Ahlaki Çöküntüden Kurtuluş Yok mu

Yüz kızartan suçların artması, beraberinde ahlaki çöküntünün hız kazandığını gösteriyor. Bu durum insanların yüreğinde manevi huzursuzluğa sebebiyet vermektedir. Topluma yapılabilecek en büyük kötülük, toplumun bir tarafında kanayan bir yara varken, o yaradan habersizmiş gibi davranmak. Anadolu’da gözlemlenip dile getirilen bir atasözü var bilirsiniz: “Keçi nereye çıkarsa oğlağı da oraya çıkar.” Atasözünden ders alıp, bu kötü gidişatın yönünü değiştirmemiz gerekmez mi?

Ahlaksızlığın getirdiği çöküntüden kendini ve aileni kurtarmak yetmiyor, çevreyi ve topluma da kurtarmak gerekir. Çünkü bu toplumda hep birlikte yaşıyoruz. Eğer manevi çöküntü toplumu sarmışsa, "toplumsal felaketi" beklemek kaçınılmaz olacaktır, ahlaksızlığın yaygınlaşmasından korkup, akla ve hayale gelmeyen tedirginlik duymak da çok normaldir.

  1. önder Mustafa Kemal Atatürk Kurtuluş Savaşı bitiminin hemen ertesinde “Ey Türk milleti bugün eriştiğimiz nokta, gerçek kurtuluş noktası değildir... Kurtuluş, toplumdaki hastalığı ortaya çıkartmak ve iyileştirmekle elde edilir. Bir toplumun hastalığı ne olabilir? Ulusu ulus yapan, aydınlatan, ilerleten güçler vardır: Düşünce güçleri ve toplumsal güçler… Düşünceler anlamsız, mantıksız, uydurmalarla dolu olursa, o düşünceler hastalıklıdır. Bunun gibi toplumsal yaşam akıl ve mantıktan yoksun, yararsız ve zararlı birtakım inançlar ve gelenekler ile dolu olursa kötürüm olur. Ulusumuzun siyasal, toplumsal yaşamında, düşüncesel eğitiminde kılavuzumuz bilim ve teknik olacaktır. Bilim ve teknik için hiçbir kısıtlama ve koşul koyma yoktur. Hiçbir mantıksal kanıta dayanmayan birtakım geleneklerin, görüşlerin korunmasında direten ulusların ilerlemesi çok güç olur, belki de hiç olmaz. Gerçek kurtuluş ancak cehaletin ortadan kaldırılmasıyla olur. Cehalet kaldırılmadıkça toplum yerinde kalıyor demektir, yerinde duran bir şey ise geriye gidiyor demektir." deyip, bizleri uyarmıştır.

Şimdi ülkemizin ekonomik ve siyasal olarak geldiği noktayı gözümüzün önünde tutup, kendimize bir soru soralım! Milletçe her vatandaşımızı yüzde yüz okuryazar yapıp cehaleti ortadan kaldırabildik mi? Düşünsel eğitimde kılavuzumuz bilim, teknik mi? Bilimi, tekniği kılavuz edinip cehaleti ortadan kaldıramadıysak, bilimi, tekniği eğitimde öne geçiremiyorsak, vay halimize! Öyleyse gerçek kurtuluşa hiçbir zaman erişemeyiz değil mi?

Ne yazık ki ülkemiz kurtuluşun erdemlerine ulaşamamış, kendi kısırdöngüsünde tutulan ve uyutulan bir ülke konumunda. Neden mi böyle düşünüyorum? Çünkü: Sümer Bank kapatıldı yerine bir iş sahası açıldı mı? Şeker fabrikaları satıldı yerini dolduracak bir fabrika veya iş sahası açıldı mı? Et Balık Kurumu satıldı yerini dolduracak bir iş kolu, iş sahası açıldı mı? Zahire ofisleri kapatıldı yerini dolduracak bir şey var mı? Bir iş sahası, fabrika veya benzeri bir şey var mı? Bunlara benzer birçok yer satıldı, yerlerini dolduracak bir iş sahası yapıldı mı? Ya da böyle yatırımlar var da ben mi kör oldum görmüyorum? “Zengin malını dağdan aşırır, fakir düz ovada şaşırır…”

Ülkemiz son yıllarda nasıl bir kaosun içine sürüklendiğini, köşeyi dönen zenginlerin ülkeyi terk ettiklerini, ülkemizin artık sürekli boşalan bir ülke olduğunu, her alanda yaşanan istismarların, siyasi kayırmacılığın alıp başını gittiğini, mutsuz halkının nasıl uyutulduğunu ve göçe zorlanıldığını, kutsal din duyguları üzerinden birilerinin oy avcılığı yaparak nasıl da mazlum rollere soyunup doyduğunu ve doyurulduğunu görmemek garip!..

İstiklal Harbi’nde ülkemiz yedi devletle mücadele edip kurtuluşa ermişti. Ama artık düşman kılık değiştirmiş ve karşımıza yoksulluk, sinsilik, yobazlık ve yolsuzluk olarak çıkmıştır. Böyle sinsi düşmanlara karşı gerçek kurtuluş, Atatürk’ün de işaret buyurduğu gibi cehaletle mücadele ile mümkün olacaktır. Bu aziz milletin torunlarının cehaletle mücadeleyi mutlaka kazanacaklarına bütün kalbimle inanıyorum…

Yorum