Benim Eğitim Modelim

Hayatım boyunca hep şunu hayal ettim, bahçesinde yetişmiş ulu ağaçların bulunduğu, mahallenin veya köyün ihtiyacını karşılayan okullarımız olmalı. Okul bahçelerinde asırlık çınarlar, meşe ağaçları, çamlar ve değişik mevsimlerde meyve veren ağaçlar ve değişik çiçeklerle süslü bir bahçe. Açık ve kapalı spor sahaları. Okulun önü beton ve asfalt değil, sadece yeşil çim olmalı. Öğrencilerin (Komşuların) bahçelerinde de yetişmiş ulu ağaçları olan evlerde oturan ailelerin, ihtiyacını karşılayan birer işleri olmalı. Mahalle sokak ve caddelerinde asırlık çınarlar, meşe ağaçları çamlar ve değişik mevsimlerde meyve veren ağaçlar ı ile süslü yollar. Komşuların değişik çiçeklerle süslü birer bahçeleri. Hayalini kurduğum mahalledeki evlerimizi birbirinden ayıran bahçe duvarları olmamalı, duvar yerine yeşil çayır çimen olmalı. Okul binaları, spor salonlarının çatı veya cephelerinde kurulacak elektrik enerjisi üretim tesisinden elektrik enerjisi üretip, ihtiyaç fazlası elektriği sisteme satıp elde edilecek gelir ile diğer ihtiyaçlar karşılanacak düzen kurulmalı. Mahallenin okuluna öğrenciler yürüyerek veya bisikletleriyle gidip gelmeli. Liseyi bitiren her öğrencinin mutlaka bir mesleği olacak şekilde yetiştirilmeli.

Peki bu okullar nasıl olmalı? Öğrencilerinin öğretmeni olan öğretmenlerin görev yaptığı okullar modeli. Önereceğim modelde istiyorum ki: Yarınlarımızın teminatı olan çocuklarımız kendini seven, kendine güvenen, kendini anlatabilen, başkalarını anlayabilen, amaçlı yaşayan, hayatına anlam katabilen, girişken, sorumluluk ve risk alabilen, öğrenmeyi öğrenen, nasıl öğrenileceğini bilen, yeni yaşantılara açık, yaratıcı, öğrenmenin bir ömür boyu sürdüğü bilincinin kavratıldığı kişiler olarak yetiştirilmeli. "Ne yani şimdiye kadar uygulanan modellerin hepsi mi yanlıştı?" diye sorabilirsiniz. Eğer uygulanan modeller çok doğruysa, OECD ülkeleri içinde ülkemiz neden PISA yarışmalarında sondan ikinci? Her Millî Eğitim Bakanının değişmesinde bütün yapılanların tamamı sil baştan düzenlenmiyor mu? Millî Eğitim Bakanları aynı partili olmalarına rağmen, bir önceki bakanın görevli olduğu süre içinde yaptıkları, sonradan gelen tarafından yanlış kabul edilip yeniden düzenleniyor. Bakanlıktaki Daire Başkanları, İl Millî Eğitim Müdürleri, İlçe Millî Eğitim Müdürleri, okul müdürleri ve yardımcıları, bu saydığım makamlarda olanların hiçbiri, “devlette devamlılık vardır” ilkesiyle hareket etmiyorlar. Her bakan değişiminde her şeyi siliyorlar. Silinenler yeni baştan bakanın iki dudağından çıkan yeni bir modelle bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Bakan yaptıklarının doğruluğuna inanıp vicdanen huzur bulabilir, ama bu yapılanlardan çocuklarımız zarar görüyor.

Birçok olumlu özelliklerine hayranlıkla baktığımız gelişmiş ülkeler var. Kıyaslama yaptığımız zaman görülüyor ki, bizden tek farkları, insan yetiştirme sistemleridir. Onların çocuklarını yetiştirme modelleriyle bizim çocuklarımızı yetiştirme modelimizi oturup kısa bir karşılaştırma yaptığımızda, hem ana baba olarak hem de öğretmenler olarak tespit ettiğim çocuk yetiştirme anlayışımıza ilişkin yaklaşım farkının, bugün birçok yönden yakındığımız insan modelini karşımıza çıkardığını görmekteyiz. Gelin karşılaştırmalı bir bakalım:

* Biz çocuklarımızı itiraz etmeyen, söz dinleyen, kurallara uyan, izin verilmeden konuşmayan, büyüklerine saygılı, ev içinde "dur sus" tekinleriyle oyun oynamasına izin verilmeyen, dershaneye gidip sınavlara çok çalışan, çocukluğunu yaşamayan biri olarak yetiştiriyoruz.

