PEDAGOJİK PİYANGO

Oğlum eğitim yaşamına ilk adımını atıyordu, ilkokul birinci sınıfa başlayacağı ilk günün akşamıydı, kendisiyle sohbet edeceğimi söyleyip kız kardeşiyle beraber yanıma çağırdım. Çocuklarla yaptığımız sohbette evimizde hiç kimsenin notundan dolayı ne üzülmesini ne de sevinmesini istemediğimiz anlattım. Kısaca evimizde notların gündem olmaması gerektiğini dile getirdim. Babaları olarak sınav notlarını sormayacağımı söyledim. Bunun üzerine oğlum, “Not konuşmayacağız, sınav notlarını sormayacaksın. O halde ne konuşacağız ne soracaksın bize.” deyince “İlgi, beğeni ve meraklarımızı gündem yapacağız, ilgi ve meraklarımızın peşini kovalayacağız. Ben de size meraklarınızı tatmin için neler yaptığınızı, öğrenme zevkini nerelerde, hangi zamanlarda yaşadığınızı, hangi sorularınıza cevaplar aradığınızı soracağım.” diye karşılık verdim.

İstediğim gerçekleşmişti; bir dönem boyunca sınav notları konuşulmamıştı evimizde. Fakat çocuğum arkadaşlarından, arkadaşlarının evlerindeki gündemden etkileniyordu.

Dönem sonu gelmişti, oğlum karnesini göstermek istedi. Öncelikle heyecanını paylaştım, öptüm kokladım. Sonra karşı karşıya oturduk, gözlerimin içine bakmasını isteyerek; “Oğlum dönem başında konuşmuştuk ya notların gündem olmasını istememiştim. Seni her durumda sevdiğimi biliyorsun. Senin karnene hiçbir zaman bakmayacağım.” diye konuşurken oğlum söze girdi ve “Neye bakacaksın?” dedi. O zaman için yeni okuma yazma öğrenen oğluma “Yazma çalışması yaparken düzgün yazamadığın oluyor ya, hani silip tekrar yazmayı deniyorsun, sonra yine istediğin gibi olmuyor silip yine yazmaya çalışıyorsun ya, işte ben tam olarak buna bakacağım: Defalarca denemene rağmen vazgeçmeyip tekrar tekrar denemene, üşenmemene.” Bu sözlerim üzerine karnesini bir kenara koyduk.

Yaklaşık on senedir okuma listemde, biyografi, otobiyografi ve kitaplara konu olan insanların yaşamlarını gözler önüne seren uzun nehir söyleşileri okumalarıma ağırlık verdim. Elimden neredeyse yüzlerce yerli yabancı bu türde eser geçti. Dünyada ve ülkemizde öne çıkan bilim, sanat, kültür, edebiyat adamlarının iz bırakan yaşamlarını ilgiyle okudum, okuyorum. Tarihe yön veren, keşfe değer yaşamların hemen hepsinde ortak olan nokta, bu özel insanların doğuştan getirdikleri, ilgi, beğeni ve merakla kendini gösteren cevherlerini açığa çıkarmak için bitip tükenmeyen bir tutkuyla çalışmaları. Elbette bu insanlar da yaşamları boyunca başarısızlıklar yaşadılar, birçok şeyi tüm uğraşlarına rağmen beceremediler, olmasını istedikleri çoğu şey gerçekleşmedi. Fakat bu insanları diğerlerinden ayırt etmemizi sağlayan şey, tüm olumsuzluklara rağmen denemekten vazgeçmemeleri, yılmadan çalışmaya devam etmeleri. Yaşam maratonunda pes etmeyenler, düşmekten korkmayan, düştüğünde daha güçlü kalkan insanlar, açılmamış yolların kılavuzluğunu yapabiliyorlar.

Çocuk felcine yakalandığı için yürüyemeyen ardı ardına dört kez Amerikan başkanı seçilen Roosevelt’in “Beyler! Şu an ayağının başparmağını hareket ettirebilmek için iki yıl uğraşan birine bakıyorsunuz.” diye seslenişi, Ford’un “Başarısızlık yeniden ve daha zekice başarabilme fırsatından başka bir şey değildir.” diye söyleyişi, Edison’un ampulü icat etmek için binlerce kez deney yaparak yılmayışı, Atatürk’ün imparatorluğun başkenti İstanbul’un işgaline tanık olduğunda “Geldikleri gibi giderler.” demesindeki her türlü zorluğa göğüs geren kararlılığı geliyor aklıma.

Elbette, her dönemin kendine özgü koşulları var, zamanın ruhunu yakalayan bir eğitim tüm zamanlar için önemli. Bilgi, medya, teknoloji, meslek becerileri, 21. yüzyıl becerileri filan derken sanırım, tüm zamanlar için geçerli olan temel bir beceriyi gözlerden kaçırıyoruz: Zorluklarla yılmadan, olumsuzluklara rağmen, vazgeçmeden mücadele etme becerisi. Bu beceriyi kazandırmak, tüm zamanların öğretmenleri ve anne babaları için görev olmalı, özellikle tüm olanaklarını çocuklarının önüne seren, çocuklarının hiçbir zorlukla mücadele etmesine izin vermeyen evlakkolik anne ve babalar için.

Bir anne ve babanın çocuğuna bırakabileceği en güzel miras, çocuğuna zorluklarla mücadele etme becerisini kazandırdığı pedagojik eğitimi vermektir. Tüm enerjisini çocuğuna sağladığı maddi olanakları artırmaya harcayıp çocuğunun karşılaştığı sorunları doğrudan kendisi çözmeye çalışan ailelerin “Hiçbir şeyini eksik etmiyoruz, her olanağı var, fakat bunca olanağa sahip olmayan çocukların becerileri hala bizimkinde yok.” diyen yakınmaları geliyor kulağıma.

Yıllar sonrasında unutacakları sınav notlarının izini sürerken çocuğun doğuştan getirdiği onu diğerlerinden farklı ve güçlü kılacak cevherlerini görmezden geliyoruz, sadece sınav sonuçlarına odaklanan gözlerimizle çocuklarımızın ilgi ve meraklarını fark edemiyoruz, sözde karne heyecanı yaşarken öğrenme, keşfetme heyecanını kaçırıyoruz, müfredat yetiştirmeye çalışırken bir insan yetiştirmek derdimizi unutuyoruz, sınavlara hazırladığımız çocuklarımızı yaşama hazırlayamıyoruz, önündeki her engeli kaldırarak çocuklarımızın güçlenmesine izin vermiyoruz.

Çocuklarımıza merak ve ilgilerinin izini tutkuyla sürmelerini öğretmek, zorluklarla mücadele becerisi kazandırmak, hiç tükenmeyecek pedagojik piyango olsa gerek.

Yorum