildiğim bir tek şey var, kişilik zaman ve tecrübe ile yoğrulur. Her zaman doğru bildiğini yapan bu yüzden yalnız kalabilir, ama hiçbir zaman kaybeden olmaz. Böyle biri, güçlü kişiliği olan insandır. En büyük sorunlar karşısında bile bir çıkış yolu olabileceği bilincindedir.

Yorum