Sempati Mobilya

İçten İçe Çürüten Şey

Hayatımızda yaptığımız ve yapacağımız her şeyin, yaşantımızdaki başarılarımızla doğrudan ilişkisinin olduğunu görmemiz gerekir. Gerçek insanlık hamurunun özünde dürüstlük bulunur. Dürüstlük eksik olduğunda her şey paramparça olur! Kurulu düzende dürüstlükten ödün vermemeye kararlı liderler, ahlaki değerlerden şaşmayacak bir şekilde hareket ederler. Dürüstlük olmadığında yapılan işlerde anlam bulmak, elde edilen sonuçlardan hoşnut olmak imkânsızdır.
Her insanın anasından hür olarak doğduğu ve hiçbir şekilde bu hürriyetlerin kısıtlanamayacağı göz önünde tutulduğunu bildiğimiz Avrupa Birliği ülkeleriyle bütünleşme çabamız sürüyor. Evrensel değerler olan demokrasi ve insan haklarının var olduğunu bildiğimiz Avrupa Birliği’nin eşit koşullarda üyesi olmak için 1963 yılından beri ülkemiz çaba harcıyor. Amacımız ülkemiz aile yapısını ayakta tutan ahlaki değerlerimizden ödün vermeden, Avrupa Birliği ülkeleriyle bir bütün olup, alnımızın teriyle çalışarak çok kazanıp hakkettiğimizi ihtiyaçlarımız için harcayan üyesi olmaktı. Bildiğiniz gibi üye kabul edilmiyoruz, neden çünkü kriterleri yerine getirmiyoruz... Biz büyük önder Atatürk’ü ve ideallerini yeterince anlayamadık, yeni kuşaklara öğretemedik. İşte eğitimde geldiğimiz nokta, yeni Milli Eğitim Bakanı çabalayıp duruyor. Şöyle dedi:"Mecazi olarak bir şekilde yoğun bakımdan çıkalım, sonra artık nekahet döneminde iyileşme başlasın, dünya ile mücadele etme imkânımız doğsun."   Eğer Atatürk’ü anlamış olsaydık, ülkemizin içten içe çürümesine yoğun bakıma girmesine göz yummasaydık, bugün Avrupa kapısında beklemezdik. Avrupalılar bizim kapımızda bekleşirlerdi… 
Toplumları ayakta tutan ahlaki değerlerdir. İçten içe çürüten ise, bu değerlerin yozlaşması neticesinde ailelerde çözülmeye ve parçalanmaya götürmesidir. Bariz göstergesi ise: dağılmış aileler, boşanmalardaki artış, stres, huzursuzluk, mutsuzluk… Aile kurumundaki tahribat, pek çok insanın hayatını âdeta kâbusa çevirir. Lüks yaşam özlemi ile başlar. Aile yapısının iliklerine kadar sinsi bir şekilde işler. Şöhretin, emeksiz, zahmetsiz, çok kazanma düşüncesi hırsının körüklenmesi, hesapta para yok iken kredi kartı kullanımının arttırılması ahlaki anlayışın çökmesi sonucunu doğurmaktadır. Devletlerde aynı aileler gibidir. Bütçede karşılığı yok iken lüks harcama ile israfın artması, ithalatın artması sonucunda da “cari açık” verilir…
Ülkemizde son yılların birikimi ile yaşanılan ekonomik kötü gidiş, medeni ve sosyal hayatın devamında aksamalara ve huzursuzluklara sebep olmaktadır. Yeni bir medeniyet hamlesi için yeni bir bilgi, yeni bir değerler sistemi ve yeni bir anlayışa ihtiyaç var. Peki, sosyal hayatın muntazam devamında huzur için ne yapılmalı? Çalışma hayatındaki rolleri ne olursa olsun, her seviyedeki tüm çalışanların iş eğitimine yatırım yapılmalı, onların kaliteli hizmet sunmalarının öncelikli sorumlulukları olduğunu anlamaları sağlanmalı. Dünya nimetlerinden herkesin istifade edebileceği bir ortamın yaratılmasını temin edecek bir düzen kurulmalı. İnsanların huzur içerisinde yaşayabilmeleri için, birbirlerine karşı adil, alçak gönüllü, sevgi ve merhametli davranma eğitimi verilmeli; cimrilikten, katı yüreklilikten, çirkin söz ve işlerden kaçınılmasına dikkat edilmesi gereklidir.
Başarılar şansa ya da rastlantılara bağlı değildir; onu kendimiz elde ederiz. Bir amaca hizmet etmek ve o amaca ulaşmak için öncelikle dürüst olmamız ve dürüstlükten asla ödün vermememiz gerekir. Çünkü milletlerin kurdukları büyük devletlerin temel harcı ahlaklı, imanlı enerjileri iyi ve güzele istif edilmiş olan gençlerdir. Böylesi nesilleri devam ettiren devletler ömürlerini o nispette uzatır ve kurulan müesseseler yaşar, meydana getirilen medeniyetleri de tarihe damgasını vurur. Bu nesil bitince devlet ve müesseseleri de biter…

 

Yorum