DÜLÜLÜ DE DÜLDÜLLÜÜÜ

Milleti millet yapan manevi değerler vardır. Atalarımız bu gelenek ve göreneklerimizi nesilden nesile aktararak Orta Asya bozkırlarından Anadolu’ya getirdiler ve bizlere ulaştırdılar. Bizler bunlara sahip çıktığımız zaman özümüzü kaybetmeyiz... Şimdi diyeceksiniz ki nereden çıktı bu "dülülü de düldüllüüü!?..." Atalarımız demiş ki, "Anlayana sivri sinek saz, anlamayana davul zurna az." İşte görüyorsunuz, stratejik öneme sahip olan şeker fabrikaları, özelleştirilmeye karar verildi ve nitekim de bir bir satılıyor...Ya bu erken seçim kararına ne demeli? Sürü ters dönünce, geride olanlar öne geçti...
Bilirsiniz, sürülerini önlerine katıp Anadolu yaylalarına getiren çoban beylerimiz, çok beceriklidirler. Öyle ki, koyunlarını suya götürür ve su içirmeden geri getirttirirler. Bey çobanı, çoban da koyunları güder. Ancak işin içinde telef olmak da var: Çobanının ardından tereddütsüz ve düşünmeksizin, en iyi zamanlama ile suya atlayan koyunlar, “sağlıklı, eğitimli ve itaatkâr” olarak anılır... Çoban güttüğü sürüdeki koyunları iyi tanımalı: Ak koyunun, kara koyunun ilgi ve gereksinimlerini bilmelidir. Fiziksel yönünü, ilgi ve ihtiyaçlarını dikkate almalı: Gelişim özelliklerine saygılı gösterebilmelidir. En güzel koyunu lider seçerse rezil olur, diğer koyunların takip ettiği lider koyun ile bağ kuran çoban kazanır. Sürünün suya gireceği anda çoban, koyuna büyüksenmemelidir. Zira, ancak er koyun veya dişi koyun öne çıkarsa, sürü suya girer. Onlar ürker, korkar veya küserse sürü de girmez. Çoban çok acar olsa da, bunlar bir bütün olmazsa, sürüyü otlağa ve suya çekemezler… İtaatkâr olmayan koyunlar ise beyin emriyle otlağından alınır ve düğün şöleni için kesilir. Yüzyıllardan beri sürdürülen bu gelenek, insanın sürüye verdiği değeri ve onunla kurduğu sıcak ilişkiyi göstermesinin yanı sıra toplumdaki birlik ve beraberlik ruhunun da göstergelerindendir.
Çok acar olan adaleti gözeten çoban, bey’in büyük sürüsünü dağlarda, ovalarda, çayırlarda ve de bayırlarda otlatır. Yörede çok sevilen çoban, beyden bir şeyler ister, ancak bu isteklerini bazen açıkça söyleyemez. Düşünü kurduğu maddi ve manevi isteklerin uygun olmadığından, kendisine verilmeyeceğini de bilir. Bu yüzden çoban, içinde yaşadığı makam, mevki, istikbal aşkını sevgisini kavalıyla sürüsüne anlatmak için, "dülülü de düldüllüüü!?..." fısıldar. Zaman geçtikçe sürü de çobana karşı sevdalanır. Kavalın büyüleyici sesinden etkilenerek dilini iyice çözer ve kavalın sesiyle anlaşmaya başlarlar.
Beyi sevenler olduğu gibi çekemeyenler de vardır tabii ki. Acar çobana derler: "Bey bütün işlerini sana yaptırıyor. O, iyi gözüküyor sen kötü. Seni eşek yaptı biniyor; bunu sırtından indir; yapma etme! Bunun sürekli eşeği olma..." Çoban eşek olduğuna kızmaz, ancak ona, "Bana nasıl eşek dersiniz?" Eşek dendiği için diyenlere kızar... Anlatılanlardan anlamak istemeyen çobana: "Eşeğin kulağına Yasin oku, anlamaz!.." derler.
Günlerden bir gün, yayladaki sürü hırsızların hücumuna uğrar. Hırsızlar çobanın elini kolunu bağlayıp, sürüyü alıp gitmek ister. Fakat sürü bir türlü yerinden kalkmaz. Çoban: "Ben kaval çalmazsam sürüm bir yere gitmez, çözün kollarımı ben sürüyü kaldırayım" der. Çobanı çözerler. Kavalını eline alır, başlar yanık yanık öttürmeye. Sürü hemen kalkar, yavaş yavaş yürümeye başlar. Bu arada,"dülülü de düldüllüüü!?..."  yanık öten kaval sesini duyan yöre halkı tehlikeyi anlayarak hemen beye haber verir. Köylüler hep birden sürünün bulunduğu yere giderek, çobanı ve sürüyü kurtarırlar. Sürünün kurtarılmasıyla bey çobanı daha çok sever. Lakin çobanın daha çok güçlenmesini istemeyen bey, çobana ''koyunlara üç gün boyunca tuz yedireceksin ve nehirden su içirmeden karşıya geçireceksin, bunu yapabilirsen istediğin maddi manevi ne varsa makam mevki her ne ise sana veririm'' der Çoban çaresiz kabul eder, sürüsünden emindir. Yalnız bir lider kara koyun var pek heyecanlı, toy; bir tek ondan korkar.
Beyin şartlarını kabul eden çoban, sürüye hiç su vermeden üç gün tuz yalatır; bu arada sürünün lideri kara koyunun kulağına her gün fısıldayarak yakarır: “İstikbalim için, benim için su içmeyin. Talimatlarıma itaat edin. Ben suya atlayınca arkamdan siz de atlayın ve su içmeden karşı yakaya geçin.” Çoban sürüyü alır yayladan aşağı dereye doğru sürer. Sürü büyük bir iştahla suya doğru koşarken, çoban birden kavalını çıkarır ve çalmaya başlar. Bunun üzerine sürü olduğu yerde durur. Ancak çobanın korktuğu başına gelir. Kara koyun suya doğru koşmaya devam eder. Bu sırada çoban çaldığı havayı daha da yanıklaştırır. Kara koyuna yalvarır, ondan isteğine uymasını ister. Hava hızlanıp yanıklaştıkça kara koyun yavaşlayıp durur. Bir geriye döner, bir suya bakar. Kavalın sesi ona susuzluğunu unutturur, sürünün yanına gelmesini bekler. Bu olay karşısında, yurdum insanı yöre halkı da heyecanlanır. Bey de duygulanır.
Lider kara koyunun yardımıyla çoban, verdiği sözü tutar ve koyunlar su içmeden karşıya geçer. Ancak, kara koyunun emlik kuzusu ölür. Çoban bu ölüme pek üzülür. Çobanın olmasını istemediği aç, sefil hayatı seçen koyunların hepsinin iç organları zarar gördüğü için kısa bir süre sonra telef olup ölürler. Sebebi de susuzluk ve bolca verilen tuzdur. Bey, çobanın istediğini vermez, "Bütün sürümü telef ettin" bahanesi güder ve üstüne çobanı da yöreden kovar.
Çoban ise eşekten düşmüş çul gibi yığılıp kalır, ömrünü dağlarda "dülülü de düldüllüüüü" kaval çalarak geçirir...


 

Yorum