Sempati Mobilya

Bİ FİNCAN MUTLULUK ALIR MIYDINIZ?

Bir film seyredip hayatınızın değişmesini dört gözle beklediğiniz oldu mu hiç? Ya da bir kitap okuyup, mucize gibi bir şeyler yaşamayı beklediğiniz… Kimileri buna ‘depresyon’un duygusal işareti diyebilir, ama bana göre çizgide olma durumu… Yani henüz depresyona niyet edip girmemiş, ufuktaki tehlikeyi sezdiği için canını dişine takarak ‘mutlu olma halini’ arama durumu bu… Zararsız. Hatta belki tedavi edici... Bu süreçte bol bol kitap okuyup, boş zamanınızın çoğunu romantik komediler izleyerek geçirebilir ve hayal gücünüze enerji katabilirsiniz. Ben öyle yapıyorum…

Mutluluğun tarifini yapmayı başaramamış bana göre hiç kimse… Ne bir filozof, ne bir düşünür, ne bir kişisel gelişimci, ne bir terapist, ne de bir şair… Abidin de çizememiş zaten… Beni en çok filozoflar şaşırtıyor bu konuda. Senin tüm işin gücün ‘düşünmek’ olsun ve sen bir ‘mutluluk’ tanımı yapmayı bile başarama!.. Olacak iş mi? 

Eudai-monia... Mutluluk demek. Aristo'ca!.. Aristo, insanın nihai amacının bu olduğunu söylüyor. Yani bizler, mutlu olmak için yaşıyoruz büyük filozofa göre. Bunun yolunu yordamını da öğretiyor. Meslek sahibi ol, iyi bir konuma gel, evlen, çoluk çocuk yap, bir kitap yaz... İşte böyle hedeflere ulaştığın her an mutluluğu da yaşarsın diyor. 

Katılmıyorum…

Epikuros’u daha yakın bulmuşumdur hep kendime. İç dinginliği der kendisi mutluluğa… Doymuşluk… 
Buradan Nietzsche’ye selam çakmadan olmaz! Huzurlu ve endişesiz insanların hayata büyük anlamlar yüklemeyi başaramayan ‘vasat’ insanlar olduğunu düşünür üstad! Çok çekici geliyor bana bu düşünce… Sıkıcılıktan uzak. Hayatı iyisiyle kötüsüyle, dibine kadar yaşamak, sıkılmadan, solmadan, bitmeden… Sona geldiğinde ‘vay be, nasıl da yaşamışım’ diyebilmek. Belki de budur ‘mutluluk’… 

Bir de hayatın tüm eğlencelerinden, arzularından, haylaz lezzetlerinden arınma hali vardır… Bunu başarabilen, yani tüm arzularından, iradesiyle bağımsızlaşıp gerçek anlamda onları yok sayabilen insanların ‘mutluluğa’ ulaştığını varsayanlar… Bu biraz dinci bir yaklaşım gibi geliyor bana. Üstelik insan doğasına neredeyse aykırı… Hangi yüce irade, hangi yüksek ahlak başarabilir ki böyle bir ‘yoksunluk-mutluluk’ ilişkisini? İmkansız…

Ama dengede tutmayı başardığınız taktirde, mutluluğa en çok yaklaştığınız anı yaşarsınız, orası kesin… Nihayetinde Kant’ın ‘erdemlilik’ eşittir ‘mutluluk’ felsefesine yaklaştığınız duruma gelirsiniz. İyi olmak, güzel insan olarak adlandırılmak ruhunuzu okşar, sakinleştirir…

Bir film seyrettim… Sonra mutluluğa bakış açım değişti. Ama ‘ben’ değişmedim… Bunu hemen ekleyeyim de filmlere gereğinden fazla anlam yüklemeyin!.. 

İzlediğim filmde, zamanda yolculuk yapabilen bir adam vardı. Kusursuz hayatı, kusursuz aşkı arama çabası, zaman içinde sevdiklerinin hayatlarını ‘düzeltebilme’ gayretine dönüşüyordu… Sonra mutluluğun yaşadığı ‘an’ olduğunu fark etti. Bu sayede zamanda yolculuk yapmayı bıraktı… Amerika’yı yeniden keşfetmiyoruz tabii ki! Mutluluğun ‘anı yaşayabilme’ durumu olduğunu öğrenmiştik uzun zaman önce. Mesele bunu gerçekten başarabilmekte… Yani geçmişe saplanıp kalmadan, geleceği endişeyle beklemeden bu anı doya doya yaşayabilmekte… Müthiş bir irade, disiplin gerektiriyor, ben henüz başaramadım!  

Mutsuz bir anımda, bir arkadaşım ‘Düşünme’ demişti bana… Kendisi düşünmeden yaşamayı başarmış kanımca… Bilemem… Ama ne yalan söyleyeyim imrendim. 

Kimilerine göre de hayatı, insanları, duyguları sorguladıkça mutsuzluk basıyor insana… Bildiğin ölçüde mutsuz oluyorsun aynı zamanda. Keşke hiç bilmeseydim diyorsun… Keşke medeniyetten kilometrelerce uzak bir yamaca kurulmuş kırk haneli bir köyde doğup büyüseydim… Ektiğim kadarını biçseydim… Daha ötesini arzulamadan, düşünmeden, hayal etmeden… Bilmeseydim büyük idealleri, hayatları… Tatmasaydım en güzel lezzetleri… Yaşamasaydım ‘hiç bitmesin’ dediğim saatleri… 
Çoğunlukla katılıyorum… Ama tümüyle değil…

Mutluluğun başarıyla hiç alakası yoktur, mutluluğun hırsla hiç alakası yoktur, mutluluğun parayla, güçle, prestijle hiç alakası yoktur.

Hayat bir arayıştır, sürekli bir arayış, arayanın ne aradığını bilmediği bir arayış. Aramak için çok derin bir içgüdü var, ama insan ne aradığını bilmiyor. Ve öyle bir zihin durumu var ki, eline geçen şey ne olursa olsun, seni tatmin etmiyor. Hayal kırıklığı insanın kaderiymiş gibi görünüyor; çünkü ulaştığın şey, ona ulaştığın anda anlamsızlaşıyor. Yeniden aramaya başlıyorsun. Ama yanlış yöne bakıyorsun. O yüzden kaçırıyorsun.

Size mutluluğun tarifini veremem. Tahmin edersiniz ki bilmiyorum!.. Ve bence hiç kimse bilmiyor… Ama size nasıl ‘mutsuz’ olduğumuzu söyleyebilirim. Bizi mutsuz eden şeyi ‘dışarıda’ aramakla başlıyor her şey… İşin sırrı içimize dönebilmekte. Her şey orada olup bitiyor çünkü… 

Benden bu kadar!.. 
 

Yorum