Sempati Mobilya

VEDA

Kocaman yemyeşil gözlü, tüyleri tatlı bir gri, gözlerinde sadece sevgi olan bir can düşünün, tek bir sevgi ifadesiyle ise dünyalar onun olan ve etrafında sevinçten ne yapacağını bilemeyen bir can… Onu bulduğumda en fazla 3 aylıktı, gerçi ben onu bulmadım o beni bulmuştu, yollarımız tesadüfen kesişmişti hem de yabancı bir evde, öyle planlasan denk getiremezsin yani! İlk bakışta aşk desek yeridir, dedim “ var mısın? “ , sadece mırıldandı sevinçle… Kaptım getirdim şehrime, yavrucak biraz üşümüş, sonra başına da bir şeyler gelmiş belli; kuyruğu yoktu, ben doğuştan sandım fakat veteriner öyle olmadığını anlattılar, sonra sol gözünün üst tabakasında bir minik yırtık vardı, görme engeli olduğunu düşünüp muayyene ettirdim, şükür sorun yoktu. Hem olsaydı ne fark ederdi ki, biz beraber baş koymuştuk bu yola ve benimleydi artık…

 

Bu afacanın hayatımıza nasıl güzellikler kattığını anlatmakla bitiremem sizlere, inanınki abartmıyorum… Dili olsa çatır çatır konuşacak o derece ve olmadığı halde bile derdini yeri geliyor bir insandan bile daha iyi anlatıyordu, bu kedi farklıydı veya benim çocuğum olduğu için bana her şeyden güzeldi… Çok farklı kedilerim oldu, hepsini ayrı sevdim ben ama bu benim için farklı bir candı! İçine insan kaçmış gibiydi, ismi Haydar olmuştu, bu noktadan sonra karşıma çıkan Haydar`ların (insanların) kimisi şirin buldu ama kimisi de “kediye böyle isim mi verilir? “ diye sitem etti, hepsini anlayışla karşıladım, ama ben çok yakıştırmıştım bu ismi benim canıma; heybetli duruşuna, cesaretine çok uyuyordu… Bir anda ailenin parçası olmuştu, kucağımda ilk eve getirdiğim zaman “ sen çalışıyorsun, evde durmuyorsun, yazık yalnız mı kalacak, sen önce kendine bak” gibi cümleler kuranlar var ya, işte en çok onlar sevdiler Haydar`ı. Yaz zamanı geldi mi, İstanbul`a bana gelmeyen özel araçlar beyefendiyi almaya geliyordu, neymiş “ yazık bu sıcakta gitsin bir bahçede koştursun çocuk” bahanesiyle kapıp gidiyorlardı. Sorgusuz sualsiz herkesin kucağındaydı, sokulur ve huzurla otururdu o da çünkü bilirdi sevildiğini, huzurda verirdi. Çocuklardan öyle köşe bucak kaçmazdı (tercih de etmezdi) ve yakalandıysa teslim olurdu, zarar asla vermezdi. Bebekken gördüğüm korkularından sevgiyle kısa zamanda sıyrılmıştı, ilk geldiğinde siyahtan çok korkardı ve hep merak ederdim acaba bu yavruyu karanlık bir yerlere mi tıkmışlardı da siyahtan bu kadar nefret ediyordu? Herkes evde ayaktayken öyle kendi kendine takılır ama ışıkları söndürüp odalarımıza çekilince bağıra bağıra seslendirdi evin içinde, derdi birini bulmak ve gidip yanına sokulmak ve illaki eliyle koluyla sana dokunacak ki emin olacak bir yere gitmediğinden… Sonra bir gün bir karanlığa girdi, onu ben bile çekip kurtaramadım oradan, çok hasta oldu ve 3 günün sonunda melek oldu gitti… Yokluğunun etkisi sürüyor, hala herkes birbirine Haydar soruyor… Tabi ki alışacağım, alışacağız, yaşanan nice acılar yanında belki bu acı küçücük kalacak ama ne olursa olsun sızısı kalacak ve veda ederken ki son bakışı unutulmayacak…

