Sempati Mobilya

Onurlu Yaşam Sahte İtibar

Yaşadığı dönemde etrafındakileri ahlaklı, erdemli ve bilge olmaya teşvik ettiği için, tehlikeli bir meczup olarak değerlendirilen Sokrates ölüm cezasına çarptırılır. Dönemin ileri gelenleri, Sokrates fikirlerinden cayıp çoğunluğun fikirlerini kabul etmesi halinde hayatta kalmasına izin verileceğini söylerler. Ancak Sokrates ne yapmış dersiniz? Ahlaksız, erdemsiz ve bilge olmadan yaşamaktansa, ölmeyi tercih ettiği için ölüm cezasını baldıran zehrini kendi içip yerine getirmiş. Onursuz yaşamaktansa ölmeyi tercih eden bir başka örnek kişi de Kishi Ryoichi. İzmit Körfez geçişi asma köprüsünde 'Catwalk' olarak bilinen halatın kopmasından kendisini sorumlu tutan Japon mühendis Kishi Ryoichi maket bıçağıyla yaşamına son verdi.

Ancak günümüz Türkiye'sinde herkes Sokrates veya Kishi Ryoichi gibi yapmıyor. Her devrin ve her kişinin kendine has özellikleri var. "Açlık sofuluğu bozuyor." düşüncesiyle hareket edenlerin kafasında: Anadolu'nun değişik yerlerinden kopup büyükşehirlerin varoşlarına gelenleri, içinde var olduğu kıtlık durumundan dolayı fayda gözeten kişiler olarak gösteriliyorlar. Hâlbuki günümüz yurdum insanı için bu durum tartışılır. Karşılaşılan bu kişiler etik ve ahlak ile yakından uzaktan bir ilgisi olmasa da içgüdüsel olarak en harbi ve delikanlı karakter olarak karşımıza çıkıyorlar. Türkiye portresini kendisine göre inceleyen Ak Parti, muhalif kişileri, partileri yedeğine takıyor, yani onlara muhalefet yaparken söyleyip taahhüt ettikleri "özgürlükleri kısıtlanan, ezilen, horlanan, yok sayılanların" haklı sesi olacaklarını söyleyenlere "demir leblebi yedirir gibi" yedirtip burunlarını sürtüyor. Bu bir büyük başarı şeklinde gerçekleşiyor.

Hep batıya, batıya yürüyüp gelenler şehirlerin varoşlarında bir sabah uyanıp, haftanın yedi günü sabah sekiz akşam altı çalışırken aniden canlı makineye dönüştüğünün farkına bile varmıyorlar. Bunların kendisine ait bir hayatı yok; tüm dertleri, tasaları; ailesinin geçim derdidir. Patronuna olan borcunu yerine getirmekle kendini yükümlü hisseder. Öncelikle canlı makineye dönüşmeyi kendisi istemiş midir? Bir kaçış mıdır bu yüksek sorumluluklardan kaçmak için? Yoksa bir tecelli midir? Hayvancılık veya çiftçilikle uğraştığında böyle çalışsa daha çok kazanacağının bilincinde midir? "Canlı makine"ye dönüşen, çalışsa da çalışmasa da bir canlı makinedir babasının gözünde. Her yüksek otoriteye sahip olan baba gibi oğlu üzerinde bir yaptırım gücüne inanmaktadır. Canlı makineye dönüştüğünde bu yaptırım; maddi kayıplarla birleştiğinde inanılmaz bir rencideye dönüşmektedir. İlk başlarda evladına bir acıma duygusu ile yaklaşır; fakat kendi hayatını yaşama hakkı elinden alındığının farkına vardıkça o da canlı makineden tiksinir. Canlı makine için tek bir alternatif kalır; acımasız hayat karşısında yavaş ve ağırca tükenmek. Ya da açlık sofuluğu bozduğu için, bir anlamı ile kurtuluş...

Şener Şen'in başrolünü oynadığı Namuslu filmini izlemişsinizdir. O filmde Şener Şen(Namuslu), bir şirkette namusu, itibarı ve hakkaniyetiyle çalışmaktadır. Bu durumdan ötürü ise başta çalışma arkadaşları ve ailesi tarafından itibar görmemektedir. Çünkü devir yolunu bulma, köşeyi dön de nasıl dönersen dön anlayışı ile yuvarlanıp gitmekte, filmdeki repliklerde sık sık tekrarlandığı gibi “At binenin, kılıç kuşananın” anlayışı ile kendini temellendirmektedir. Bu ortamda, kendisine hayattaki anlam olarak etik ve ahlaklı davranmayı seçen Namuslu, iş arkadaşlarının birisi tarafından şöyle tanımlanır: "Ensesine vur, lokmasını al.” Kısaca, Namuslu bulunduğu ortamın ve devrin adamı değildir. O, sadece ve sadece bu kadar dürüst olduğu için bir kaybeden olarak algılanmaktadır. Gerçekten sizce de ahlaklı, erdemli onurlu olmak kaybeden olmak mıdır?

Bir gün Namuslu’nun hayatını değiştirecek bir olay olur. Bankadan çektiği milyonları bir çanta içinde hırsızlara kaptırır. Ne kadar izah etse de, kimse kendisine inanmaz. Kişi karşısıdakininde kendisi gibi olduğunu zannettiğinden, paraları kendisinin çaldığını ima ederler. Çünkü herkes paralara ortak olmaya çalışmaktadır. Bu andan itibaren, o güne kadar kendisine gösterilmemiş bir itibar gösterilir, şirketteki genel müdürden, evdeki eşi hatta mahalledeki manava kadar. Herkes kendi ölçütünde ileride ellerine geçeceğini hayal ettikleri paraları beklemektedir. Bu sahte itibara dayanamayan Namuslu bir an delilik krizi geçirir. Bu Namuslu'nun dönüm noktasıdır. Mademki hırsıza itibar ediliyor, kendide hırsız rolüne bürünür! Kriz ile beraber paraları çalmasa da çaldığını itiraf eder. Namuslu artık o kadar namuslu değildir. O da artık düzenin adamı olmuştur. Bu noktadan itibaren herkesi aldatır, çalar, çırpar. Gerçek hırsızların yakalanmasıyla ahali, büyük bir düş kırıklığına uğrar. Onurlu yaşamdansa, en yakınlarını, arkadaşlarını, komşularını aldatıp dolandırır sahte İtibarı seçer Namuslu...

Yorum