Sempati Mobilya

İYİ BİR SENARYO MÜMKÜN

İnsanlık tarihinde ‘akıl ve irade’ hiç bu kadar değerli olmamıştı. İnsanlık tarihinde akıl ve iradenin fiyatı hiç bu kadar pahalı olmamıştı.

Niye?

Eskiden insanlar yanlışın ayağına giderdi, şimdi yanlış insanların ayağına geliyor. Dünyanın tüm fikirlerine ulaşmanız için parmağınızı oynatmanız kafi.

Tüm doğrularına ve tüm yanlışlarına… Soruya ve cevaba… Eğer iradeniz güçlü değilse, eğer seçip ayıklama yetiniz gelişmemişse, eğer çalışan bir aklınız yoksa, eğer aktif bir vicdana sahip değilseniz, nasıl çıkarsınız bu karmaşanın içinden?

Unutmayın, ararsanız, aradığınız da size arar. Özlerseniz, özlediğiniz de sizi özler.

Severseniz, sevdiğiniz de sizi sever. Siz aradığınız için bulmazsınız. Fakat siz aradığınızda, aradığınız da sizi aramaya başlar. İşte o zaman ‘buluşursunuz’…

Bizler söz medeniyetinin çocuklarıyız. Söz değerli olmasaydı bu yüzden, söylenmeyince ölünecek sözlerde bizdedir.

Söylemezsem ölürüm diyenler, evet, sadece onlar söyleyecekleri uğruna ölümü göze alırlar. Söylemezsem ölürüm diyenler, söze gönül kulağını verenlerdir.

Bu nedenledir ki, söylemeyince ölünecek sözler onların gönül kulağına, Beni söylemezsen asıl ben ölürüm diye fısıldarlar. Düşüncenin gölgesi olan sözün sesine kulak verenler, sözün gölgesi olan yazıya, söz ölmesin diye ihtiyaç duyarlar.

İnsanların acı çekme kapasitesi gittikçe azalıyor. Birilerinin sandığı gibi, hayatın yükü artmıyor. Aksine tahammül eşiği düşüyor.

Babalarınızdan daha zor hayat yaşamıyorsunuz. Annelerinizden daha zor hayat yaşamıyorsunuz. Ama ana-babalarınızın onda biri kadar dayanamıyorsunuz. Hayat zorlaştığı için değil, aksine, tahammül eşiği düştüğü için dayanamıyorsunuz.

Hayat eskisinden daha çekilmez hale geliyor, ama hayat yüzünden değil. Tahammül eşiğinin düşmesi yüzünden.

Başkasını suçlayan kendisini değiştiremez. İnsanlık bunun için kendisini değiştiremiyor. Çünkü hep ötekini suçluyor.

Şu halimize baksanıza! Kendi etini yiyen bir idrak hastası gibiyiz. Kendi coğrafyalarımızda kendi etimizi yiyoruz, farkında mısınız? Ondan sonra da sevmediğimiz, suçladığımız adamlar “Neden yardıma koşmuyor?” diye bir de sitem ediyoruz. Şu paradoksa bakar mısınız? Düştüğümüz gülünç duruma bakar mısınız?

İnsanlık derin bir kriz içinde bocalıyor. Krizde olan ekonomiler değil, krizde olan insanlıktır. Bu kriz ne siyasidir, ne ideolojiktir. İnsanın insanlığı krizdedir.

Eski insan tipi, önümüzdeki 30 sene içinde, yerini yepyeni bir tipe bırakacaktır. Yeni insan tipinin en belirgin özelliği; ‘tahammül eşiğinin çok düşük olmasıdır.

Hemen canları sıkılıyor, hemen havlu atıyorlar, hemen usanıyorlar, hemen hastalanıyorlar, hemen pes ediyorlar, hemen istifa ediyorlar, hemen ipe gidiyorlar, hemen intihar ediyorlar...

Aklını kiraya vermeyen, ama aklını da putlaştırmayan; sorunlu değil, sorumlu; Ataların yolundan giden; taklitçi değil, araştırmacı bir gençlik yetişmeli…

Her insan gibi benim de hayalim vardı. Hayalim rüyam oldu. Rüyam dâvam oldu. Dâvam dâvetim, oldu diyebilmeli bu gençlik.

