Sempati Mobilya

BODRUM'DA YILDIZ YAĞMURU

Jacques Brel, bir röportajında: “ Ben, insanın hayatta tek bir şeyi başardığına inanıyorum: Hayallerini.” der.

O, 49 yaş gibi kısa sayılacak bir ömürde, hayallerinin peşinden koşmuş ve hayat başarısını kazanmış bir yıldız şarkıcı, sinemacı, şair… “sanatçı”.

Bodrum Bale Festivali’nin dünkü gösterisine, “Bale Yıldızları Akşamı” adını vermişler.

Kim ola ki bu yıldızlar sorusunu program açıklandığında kendime sormuştum.

Eserler mi?

Müzikler mi?

Koreograflar mı?

Dansçılar mı?

Kuğu Gölü, diye başlasam; Paris Ateşi, Giselle, Carmina Burana, Donkişot diye devam etsem hangi bale izleyicisi, bu eserlerin yıldız olmadığını söyleyebilir?

Tchaikovsky, Prokofiev, Strauss, Bizet… Bu eserleri taçlandıran müzisyenler değil mi?

Ya Marius Petipa?

Peki, böylesine yıldızları bize sunan Maria Yakovleva, Nikisha Fogo, Mihail Sosnovschi, Jacob Feyferlik, Richard Szabo, Dumitru Taran, Anita Monolova, Elena Bottaro, Francesco Costa, Alexandru Tcacenco ve Cristina – Alexei Terentiev’e ne diyeceğiz?

Viyana Devlet Balesi gibi bir kurumun dansçısı olmak; hele hele solist, baş solist gibi düzeye yükselmek bu dünyada kaç dansçıya kısmet olur ki?

Brel, yukarıda sözünü ettiğimiz söyleşisinde: “Bir şeye kesinlikle kaniyim: Yetenek diye bir şey yoktur.(…) Yetenek bir düşü gerçekleştirme arzusudur. Bunun için ter akıtmak, gayret etmek, disiplin gerekir. Ben sanatın ne olduğunu bilmiyorum. Sanatçı tanımıyorum. Bir şeyler için büyük bir enerjiyle çalışan insanlar var.” demiş.

Yetenek dediğimiz şey, gerçekten Brel’in dediği gibi, bir düşü gerçekleştirme arzusundan ibaret olabilir mi?

Baş balerin Maria Yakovleva, baleye 4 yaşında başladığını ve günde en az 10 saat çalıştığını söylüyor.

Arada iki kadın konuşuyordu:

“Tanrı delikanlıyı, balet olsun diye yaratmış. O ne fizik öyle!”

“ Balerinler de öyle. Haza balerin doğmuşlar.”

Ben, her ne kadar bu bakış açsında haklılık payı olduğuna inansam da Brell’e daha çok hak verenlerdenim.

O, çok usta bir yontucunun eserine dönüşmüş insan vücutlarının arkasında, büyük bir hayal ve o hayal uğruna harcanan emek, sabır ve en albenili dünya nimetlerinden vazgeçme var.

Bedeli ödenmeyen büyük başarılar yok bu dünyada. Hele hele “insan olma”nın bedeli çok mu çok ağır.

“Olmak” için bu dünyada kimileri inzivaya çekiliyor; kimi de gece gündüz çalışıyor, çalışıyor, çalışıyor…Üretiyor, var ediyor, güzellikler yaratıyor, sunuyor…

Moldovya’yı bilirsiniz değil mi?

Hani şu koca Osmanlının 300 yıl hükmettiği Boğdan eyaleti. Son iki yüzyıldır da Rusların, Almanların, Ukraynalıların, Rumenlerin elini içinden hiç çekmediği 4 milyon 400 bin nüfuslu ülke.

Dün gece Bodrum Antik Tiyatro’da ışıldayan o on iki yıldızın beşi Moldovalıydı.

Sosnovschi, Taran, Tcacenco ilk derslerini Moldova bale okullarında almış, Viyana Devlet Balesinde solistlik mertebesine ulaşabilmişler. Terentie’ler yine aynı okullardan yetişerek Moldova Devlet Balesinin yıldızı olmayı başarmışlar.

Ele geçirdiğiniz ülke medyasında istediğiniz kadar köprülerle, oto yollarla; külliyelerle, gökdelenlerle; AVM’lerle övünün; bu çağda bir ülkenin gelişmişliği, bilimden, sanata; spordan, ekonomiye uluslararası arenadaki cirmiyle ölçülüyor.

O arenalarda var olabilmek, şeyhlerin şıhların okuyup üflemeleriyle, paragöz müteahhitlerle, ithal sporcularla olmuyor. Emek istiyor; hem de çok emek, sabır istiyor, alın teri istiyor ve bilimin rehberliğini istiyor.

Gece yeni güne dönerken boşalıyor Antik Tiyatro. Yoldan geçmek olanaksız. Sanki İstanbul, Ankara Bodrum’a akmış. Yolda ne ışık var, ne yaya geçidi, ne de bir polis. Ama herkesin acelesi var…

Anlaşılan doların da acelesi var.

Dilimin ucunda Brel’in şarkısı…

“Les bourgeois c'est comme les cochons

Plus ça devient vieux plus ça devient bête

Les bourgeois c'est comme les cochons

Plus ça devient vieux plus ça devient...

Domuz gibidir burjuvalar
Yaşlandıkça aptallaşırlar
Domuz gibidir burjuvalar
Yaşlandıkça …

“Burjuva” sözcüğünün yerine “zamanın ruhu”na yaraşır bir sözcük koyup söylüyorum şarkıyı…

Sahi, Bodrum seyircisi neden “Les Bourgeois” önünde dans eden Costa’yı çılgınca alkışlamıştı ki?

Bir de “Bale, burjuva sanatıdır.” derler.

Bodrum kalesi, liman ışıl ışıl… Daha ötelerden lazerle tarıyorlar yıldızları. Gözlerim, bir balerinin şalından kopup limana doğru savrulan tüyü arıyor.

Biliyorum ki hayat birazdan bütün gürültüsüyle rıhtımlara çökecek, Gün ışıyana dek her şeyi unutacak vur patlasın, çal oynasın gençliği.

Bense her şeyin nedeni ve sonucu benmişim gibi şiir aynasının karşısına geçip;

…Orda limanın arka sokaklarında,

Beynimde teori zincirleri,

Belleğimde pratikler.

Hece hece tütsülerken geceyi özlem,

Yalnızlıklarla kuşatıyor,

Çılgınlıklarımı gerçekler.

Orda limanın arka sokaklarında,

Akordeon çalan doğuştan âmâ adam,

Yani ben;

Gülü sesinden severken

Gökçe sabahlar bağışlıyor rüzgâr,

Demir tarıyor yüreğimde tüm gemiler.

…( Anvers Limanında)

dizelerimi mırıldana mırıldana kendimi sorgulamayı sürdüreceğim.

Yorum