Sempati Mobilya

BİR DÜŞ OKUL

Bartın Milli Öğütüm Müdürü zat; "Bizim elimizde 120 bin cami kadrosu var; ama bu imkânlar Atatürkçülerin elinde olsaydı eli silahlı terörist yetiştirirlerdi." demiş.

Herhalde din kisvesi altında nasıl bir nesil yetiştirmeyi amaçladıklarını söylemiş olmalı...

Bugün öğretmen okullarının kuruluşunun 170. yıl dönümü.

Özellikle bizim nasıl ve ne amaçla yetiştiğimizden kuşkusu olanların okuması dileğiyle bir kez daha yayımlıyorum

Sabahın ilk ışıkları bozkır güzünü aydınlatırken tren bir yalnız binanın önünde duruyor. Burası Kırıkçayır istasyonu. Bavullarımızı yükleniyoruz. Bu yıl da okula yeni gelenlerin bavulları kendilerinden büyük. Ağabeyler, ağabeylerinden nasıl görmüşlerse öyle davranıyorlar: sıcak, yardımsever, koruyucu… Neredeyse beş kilometre yol yürüyeceğiz. Ağır yükler paylaşılıyor. Yol boyu ayağı hızlı olanlar, geride kalanları bekliyor; biz Gönenliyiz. Cehalet savaşçılarının başarısı birlikten geçer, bunu biliyoruz.

Candan açtık cehle karşı bir savaş
Ey bu yolda and içen genç arkadaş
Öğren öğret hakkı halka gürle coş
Durma durma koş…

Eylül ayazı ovaya iyice işlemiş. Ovanın öteki ucunda Gönen. Onca yüke karşın yol, şarkılar eşliğinde bitiveriyor. Kerpiç evler arasından geçiyoruz. Sağda solda henüz açılmamış birkaç dükkân var. Bir meydanın ucunda bir tak göze ilişiyor. O takın altından geçince başlıyor “Gönen İlk Öğretmen Okulu”. Artık dünya görüşümüzü, kişiliğimizi biçimlendiren yuvamızdayız. İdare binasının, dersliklerin ve yatakhanelerin bulunduğu merkeze varabilmek için biraz daha yürümemiz gerekse de bu yol bize huzur veriyor. Biliyoruz ki bu yol, aydınlık ve zafer yolu.

Yarın yeni eğitim öğretim yılı başlayacak. Çevrede tek çöp yok. Sınıflar, yemekhaneler, yatakhaneler pırıl pırıl. Kimin nerede yatacağı, hangi derslikte ders yapacağı, hangi masada yemek yiyeceği belirlenmiş. Hangi dersimize hangi öğretmenimizin gireceğini biliyoruz. Haftalık ders programlarımız yapılmış. Eğitim Şefimiz Halil Ercan Bey bu konularda çok titiz.

Okulumuzu özledik. Bir buçuk ay içinde ne gibi yenilikler yapıldı okulda merak ediyoruz. Sınıfını doğrudan geçenler birinci dönem yaz çalışmasında şu yolu betonlamış, yan taraftaki istinat duvarını yenilemişlerdi. İkinci dönem yaz çalışmalarına katılan arkadaşlar salkım söğüdün dibindeki büyük havuzu temizlemiş; voleybol ve basketbol sahalarını, kum havuzunu hizmete hazırlamışlar. Yüzme havuzumuz yine arkadaşlarımızla dolu. Eskiden bu konularda beden eğitimi öğretmenimiz Ali Gür kılı kırk yarardı; şimdi de Sedat Muratlı öğretmenimiz bir kuyumcu ustalığıyla çalışıyor.

Birazdan kampana çalacak. Her sabah zeybek oynayarak güne başladığımız şu meydana toplanacağız. Mavi gözlü, sarışın adam sevgiyle seslenecek. Bize ne denli güvendiğini anlatacak. Yeni öğretim yılında başarılar dileyecek. O, okul müdürümüz Mehmet Kahvecioğlu’dur. Hiçbir öğrencisi onun matematik öğretmenliğine toz kondurmaz. Kararlı ve disiplinlidir. Öğretmenlerimizden duyduğumuza göre o, “Gözü her yerde olan; ama bunu kimselere fark ettirmeyen” ideal bir müdürdür. Gönen İlk Öğretmen Okulu ondan önce de çok başarılı bir okuldu. Ancak onun ne denli başarılı olduğunu başarıdan başarıya koşan binlerce öğrencisi anlatmıyor mu?

Bugün ailesinden ilk kez ayrılan kardeşlerimiz de bizimle aynı saflarda. Her bir sınıfın başında bir sınıf ağabeyi var. O ağabeyler, minik kardeşlerinin tüm sorunlarıyla yakından ilgilenecekler. Kahvecioğlu müdürümüz sözünün çoğunu yeni gelen kardeşlerimize ayırıyor. Hepimiz onu inançla dinliyoruz. Yanında duran şık giyimli beyler ve bayanlar da onu aynı dikkatle dinliyor. Onlar öğretmenlerimizdir. Onların yanında da okulumuzun diğer görevlileri var. Bu okul sınırları içinde soluk alıp veren herkes kendisinin aydınlık Türkiye için görevinin değerini bilir. Biz bir ekibin üyeleriyiz.

Ben öğretmenlerim arasında hiç ayrım yapmadım. Çünkü onların bizim için seçilmiş öğretmenler olduğunu bilirim. Keşke zamanımız olsa da size her birini tek tek atlatsam. Ama izin verin de birkaçını anlatayım size.

