Sempati Mobilya

LAF SOKUNCA KENDİNİ ÖNEMLİ HİSSEDENLER…

İnsanoğlu ne tuhaf değil mi? Biz Altın çağındayız diyoruz, tekamül edelim diye çabalıyoruz ama etrafımızda hala sığ, hala çiğ insanlar var. Ne yapalım, onlar da bizim sınavımız, bir anlamda tekamüle katkıda bulunan engeller onlar…


Peki, nasıl cevap vermeli ve nasıl davranmalı bu insanlara? Bu tür insanların beslendikleri tek bir şey vardır; sizin acınız. Sizi üzmek, kırmak, kızdırmak ve başarısızlığınızı görmek onların ödülüdür. O zaman ilk önce bu zevki onlara yaşatmamakla başlayın. Biri gelip size, ne kadar kilo almışsın, ne kadar yaşlanmışsın ya da seninkini gördüm çok güzel bir kızla ( çok yakışıklı bir adamla) beraberdi dediğinde, sadece gülümseyin. Zor olduğunu biliyorum ama gülün ve karşınızdaki sığ zavallının suratına bakın, bozuldu mu? Elbette, çünkü istediği etkiyi yaratamadı ama durmayacak, konuşmaya devam edecek ve o sizden daha çok sırıtacak.
 

İnsan canlısı sosyal bir varlık. Her anımızda iletişime muhtacız. Bunun bizler için hem avantajı hem de dezavantajı var. Öyle bir zaman geliyor ki karşınızdakine dümdüz laf anlatamıyorsunuz. Bazen tartışmak gerekiyor ama o  tartışmayı laf sokarak bitirmek istiyor.

Laf mı sokacaksınız Sayın Prensler, Prensesler!
Bir kere karşınızdaki kişiden daha zeki olduğunuzdan emin olun. Çünkü laf sokmak zeka işidir, diğer türlüsü çirkeflik olur.
Çirkef insan tartışmada diş gösterme devam eder ama emin olun, sıkılıp susacak, ya da def olup gidecektir çünkü istediğini alamadı. Gelelim vereceğiniz cevaplara: Onun sizi etkilemediğini ve asla etkileyemeyeceğini, çünkü onu kaile almayacağınızı belli edin, hatta söyleyin. "Senin düşüncenin benim için zerre anlamı ve önemi yok, sen konuşuyorsun ama bak uzaktan da bir köpek havlıyor gidip neden havladığını soruyor muyum? İnan onun havlaması bile benim için daha önemli, ya açsa, ya deprem olacaksa, kısaca vaktini harcama, benimkini de boşuna çalma."

Ağır mı? Oldukça ama emin olun size bir daha bulaşmayacak, çünkü etkisiz eleman olduğunu biliyor artık sizin için. Yaşlandın mı dedi: "Yaşıyorum, o halde yaş almam normal, olgunlaşmak kadar güzel bir şey yok, sen nasıl bu kadar genç ve güzelsin? Çok şanslısın" Deyin. Emin olun bu cevap, "Sen kendine bak da konuş, ben ne olduğumu biliyorum." Demekten daha etkili olacak çünkü o genç de görünmüyor güzel de. Güzellik ruhtan gelir, yüze yansır. Ruhu güzel olan biri, karşısındakini üzmeye çalışmaz, bunun kendine zarar vereceğini bilir.

Kilo mu aldın dedi? Sizi her gördüğünde, hassas tartı gibi gözleriyle sizi mi tartıyor? Aynı hamle, "Sen nasıl böyle fit ve harika görünmeyi başarıyorsun?" Deyin, bakalım ne cevap verecek. İçinden bir yerlerde öyle olmadığını biliyor ve bu iltifat ona en ağır hakaret gibi gelecek.

Kariyeriniz de başarısız olduğunuzu mu söyledi? Bununla dalga mı geçti? " Herkes senin kadar başarılı olamaz, ben de kendimce çabalıyorum "Deyin. Ben bu halimle mutluyum, huzurluyum mesajı verin, yüzünüzdeki kocaman gülümseye ile. Hakaret etseniz, sen benden betersin hadi oradan deseniz emin olun mutlu olur çünkü istediği etkiyi yarattığını fark eder. Ama gülüşünüz, etkilenmemeniz, aldırmamanız, bir de üzerine kendine değer vermeyen bu insana iltifat etmeniz asıl darbeyi vuracaktır.

Tekamül dedik, olgunlaşma dedik, altın çağına girdik dedik, kimseyi üzmemek ve kırmamak gerek, onların üzülünce yaratacağı enerji, kendini üzeni daha çok etkiler. Neden onu, bir kenara çekip bu gerçeklerden bahsetmiyorsunuz? Belki çok sığ, belki bunları anlamayacak ama sözlerinizi bir ayetle destekleyebilirsiniz:
 

" Kafir bile olsa hiç kimsenin kalbini kırma! Kalp kırmak, Allah ü tealayı incitmek demektir.”“Kalb kırmak, Allahü teâlânın lütfunu incitmektir. Neye uğrarsa uğrasın, sâlih kimse, aslâ kimseye kötü söylememeli ve lânet etmemelidir. İnsanların kabahatlerini açıklamamalıdır”

Tüm dinler aynı şeyden bahseder, aynı öğreti etrafında yol gösterir. Siz ne yaparsanız aslında kendinize yaparsınız. Sizi üzmeye çalışanlar da aslında kendilerine zarar verip, kendilerini üzerler.
Günümüz insanı tek tipleşmiş, aynı tornadan çıkmış bir karakter örüntüsü içersinde görünüyor.
Günümüzün şık giyimli, bakımlı, güzel konuşan, gülmesi, espri biçimi, velhasılı çoğu söz ve eylemi birbirine benzeyen bireylerine kısaca "modern" insan deniliyor. Peki modern insan sadece bu görünen ve bilinen "kusursuz" yüzünden mi ibarettir?