(*) Onlar ise çocuklarını kendi kendine yeten, atak, girişken sorumluluk alan, soru soran, karşılaştırarak araştıran, kurallara niçin uyması ya da uymaması gerektiğini bilen, itiraz eden, hakkını arayan biri olarak yetiştiriyorlar.

* Biz çocuğumuz için en iyi mesleği biliriz, çocuğumuzun hangi alanda başarılı olacağına anne baba ve öğretmen olarak karar veririz. Gerekçemiz de hazırdır. Çünkü çocuğumuzu, öğrencimizi iyi tanıyoruz!

(*) Onlar, çocuğun hangi alanda çalışmak ya da okumak istediğini öğrenip o alanda çocuğun gelişimini engelleyecek şartları yani engelleri ortadan kaldırıyorlar. Çocuğun hangi alanda başarılı olacağına yine çocuk kendisi karar veriyor. Anne baba ve öğretmenler çocuğun kendi yetenek ve ilgilerini öğrenmesine yardım ediyor.

* Biz çocuğumuzu hem evde hem de okulda kolayca yönetilebilecek, "Başına vur, ekmeğini elinden al." uyumlu, munis biri olarak yetiştiriyoruz. Çocuklarımız çevreyle problem çıkarmadan ortama kolayca uysunlar istiyoruz.

(*) Onlar, çocuklarını atak, girişken ve başkalarını yönetebilecek şekilde, liderlik vasıflarını destekleyecek şekilde yetiştiriyorlar. Onlar çocuklarının hemen çevreye uymasını değil çevreyi kendine göre değiştirmesini istiyorlar.

* Bizim inançlarımıza göre çocuk doğuştan iyidir ve gelişimi iyiye, güzele doğrudur. Ancak bu inançlarımıza rağmen, biz çocuklarımıza karşı her an kontrol altında tutulması gereken zararlı bir varlıkmış gibi davranıyoruz. Yani çocuklarımızı şaşırtıyoruz, korkutuyoruz, sürekli bize bağımlı hale getiriyoruz.

(*) Onlar, çocuğun gelişiminin iyiye doğru olduğuna, bu gelişim engellenirse çocuğun yanlış yapmaya başladığına inanıyorlar. Çocukların tabiatını değiştirmeden; korkmayan, şaşırmayan, kendine güvenen, çalışkan insan yetiştiriyorlar.

* Biz, çocuklarımızı çok sevdiğimiz için, ilerde sıkıntıya düştüğünde işine yarasın, zorluk çekmesin diye, miras olarak evler, arsalar, mülkler bırakıyoruz. Çocuklarımız bu mirası korumakta güçlük çekiyorlar.

(*) Onlar, en önemli miras olarak çocuklarına sağladıkları eğitimi görüyorlar ve çocuğu yeteneğine göre iyi bir meslek sahibi yapıyorlar. Kendine güvenen çocuklarının istediğini elde edebileceğine inanıyorlar.

* Biz okulda her şeyi öğretmenden bekliyor “Eti senin kemiği benim” diyoruz. Öğretmenlerin çocuklarımızı hem akademik hem kültürel hem psikolojik hem sosyolojik hem mesleki hem de törel yönden geliştirmesini istiyoruz. Bize göre öğretmen her şeyin en iyisini bilen ilim sahibi biridir. Çoğu zaman öğretmen ne velilerin ne çevrenin, ne de öğrencinin istek ve uyarılarını dikkate alır. Çünkü ona göre problemleri ve çözüm yollarını onlardan daha iyi bilirim düşüncesindedir.

(*) Onlar ise eğitim tam bir ekip işi olduğuna inanıyor. Öğretmen saygı, sevgi ve güven için eğitim ortamlarını geliştirmekte, eğitime ilişkin problemleri çözmesinde çocuğa yardım etmektedir.

Eğitimin her alanında hem kurumsal hem pratik olarak ter dökmüş bir isim Milli Eğitim Bakanı oldu. Sayın Prof. Dr. Ziya Selçuk, Milli Eğitimde bir düzelmeye umut ışığı gibi. İzleyip gelişmeleri görelim...

Yorum