Müdürümüzün yanında duran öğretmenimiz Zeynel Abidin Erbil’dir. Onun yanındaki de Arif Ersöz… Onlar benim ilk Türkçe öğretmenlerimdir. “Türkçem benim, anamın dili” demeyi onlardan öğrendim. Onların yanındaki uzun boylu şair duruşlu öğretmenim şiir tutkumun mimarı Özbek İncebayraktar öğretmenimdir. Onların yanında da Hüseyin Seçmen öğretmenim var. Ben araştırma zevkini de ondan aldım.

Şu kıyıda duran din bilgisi dersi öğretmenimiz Aziz Üstün Bey’dir. Aziz Bey felsefeye bayılır. Duaların Türkçesini ezberleyene on, Arapçasını ezberleyene beş verir. Ama onun benim üzerimdeki izi daha derindir.

Bizim kütüphanemiz zengindir. Binlerce kitap arasından istediğini seç oku. Daha orta okul yıllarımızda Ömer Seyfettin’i, Sait Faik’i, Halikarnas Balıkçısı’nı, Orhan Kemal’i, Yaşar Kemal’i, Yahya Kemal’i, Orhan Veli’yi hatta Nazım’ı çoktan okumuştuk. Fakir Baykurt’un yetiştiği sıralarda öğrenci olmanın anlamını biliyorduk. Sıra dünya klasiklerine gelmişti. Bir gün Emile Zola’nın Plassans Papazı adlı eserini okumuş, yerine kütüphane memurumuzdan Nana’yı istiyordum ki yanı başımda onu gördüm. Elini omzuma koydu, varoluşçuluğu öğrenmelisin deyiverdi. Böyle öğrenmiştim Sartre’ı, Camu’yu.

Ben özellikle matematikten hiç iyi not alamazdım. Çünkü birçok arkadaşım bu alanda benden çok çok üstündü. Ama Bekir Erdem öğretmenim öyle bir uzay geometrisi sevgisi aşıladı ki bakmak ile görmek arasındaki farkı bu sayede kavradım. Evreni geometri bilmeden kavrayamayacağımı onun yaktığı ışık sayesinde anladım. Dahası öğretmen, öğrencisinin en başarısız olduğu dersi bile ona sevdirebilir dedim ve öyle yol çizdim öğretmenlik mesleğime.

Şu sağ tarafta duran beyefendi benim Müzik Öğretmenimdir: Seyfullah Yılmaz. Çok emeği vardır bende. Müzik eğitimi için özel olarak yapılmış müzikhanede piyano çalmayı o öğretti bana. Eğer bir müzik öğretmeni olmamışsam; edebiyat sevgimin üstün basmasındandır; müzik bilgimin azlığından değil. Çünkü Bach’ı, Beethoeven’i, Motzart’ı ilk kez dinlediğimde, Türk Beşlilerini ayırt etmeyi öğrendiğimde her Gönenli gibi daha ortaokulu bitirmemiştim.

Nevin Orbey öğretmenim bizlere Edgar Degas’dan, Rubens’ten, Cloude Monet’den, Van Gogh’tan kopyalar yaptırırken bu ülkede “Tüküreyim böyle sanatın içine!” diyenler var mıydı? Onlar bize Şeker Ahmet Paşa’yı, Osman Hamdi’yi, İbrahim Çallı’yı öğretmeseydi eksik kalmaz mıydı bir yanımız?

Az sonra yine kampana çalacak. Aşçıbaşı, iyi bir hoş geldiniz yemeği hazırlamıştır. Müdürümüz bizim beslenmemize çok özen gösterir. Okul doktorumuz, bir aylık beslenme düzenimizi hazırlayıp ona çoktan onaylatmıştır.

Sonra etüde gireceğiz. Biz her akşam iki buçuk, sabahları da bir saat öğretmenlerimizin gözetiminde etüt yaparız. Yarın sabah türkülerle uyanır, bizim gibi köylerinden kopup gelmiş ağabeylerimizin yıllar önce bin bir emekle inşa ettiği derslik, kütüphane, işlik ve laboratuarlarda arı gibi çalışmaya başlarız. Her zorlukta o ülkümüz dilimize gelir:

Alnımızda bilgilerden bir çelenk,
Nura doğru can atan Türk genciyiz,
Yeryüzünde yoktur, olmaz Türk’e denk,
Korku bilmez soyumuz
Şanlı yurdum, her bucağın şanla dolsun
Yurdum seni yüceltmeye antlar olsun

Biz böyle yetiştirildik. Bu bilinçle Türkiye sevdalısı olduk. Gönen’de büyümek, Mehmet Kahvecioğlu gibi öğretmenlerin öğrencisi olmak, ne büyük şansmış. Bunu yaşadıkça çok daha derinden anladık. Ancak o andımıza gerektiğince sadık olamadık, “Gönenler”i koruyamadık. Çocuklarımıza böylesine donanımlı, nitelikli eğitim veren okullar sunamadık. Ne yazık ki 2018 Türkiye’sinde Gönen İlköğretmen Okulu gerçek değil, bir düş okuldur.

Bugün öğretmen okullarının kuruluş günü.Her şeye karşın tüm meslektaşlarımın bu güzel gününü geleceğe olan güvenlerinin sarsılmaması dileğiyle kutluyorum.

Yorum