 “Seviyorum, hiç hoşlanmadım, içim ısınmadı, nefret ettim, çok kızdım, itici, gıcık…” gibi duygu odaklı bir anlayışla değerlendirir.
En çok, “Yüreğinin Götürdüğü Yere Git” türü kitaplar okumayı sever. Bu tür kitapların tamamen düzmece olan içeriğine bayılır. Ancak bir gün eşi, “Valla karıcığım bana kızma, ne yapayım, yüreğim götürdü” diyerek başka bir kadına yönelse anında deliye döner. Görülüyor ki laf sokan birey aynı zamanda tutarsızdır. İşine geldiği gibi davranır.

Çok konuşmayı, her söze en mantıklı şekilde cevaplar vermeyi özgüvenlilik, eğitimlilik, en çok da zeka gösterisi olarak yorumlar. Partneriyle konuşurken her söze mutlaka cevap vermeye, sürekli haklı olmaya, daima baskın çıkmaya çalışır. Bununla karşıdakini yoracağını, suni ve yapmacık bulunacağını, bu zorlama gayretin kendisini sıcak insani özgünlükten uzaklaştıracağını, sonuç itibariyle de itici bir hale getireceğini düşünmez.

Laf sokma hastası olanlar  çabucak, “Canım, hayatım, aşkım, tatlım” der. Bu sözleri söylemek için gerçekçi nedenleri olması gerekmez. Çünkü bu şekilde konuştuğunda tatlı dilli, sıcak, samimi, sevecen, aranılan özellikte bir kişi olarak çevresinde daha yüksek bir kabul görür. Böylece bu sözlerin, kökünde yer alan duygularla olan bağını günden güne koparır.

Terslemeyi, kolayca yok demeyi sever. Hele hele de laf sokmaya bayılır. Bunu yaptığında kendisini daha bir önemli hisseder. Zaten tüm derdi kendisini nasıl hissettiğidir. Adeta hisleriyle kafasını yemiş dense yeridir.
Bu tür insan karşılıksız yapıldığı söylenilen bir şeyi anlayamaz, mutlaka altında bir çıkar arar. Karşılıksız selam bile vermek istemez. Biri selam verse bunu kuşkuyla karşılar, “Acaba…” diye yorumlar. O kişiye bazı hal ve hareketleriyle sanki suçluymuş gibi muamele eder. Elinden geldiği nispette de burnundan getirir.

Bir Psikolog diyor ki;
Bu salak görünümlüler sabrı meyveleri olgunlaştıran zaman olarak görmez, boş yere acı çekmek olarak algılar. Dünyaya bir kere geldiğini, zamanın su gibi geçtiğini düşünür, o yüzden de istemediği, hoşlanmadığı, özellikle de zoruna giden her şeyden anında kurtulmak ister. Bunu yaparken de istenilen bir sonucun alınabilmesi için gerekli olan zaman unsurunu gözden kaçırır, haliyle yine başarısız olur. O sürekli yenilen bir pehlivana benzer, güreşe hiç doymaz!

Tek yaratıcıya inananları, “Tabu, doğma, şu zamanda...” diyerek garipser, hatta yadırgar. Lakin kendisi başta kendi aklı öz olmak üzere haz duygusu, maddiyat gibi şeylere tapınır. Yani o esasında (ilkel putperest kavimlerdeki gibi) çok tanrılı bir inanca sahiptir. O sadece bunu değil; mesela çok paranın bir yerden sonra kısır bir döngüye düşüreceğini, sözgelimi kişinin para verip ikinci bir ev alacağını, sonra da bu evi kiraya verip yine para alacağını, bu döngünün böyle bir ömür sürüp gideceğini de düşünemez. Kazanabilme umudu olan sadece para ile mutlu olacağını sanır. Görüldüğü üzere boş yaşayan bu salak tipli  birey çok abarttığı mutluluğu sürekli bir şeylere sahip olmada, yani hep sonuçta arar! Böylece asıl mutluluğun kaynağı olan süreci atlar. Laf sokan insanın hayatı yaşama biçimi sürekli uzağı gözlerken sık sık önündeki çukura düşen şaşkın şoför gibidir.

Çok zeki olduğu düşünülmesine karşın modern birey bu acı sonu ancak yaşlanınca, tüm duyguları dünyadan el - ayak çekince anlayabilir. Asimile olmuş diğer bir tabirle Tiki veya Con con birey, bu tipik süreci yaşamı boyunca çevresinde onlarca kişide görse bile anlayamaz. O illa ki aynı şeyi kendisi de yaşayacaktır! Çünkü o çok kıskançtır da.
Kedi yavrusunu yiyeceği zaman fareye benzetirmiş. Biri sizleri topyekün asimile etmek için yeni olan, bu zamana ait olan her şeye bu modelsin, laf sok, kendini üstün kıl,  diyerek fena mı kandırdı yoksa, ne dersiniz?

Yorum