Sempati Mobilya

BİZİ NELER BEKLİYOR?

Şimdi malum Türkiye`ye yaz geliyor, gerçi hiç gitmedi ama olsun adet yerini bulsun bize yine öyle diyelim. Eh yaz gelip deniz sezonu açılınca hemen kış mevsiminde biriken yağlar ve kiloları dert etmeye başlarız, tabi üzerimizdeki kıyafetler hafifledikçe saklanan kilolar kendini göstermeye başlar. Neyse varmak istediğim şu ki önce bir yediğimize içtiğimize dikkat ederiz daha sonra yapabilirsek biraz hareket ve spor girer hayatımıza, laf aramızda her yeni yılda spor sözünü kendime verir bir türlü tutamam…

Biz her yaz sezonu bu derde düşe duralım ama asıl tehlike bende ve sende biriken o kilolar değil, asıl tehlike boğazımızdan geçen her bir lokma aslında! Benim jenerasyonumdakiler biraz daha şanslılar çünkü bugün herkesin peşinden koştuğu o organik yaşamın sonunu yakalamış tatmışlardır ama yazık ki bizden sonra gelenler hazır gıda ve kesinlikle hormonlu gıdalarla daha haşır neşirler. Mesela kaç kişi tam anlamıyla hakkını vererek sebze ve meyvelerin ait oldukları mevsimi bilir? Mesela kışlık ve buz gibi iklimlerde ayağıma kadar mango meyvesi belli belirsiz zamanlarda geliyorsa o zaman orada bir sorgulama devreye girmeli sanki öyle değil mi? kışın ortasında diri diri bana gülümseyen domatesleri anlayamam örneğin veya yine kışın orta yerinde en tropikal meyvelerden olan muza ne diyeceksiniz? Bana pek inandırıcı gelmiyor… Ben hala şöyle hikâyeler duyuyorum , “ ya pazardan aldığım salatalık eve gelince kocaman oldu” ve arkasından yükselen kahkahalar, peki ne oldu o salataya, yedin mi efendi? Yeme, dur! Toprakta büyümeyen sebzeden şüphe etmelisin zira…

Bir tek sebze ve meyve mi? hanginiz uzun süre bir tavuğun kaynamasını bekledi? Veya hanginiz çiftlik sütünü burnunu tutarak kokuyor diye içemedi ya da zorla içirildi? İşte o burun büktüğün süt var ya altından kıymetli bugün! O bir türlü pişemedi diye söylendiğin tavuk var ya şimdi ara ki bulasın, yumurtasından bahis etmeyeceğim bile! Ben bu güzelliklerin bir kısmına yetiştim, yani organik olduğu söylenip satılan ürünü alıp tükettikten sonra anlayabiliyorum farkı, ya sonraki kuşak? “Jetgiller” çizgi filmini kesin biliyorsun, hatırlar mısın orada tabletler vardı ve mikrodalgaya atınca bir anda koca bir pizza oluverirdi, işte öyle bir yere doğru gidiyoruz. Tek başına yaşayan ve İstanbul`un keşmekeşi içinde olmama rağmen hala evime mikro dalga fırını almam, alacağımı da hiç sanmıyorum. Çok şeyler söyleniyor, gerçekliğini bilemem ama bildiğim tek şey şu ki asıl pişme süresinden önce ısınan bir yemek ne kadar sağlıklı olabilir, bırak her şey olması gerektiği gibi ve hızda olsun. Ha evime mikro dalga almayan ben, onun haricinde her şeyi çok mu mükemmel yapıyorum, hayır ve zaten yapsam ne olur ki? Bir kere dışarıda soluduğum hava başlı başına başka bir hikâye… Havadaki toz, sokaktaki egzoz… İstanbul gibi kaç tane şehir var bu dünyada, hepimizin dünyaya yüklediği sorumluluğu düşünebiliyor musunuz? Uğraşıyor yine kaynaklarını bize verebilmek için ama yok etmekte üstümüze yok!

Geçenlerde sevgili Devlet büyüklerimiz tarafından bir mektup geldi evime ve derki 2079`a kadar İstanbul içme suyuna kavuşacakmış! Duyda inanma, yani bana çok uzak geliyor, gerçi baksanıza tarihe uzak cidden de, ben belki görürüm belki göremem bilmem ama doğanın kendisine bu kadar haksızlıklar yapılırken de suyunu nasıl kurtaracağız merak içindeyim, o tarihi ana tanıklık etmek çok istiyorum. Zarfın içinden bir de karaağaç tohumu çıktı, ekeceğim tohuma saygımdan bir de ekecek topraklarım var, peki olmayan adam İstanbul’un neresine eksin?

Nereden nereye? Yaz dedik, diyet dedik bakın nereye geldik… Tüm bunlar işte beraberinde kalıcı ve hasarlı hastalıkları da getiriyor. Tuhaf tuhaf doğan canlılar, sonra yeni çocuklardaki bu otizm gerçeği ve daha fazlası, kanserin bin bir hali falan filan…

Baksanıza hepsi birbirine bağlı bir halka… Biri diğerini tetikliyor ve bu zincir git gide büyüyor, kontrolden çıkmak üzere farkında değiliz, ne zaman olacağız biliyor musunuz? Olmadığında!

İstanbul senin suçun değil ki seni çevreleyen toz bulutu veya betona dönüşmen hiç senin günahın değil, bizim tüm suç bizim be güzel şehrim!

Sevgiler

Yorum