Aklını kiraya vermeyen, ama aklını da putlaştırmayan Gelecektir hayalimiz…

Sloganların peşinden değil, ilkelerin peşinden giden bir nesil.  Kariyer planlaması yapan. Görünmek için değil, olmak için çırpınan bir gençlik! ‘İmaj her şeydir’ diyen haz ve hız çağına inat, ‘olmak, her şeydir’ diyebilen bir umut . ‘İnsan görünmek için değil, olmak için yaratıldı’ diyen bir toplum!

Tutkunun adını ‘aşk’ koymayan, sevgiyi kabahatle zehirlemeyen bir gençlik!

Kara sevdanın değil ‘ sevdanın’ peşinde koşan adamlar, kadınlar!

Sevginin ömrünün ‘sevilenin ömrüne bağlı olduğunu’ bilen ve sevgiyi emanet sayan bir hayat!

Biz sadece bunu istiyoruz…

Atın eğitime ihtiyacı olduğunun bin katı insanın eğitime ihtiyacı vardır. Ağaç olmak isteyen her çekirdeğin mutlaka bir yere ait olması gerektiğini bilen bir gençlik! Özgürlüğü aidiyetin karşısına yerleştirmeyen bir gençlik! Serseriliğin ve sorumsuzluğun adını ‘özgürlük’ koymayan bir gençlik!

Kusursuz gençlik istemiyoruz. Kusurunu bilen gençlik istiyoruz.

Ne yapıyorlar? Gidiyorlar, bir yerde yangın çıkarıyorlar. Biz o yangını söndürmek için tüm gücümüzle koşuyor ve söndürüyoruz. Bir de bakıyoruz ki, falan yerde bir yangın daha çıkarmışlar! Hep beraber onu söndürmeye koşuyoruz, bir de bakıyoruz ki falan yerde bir başka yangın daha… Adamlar bizim merhametimizi hem sömürüyor, hem de yönetiyorlar. Bu sevinilecek bir şey mi? Bununla da övünüyoruz! Eğer övüneceksen, adamlar yangın çıkarmaya giderken, sen onlardan önce oraya var. “Size burada ekmek yok!” de. Stratejik bir aklın olsun. Onun kötülüğü planladığı kadar sen iyiliği planla. Sen onlardan akıllı ol!

Büyükler; gençlere güvenin, potansiyellerini küçümsemeyin! Gençlerin, ‘genç’ olduğunu unutmayın! Onların önünde değil, arkasında durun! Kusurlarına bakmayın! Onların zamanının, sizin zamanınızdan farklı olduğunu bilin! Onları hoşgörün, hata yapmalarına izin verin! Siz de bir zaman hatalar yapmıştınız, hala da hatalar yapıyoruz. Büyüdük de hata yapmaktan masun mu olduk?

Gençler; büyüklerinizi bağışlayın, küçüklük sizde kalsın.

Başkalarını eleştirmede çok başarılısınız. Eğer kendinizi de eleştirebilirseniz, bu başarınız taçlanmış olacaktır, hiç denediniz mi? Kendinize güvenin, bu müthiş bir sermayedir. Fakat bu güven patlamasıyla etrafını tahrip ettiğinizi, güveninizin sizi bir canlı bombaya dönüştürdüğünü ne zaman fark edeceksiniz? Egonuza ve içgüdülerinize asla güvenmeyin. Bu bir iflastır.

Büyüklerinizin size başkalarını örnek göstermesinden ‘kıl’ oluyorsunuz. Bunu biliyorum. Fakat ‘kıl’ olduğunuz şeyi büyüklerinize siz yapıyorsunuz, farkında mısınız?

Verme kültürü gittikçe yok oluyor. ‘Vermek’ bir varlık işi değil, vermek bir alışma işidir.

İnsanlık için daha iyi bir senaryo mümkün. Bunu ispat etmek için üzerinize düşeni yapın. Sorumluluk alın! Şahitlik görevinizi yapın! Siz benim şahitlerimsiniz; sizler de kendinize şahitler bulun!

Muhabbete Müebbette kalın…

Yorum