 

İçim öyle rahat ki, onun için her şey yapıldı ve yine tutunamadı, ümit ediyorum ki acı çekmeden melek oldu yavrum… Ama sonra bir bakıyorum sen burada yüreğine koyduğun bir sevgiyi bırakmak zorunda kalıp üzülürken yurdunun kaç yerinde bu canlara zalimlikler yapılıyor! Bizler bağırıyor, çağırıyoruz, küfür ediyoruz ( ediyorum hem de çok, akla gelmeyecek şekilde ediyorum tutamıyorum kendimi) ama kanun olmadıkça küfür lügatimizi zenginleştirmeye devam edeceğimiz kesin. Öyle insanlar var ki aramızda biz böyle “can, çocuk, evlat” diyoruz ya onlara saçma geliyor! Marjinal, böyle entel dantel, işi gücü olmayan, sokakta bunca insan ölürken o kedinin, köpeğin derdine düşen, millet aç gezerken bir sürü para harcayan (maması, aşısı, bakımı vs.) bizlere demediğini bırakmayan yok mu sizce? Yüzlerce var hem de, ben duyuyorum, bana direkt söyleyen de oldu… Onlar bu canları bir tanısalar, aslında nasıl duygusal olduklarını bir bilseler… Hemen bir örnek vereyim, daha Haydar`a veda edişimin 3.gününde moralim bozuk ama kafamı da dağıtmak için kendimi dışarı attım, aklım hala çocuğumda tabi, oturup sohbet ederken arkadaşımla yanıma bir can geldi (köpek, ismini unuttum şimdi) , sahibi yan tarafta bir yerde ama bu sevimli canlı direkt ve kesin adımlarla geldi yanaştı, gözlerime gözlerini bir anda kitledi, elini koluma attı ve öyle bir baktı ki şaşarsın, sanki “üzülme anlıyorum seni” der gibi! Sevgi vermesi çok zor değil, parayla da aldığın bir şey değil ayrıca, bakışınla bile gülümsemen yeter…

 

Ama maalesef kalbini, yüreğini ve vicdanını kaybetmiş insanlar ( o kılıkta olan) var aramızda! Geçenlerde tüm hayvan severler ayaklandı; bir yavrunun başına gelenleri gördükten sonra ayaklandılar, anlatmaya dilim varmıyor ama dört bacağı ve kuyruğu kesilip bırakılmış, bulduklarında ise hala yaşama tutunmaya çalışan bir yavruydu! Hemen tedaviye aldılar, haber olup televizyonlara çıktığında hala nefes alıp veriyordu, su içebilir haldeydi ama gözlerinden yaşlar akıyordu, ben ise ağladığımı bile fark etmemişim onu öyle görünce, haliyle dayanamadı minicik yüreği ve o da melek oldu… Şimdi ne oldu? Koca bir HİÇ! Peşinden kedilere tekmeler, tüfekle sokak ortasında köpek vurmalar, kedileri denize fırlatmalar (saymakla bitmez) devam etti! Çok zor mu bir tanecik kanun çıkarmak? Bu canların sessizliğine çare olmak çok zor mu? Bu konu o canların canına sahip çıkmanın ötesine gidiyor efendi, görsene, duysana! Bunu savunmasız ve dilsiz bir cana yapan daha kimlere neler yapar görmüyor musun? Bugün lisedeki adam minik bir yavruyu parçalara ayırıyor hem de gözünü kırpmadan yapıyorsa, yarın eline silahı alır trafikte korna bastılar diye adam öldürür, öbür gün yemek yapmadı diye ya da boşanmak istedi diye karısını sokak ortasında katleder! Yani bir zalimlik başka bir zalimliği doğurur, önüne geç!

Hala anlamadıysan o zaman bir gir üstün zekâlı telefonundan, seyret o yavrunun son kez gözyaşlarıyla su içişini… Onu da anlamıyorsan zaten oturduğun koltuğu terk etmelisin…

Şehrimden sevgiler

Yorum