Sempati Mobilya

CARPE DİEM!

Carpe Diem... Anı yaşa! İşin aslı “Carpe diem quam minimum credula postero”… Günü yakala, çünkü yarın ne olacağını bilemezsin! 
Duymak ve hatta anlamak pek kolaydır ama yaşama geçirmek, özümsemek, bu deyişi hayat felsefesi yapmak çok zordur. Kendimden biliyorum. Anı yaşamaya çalışırken gelecekle boğuştuğumu fark ettiğim yıllarım oldu benim. Hala da öğrenemedim. 
Yakın bir dostum sık sık hatırlatıyor bu sözü bana. Kalın kafam algılayana kadar da söylemeye devam eder umarım! İnsanın böyle dostları olmalı. 
Bazı filmler vardır, insanın hayatını değiştirir… Var benim öyle filmlerim. Ölü Ozanlar Derneği’ni geçenlerde bir kez daha seyrettim. İzlemeye doyamadıklarımdandır kendisi. O kadar tekrarda kaçırmışım şu sözü: “Ormanda yol ikiye ayrıldı ve ben hep daha az kullanılanı seçtim. Bu hayatımdaki tüm farkı yarattı." Ne güzeldir ‘cesur’ seçimler yapmak hayatta. Bir iki kez yapmışlığım var çok şükür! Yoksa hepten “keşke”lerim olurdu anılarımda. 
İzleri takip etmeden yaşamalı insan. İşte o vakit yüreğinin götürdüğü yere gider çünkü. Aklı başka türlü çalışır modern çağ insanının… ‘An’da kalmaz, geçmişe sığınır çoğu zaman. Ya da varsayımlarda bulunarak kontrol edebileceğini sandığı gelecektedir aklı… Yaşama karşı ‘kuşanabileceğini’ hayal etmek ‘kaçış’tır oysa ki. Anı yaşamaktan kaçmaktır. Oysa içinde bulunduğu an’dır en değerli olan. Bir daha asla gelmeyecek olan… 
Carpe diem!..  
Yaşadığın günü olağan dışı kılmaya çalış... "An"ı güzelleştir ve öyle yaşa.
Siz başarabiliyor musunuz?
Yeterince cesaretiniz var mı?
Bugün hangi hayalinizin peşinden koştunuz?
Ya da en azından bugün bir hayal kurdunuz mu?
Birkaç dakikanızı o hayalin içinde geçirdiniz mi?

Ben, hayallerin kaynağı meçhul bir yerlerden çıkıp geldiğine değil, bize ‘verildiğine’ inananlardanım… Hiç kimsenin ‘başaramayacağı’ hayalleri yoktur çünkü. Kendinize birkaç dakika ayırıp, hayallerinizi düşünün. Ve onlara ne kadar ‘uzak’ olduğunuzu ölçüp tartmaya çalışın. Kaç yıldır o hayalin sizinle birlikte yaşadığını düşünün… Ve bu süre içinde onu gerçekleştirmeye ne kadar yaklaştığınızı…

Ben ‘imkansız’ sözünü sevmiyorum. Sıkça kullandığımı itiraf ediyorum, ama hiçbir şeyin ‘imkansız’ olduğuna inanmıyorum. Hayalleri gerçek yapabilecek gücüm, enerjim ya da motivasyonum olmadığına dair bir inancım olabilir. Ama bu benim hayalimi ‘imkansız’ yapmaz… Risk almaktan çekindiğimi, ya da o hayale ulaşmayı yeterince istemediğimi gösterir sadece… 

Hayal kurup onu gerçek kılmak için yaşayan insanların ‘özel’ olduğunu düşünmüşümdür hep. Güçlü olduklarını… Onlara göre yaşamak aslında bir meydan okumaktır. Çünkü her hayalin, aynı zamanda pek çok ‘kırığı’ vardır. Her hayal kırıklığı, o özel insanlar için itici güçtür ne hikmetse… Asla vazgeçmezler, asla pes etmezler… Giderek daha da güçlenirler. Evrenin koşullarına boyun eğmektense, direnmeyi tercih edenler hiçbir zaman ‘kurban’ rolüne bürünmezler. Budur onları bir adım öne geçiren… “An”ı yaşamayı tercih edenlerdir onlar. Kaçmazlar… Ne geçmişe sığınırlar, ne de gelecekten umut edip beklerler… “An”da kalırlar ve yaşarlar. 

Hepimiz bir gün son nefesimizi verip solucanlara yem olmayacak mıyız? Bunu 'mutlu' ve tatmin olmuş bir şekilde yapmak istiyorsanız, yaşınız ya da modunuz ne olursa olsun, lütfen bu andan itibaren anı yaşamaya başlayın. Ben de size eşlik edeyim. 

Sevgilerimle...

 
 

Yorum