Sempati Mobilya

O BÜYÜK BİR BİLGE

Kimden mi bahsediyorum? Bize her gün bir şeyler söylemeye çalışan vicdanımızdan…

Çelişkilerle doludur insan yaşadığı müddetçe başkaları tarafından sınırlandırılma çabası ile yaşayan bir varlıktır. Önce ne söyleniyor onu dinler? İnanma, hayal kurma, umut etme, bağlanma, kalbini açma, ait olmadığın yerlerde dolaşma, kapa gözlerini gördüklerini unut, vazgeç derler…

Bana da çok vazgeç diyen oldu; dinledim mi? – Hayır…

Yapmak istediklerimden, rüyalarımdan, hayallerim ve hülyamdan, vazgeçmeyeceğim.  Yaşamak vicdanın sesini dinlemek ve seçtiğin yolda yürümektir. O yol seni nereye götürürse götürsün geri dönmemektir yaşamak… İnsanlar her şeyden kaçıyorlar. Birine yardım etmekten, kol kanat germekten, birine sevgi göstermekten, anlayıştan, saygı göstermekten, değer vermekten, yani insanı insan yapan her şeyden kaçıyorlar. Zaman öyle bir zaman ki insanlar vicdanın sesini duymamak için kendilerini, akıllarını, bedenlerini öyle boş şeylere vermişler ki vicdanının sesini dinlemeye vakit bulamıyorlar.

Bana dediler ki; Hayatta kalmak isteyenlerin yanına git! Sizin merhametinize ihtiyaç duyanlar olacaktır yardım edin fakat

Ya! Sizin de merhamete ihtiyacınız varsa?

Günümüz insanın artık dünyayı dinlemekten kendini dinlemeye, vicdanın sesine kulak vermeye asla vakit bulamıyor. Öyle insanlar öyle bariz öyle fahiş hatalar yapılıyor ki, diyorsun ki bu insan bu hatayı ancak ve ancak vicdanının sesine kulak vermediği için yapabilir. Vicdanların sesi duyulmadığı için bugün artık her dakika, her saniye ve her yerde mazlumların feryadı duyuluyor. Özellikle büyük şehirlerde insanlara dayatılan yaşam biçimi koşmaca ve koşturmaca hayat tarzı insana kendini dinleme, vicdanının sesine kulak verme imkânı asla tanımıyor. Vicdan çok çok derinlere hapsedilmişçesine sesi duyulmuyor, artık duyulsa bile sahibini yaşadığı keşmekeşten çekip alamıyor

İnsanlar vicdanlarının sesini duysalar da insanlar fıtratın sesine kulak verselerdi her gün yüzlercesine şahit olduğumuz yüzlercesinin haberlerini aldığımız vicdansızca işler olmazdı.

Vicdanının sesini çoktan unutmuş olan gençlik ebeveyninin sesini de, öğretmenin sesini de, artık duymamaktadır. Bugün bizim ülkemiz başta olmak üzere nice ülkeler kendi yerlerinde, kendi yurtlarında adı konulmamış bir esareti yaşatmaktadırlar. Söz konusu, telefonlar sayesinde artık bütün dünya hemen herkesin avucunun içinde, ama farkında olmadan hemen herkes de tüm dünyanın gürültü kirliliğinin ağırlığı altında, Günümüz insanı artık lütfen hoyratça harcadığı zamanın bir kısmını da vicdanının sesini dinlemeye ayırmalı ve birazda vicdanına randevu vermelidir. Elbette vicdanla yüzleşmek zor zanaat ama vicdanın sesiyle kalmak çok çok daha iyi.

İnsanda tüm farkı yaratan yol ayrımıdır, hangi yola girmeliyim? Geçte olsa bazı şeyleri görmeli miyim?

İnsan kendini hep haklı çıkarmak ister. Hatalarına karşı da hep bir savunma içerisindedir. Nefis her zaman “ben haklıyım” dese de, insan yastığa başını koyduğunda, gözünü kapattığında, içten bir ses “hayır” diye haykırır. “Haklı sen değilsin “der, senin yanlışlarını bir bir gözünün önüne getirir. Geçmiş zamandaki yaşananlar sinema şeridi gibi gözlerinin önünden geçer. Geçerken de gözlerden süzülen ifadeler kurşun olur seni bir kere değil ömür boyu en güçsüz anında, en hassas yerinden vurur. Haklı çıkarmaya susturmaya çalışırsın, ama susmaz. İşte bu ses, vicdanın sesidir. Dil susar, kalp susar, göz kapanır, ama vicdanı susturmak mümkün değildir.

İnsan Hayatta her şeye hakkı varmış gibi hep daha fazlasını istiyorlar. Hep üsttekilere bakıp, kendilerinden yüksekte olanlara özenip, hırsla dünyaya saldırıyorlar. Vicdanlarını değil de nefislerini dinledikleri için, kendi küçük amellerini hep büyük görmek, hep kendilerini haklı çıkarmak istiyorlar. Ama vicdanları buna itiraz ediyor.
Geçirdiğiniz bir travma yıllar sonra beyninizin bir yerinden dışarı çıkmaya başlıyorsa, bu VİCDAN’ın başlangıcıdır. Ellerinden her şeyleri alınanların feryat, haykırma ve çığlıklarını duymaya başlarsınız. Anlarsınız; bir çocuğun kendinden bile sakladığı o yükün ne olduğunu? Algı kanallarınız gitgide açılır. Kedi, köpek sevmeye başlar, günün doğuşunu izlemek için erkenden yatağınızdan fırlarsınız. Aşık olmak istersiniz, arzularsınız ve yağmurun teninizi ıslatması bile hoşunuza gidebilir.

Hayatın saadeti ve lezzeti, vicdanda gizlidir. Çünkü, beden ruhla lezzet aldığı gibi, ruh da vicdan ile lezzet almaktadır.

Ne diyor merhum Mehmed Âkif, “ Ne irfandır ahlâka veren yükseklik, ne vicdandır, / Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.” Kendince inancı olmayan, merhametini yok etmiş, vicdanına kalın duvarlar örmüş biri başka hayatların yok olmasından neden korksun ki!.
Önce hepiniz pencerelerinizi birbirinize açın. Perdeyi kaldırın, Ne anlatmak istersin deyiverin, hikayen ne diye seslenin.

İşte hikaye şimdi başlıyor!

Her doğru her yerde söylenmez, ama vicdan insanın kulağına doğruyu her zaman fısıldar. Duymak istersen en kısık sesi dahi duyarsın, duymak istemezsen de davul çalsalar oralı olmazsın. Allah Bize bir terazi vermiş kefelerinin bir yerine beş duyumuzu yani zahiri hislerimizi, diğer kefesine, vicdanımızı yani manevî hislerimizi koymuş, ikisini de dengede tutmak kulun elinde. Vicdan bozulursa, terazi doğru tartamaz. İnsan adâletle hükmedemez.

Ondan sonra da hem şahsi hayatın, hem sosyal hayatın dengesi bozulur, adalet tahtına zulüm ve haksızlık oturur, Öyleyse, hayatın hızlı akışı içinde bazen durup, vicdanın sesini dinlemeli, bu büyük bilge, bize ne söylüyor anlamalıyız.

Allah'ın kalbimizde bir ışığı vardır ve onun adı Vicdandır...

 

Yorum