Sempati Mobilya

TÜRKİYE’YE ÇEVRE İHANETİ 

İstanbul’a ihanet de laf mı, tüm Türkiye’ye ihanet ettik. Ülkenin her yerinde, yeşili betona yenik düşürdük. Hatta yarıştık yeşil düşmanlığında… Havayı, suyu, denizi alabildiğine kirlettik. Cepleri dolduracağız diye, yeşilin üstüne kara çizgiler çektik. Ormanları kestik, yetmedi yaktık. Bir dala dokunmanın ağır cezalık olduğu şu güzelim memleketimizde, ağaçları devirmekten korkmadık. Ormanlarımızı kele çevirmekten ürkmedik, imara açmak için çevirmedik dolap bırakmadık. Daha ne yapalım yani?

Biz çevrecinin daniskasıyız diyerek akarsuları HES’lere, dağlarımızı ve yaylalarımızı RES’lere, en güzel yerlerimizi Yes’lere kurban ettik. Enerjiyi dışarıdan dövizle alıyoruz, buna büyük paralar ödüyoruz, ülkemizde imkan varken bunları kullanmayalım mı yani? Elbette kullanalım ama çevreyi tahrip etmeden, doğal güzelliklerimize zarar vermeden de yapabilirdik bunu…

Neyse…

Maden çıkaracağız diye ormanları kevgire döndürdük. Fotoğraf gibi yeşil örtümüzün en değerli yerlerine taş ocakları açtık. Önümüze gelene ruhsat dağıttık, izin verdik. Öylesine ki, bu izinler elden ele dolaştı ve büyük paralarla, ceplerini kolay yoldan doldurmak isteyenlere devredildi.

Bütün bunlar, hepimizin gözleri önünde oldu. Hiçbir şeyden korkmadık, çekinmedik, itirazlara aldırmadık bile.

SİT kararlarını kuşa çevirdik. SİT’le korunan tabiat varlıklarımızı, tarihi değerlerimizi, turizm alanlarımızı imara açarken, gözlerimizi bile kırpmadık. Birinci derece SİT’i, ikinci hatta üçüncüye kolayca çevirdik. Belediyeler istediği kadar dirensin, halk istediği kadar yırtınsın, medya avazı çıktığı kadar bağırsın, kılımızı bile kıpırdatmadık. Bildiğimizi okumaya devam ettik.

Dedim ya, biz çevrecinin daniskasıyız. Üç-beş ağacı koruyacağız, derelere kimseyi sokmayacağız, denizleri kirlettirmeyeceğiz diye, halkımızın buralardan yararlanmasına mani mi olalım yani? Türkiye koskoca bir ülke. Yeşile de, maviye de, hepimize de yer var burada. Ne olmuş yani, birkaç yeri imara açtıysak? Koskoca 8 milyonluk İstanbul’da, insanları ağaç altında mı barındıracağız? Tarzan hayatı mı yaşatacağız millete? Elbetteki gerekiyorsa ormanları da keseceğiz, Kanal İstanbul projesi için boğazın güzergahını bile değiştireceğiz, üçüncü hava alanı için İstanbul’un ciğerleri sayılan ormanları da dümdüz edeceğiz. Hepsini kesmedik ki ağaçların, gidin bakın yüz binden fazla kesilmiş mi? Üstelik geride hayli ağaç da bıraktık.

Evet, İstanbul’a da ihanet ettik, ülkenin çok yerine de…  Nüfus çok artıyor doğru, bunların ihtiyaçlarını da karşılamamız lazım. Bilseydik (üç çocuktan aşağı doğurmayın) demezdik. Ama oldu bir kere. Bazıları hızlarını alamayıp, dörde-beşe çıkardılar aile nüfuslarını. Durduramadık bunları işte. Üstelik 4 milyon Suriyeliyi de aldık içimize. Öyle olunca artan nüfus, artan ihtiyacı tetikledi, mevcut alanlar yetmeyince de, biz de yeşil alanları imara açmak zorunda kaldık. İtiraf ediyoruz işte, herşey mecburiyetten oldu.

Denizler kirlendi, balık neslini kuruttuk, bütün bunlar da doğru. Kanalizasyonu ne yapacaktık yani, fabrikaların sanayi atıklarını nereye dökecektik? Yer vardı da, biz mi göstermedik? Ege ve Akdeniz’de koyları yatırıma peşkeş çekiyormuşuz, şu söylediklerine bakın. Ne yapacaktık, turşusunu mu kuracaktık bu koyların? Turizm için yeni tahsisler yapmak suç mu, bu koyları yatırımcılara vermek yanlış mı? Turizm bugün kötü, oteller batmak üzere ama yarın herşey düzelecek ve mevcut otellerimiz ihtiyaca yetmeyecek. Uzağı görmek, vizyon sahibi olmak neredeyse suç sayılacak bu ülkede.

Sırf bizi eleştirmek için, her şeye bahane buluyorlar. SİT’lerin derecelerini düşürüyormuşuz, düşürmeyecektik de ne yapacaktık yani? Türkiye’nin her yeri SİT. Koskoca araziler, cennet koylar bomboş duruyor. Buralardan üç-beş komprador yararlanacak diye, sokmayalım mı milleti oralara, yararlanmasın mı insanımız doğal güzelliklerden? Entellerden dantellerden rahat yok bizlere. Çevreci etiketiyle meydanlara çıkıp, ortalığı velveleye veriyorlar. Televizyon ekranlarından inmiyorlar, her fırsatta bize verip veriştiriyorlar. İnsaf yahu…

Onlar mı çevreci biz mi? Şehirleri birbirine bağlayan modern yollar, köprüler, barajlar, tüneller, alt-üst geçitler yaptık. Gökdelenler diktik, hızlı trenleri devreye soktuk, bulduğumuz her düzlüğe havaalanı yaptık, yine de yaranamıyoruz işte. Bunları göreceklerine kestiğimiz birkaç ağaca, enerji sağlamaya çalıştığımız derelere, rüzgardan yararlandığımız direklere kafayı takmışlar. Bunlar münafık, aziz milletimiz bunları tanır, bunlara aldırmaz bile. Kimin çevreci olduğunu en iyi aziz milletimiz bilir. Onun için bize oy verip, devamlı iktidarda tutuyorlar. Bizim çevrecinin daniskası olduğumuzu biliyor hepsi.

Fazla lafa gerek yok. Konuyu uzatarak vakit de kaybetmeyelim. Tüm olanların hesabını soracaksanız eğer, işte ben buradayım. Bana sorun rahatlayın. Tüm sorumluluğu üzerime alıyorum. Lafla değil gerçekten alıyorum ve bedeli neyse ödemeye hazırım. Çevrecinin daniskasına da bu yakışır işte…

Yorum