VAR MISIN?

En sevdiğin ayakkabını sokakta olmayan birine hediye etmeye?

Sokakta aç ve üşüyen cana bir kap su ile mama vermeye hatta yuva olmaya?

Buz gibi soğukta tek derdi karnını doyurmak olan adamın uzattığı selpak paketini almaya?

Karnım aç diyen herhangi birine simit bile olsa almaya?

Yaşça büyük birine kulağındaki kulaklığın veya elindeki kitabının ardına sığınmadan ilk saniyede yerini vermeye?

Var mısın bu ve benzeri pek çok örneği yaşamaya?

Kiminizin zaten hayatına entegre olan güzelliklerdir bunlar ve kiminize acayip gelmiş olabilir! Hatta kiminiz kendi yaşantınızla özdeşleştirip güvensizlikler yumağında boğulduğunuz için oralı olmayıp güven çemberinizde kalmayı tercih ederek tüm duyu organlarınızı kapalı tutmak bile isteyebilir? Ve şu son söylediğimle, bazı durumlarda bunlardan biri ne yazık ki ben bile olabiliyorum…

Sevgili Dostlar doğruya doğru, hangi birimiz koşarak sokakta kanatsız birer melek gibi dolaşıyoruz ki? Kabul, kendimizce ve imkânlarımız el verdikçe dokunuşlar yapıyoruzdur. Bir de madalyonun öteki tarafını hep görmeyi adet edinmişiz ya kendimize, ihtiyaç halinde bir insan ya da canlı çıkınca karşımıza hemen “ya bana bir şey yaparsa” ,“ yap peşime takılırsa”, “ ya bu kedi şimdi hastalıklıysa “ “ya aslında ihtiyacı yok da beni yiyorsa” gibi gibi madalyonun öteki yüzüne gizlenmiş bir sürü deli sorular! Sormuyor muyuz bunları? Sormuyorum diyene inanmam zaten…

Geçtiğimiz günlerde tesadüfen bir video izledim; bu görüntülerde umut vardı, şefkat vardı, iyilik vardı, merhamet vardı, sevgi vardı, vicdan vardı, vardı da vardı işte… Hem öyle bir vardı ki sabah sabah işe giderken izledim ve gözyaşlarımı gizlemek için çantamdan güneş gözlüğümü çıkartıp takmak durumunda kaldım, o kadar yani… Televizyon kanalının bir tanesinde bir program yapılıyor, her yerde gizli kameralar var ve kalabalık bir ortamda (kafe, market, AVM vs.) tasarlanan senaryolar oynanmak üzere herkes yerini alıyor. Bu programı daha önce hiç izlemedim esasında, varlığından habersiz karşıma çıkan videoyu merakla izlemeye başladım;  olan bitenden habersiz kasada sıra bekleyen kendi halinde bir kadın düşünün, aklı yapacaklarıyla dolu, alışverişinden sonra gidecek dünya kadar yeri var, kısacası hayatın normal koşuşturması içinde sen ve ben gibi biri. Hemen bu kadının önünde bekleyen paspal, üstü başı yırtık, saçı başı dağınık, sokakta yatıp kalkan bir genç kız düşünün (oyuncu) ve bu sıraya sadece ekmek almak için girmiş, elinde de bozuk parası… Tam onun önünde ise genç bir delikanlı kasada alışverişini yapıyor (oyuncu) ama arkasında bekleyen bu paspal genç kızdan oldukça rahatsız olmuş durumda, mekana girişine izin verilmesinden tutun, kokması ve hırsız olabileceği olasılığına kadar bir sürü hakaretler ediyor. Bu esnada herkes (seyirci ve etraftaki şahitler) nefesini tutmuş acaba bu hakaretlere kim itiraz edecek diye beklemeye koyuluyor, ben kendi adıma orada hakaretler yağdıran çocuğun yakınlarında olsam kendisinden daha beter bir tonla cevap verebilirdim! Ama tam bu esnada paspal kızın arkasında bekleyen her şeyden habersiz kadıncağız araya öyle bir süzülüyor ki tüm kibarlığıyla devam eden hakaretlere rağmen çocuğun oradan uzaklaşmasını sağladığı gibi paspal kıza da yardım eli uzatıp tanıdık bir polis arkadaşı aracılığıyla sığınma evine göndermeyi öneriyor. Dahası, üstü başı yırtık içinde olan bu kıza kendi üstündeki tek hırkasını tek bir saniyede giydiriyor, kızın içler acısı haline acıyor elbette, gözleri doluyor ama asla bunu kıza belli etmiyor (utansın istemiyor). Tam duygu yoğunluğu tavan yapmışken kameralar, program sunucusu, az önceki saygısız çocuk,  herkes ortaya çıkıveriyor! Aramızda dolaşan bu kanatsız melek ise bunun bir oyun olduğunu anlayınca kendisini daha fazla tutamayıp içinde biriktirdiği tüm duyguları bir anda serbest bırakarak hüngür hüngür ağlamaya başlıyor! Belki önce geçekliğine inandığı için ve bu kıza gerçekten üzüldüğü için ama sonra gerçek olmadığını anlamasıyla içine dolan garip sevinçle karmaşık bir duygu haline giriyor. Bu esnada kameraman, oyuncular herkes gözyaşını bir yerlere tıkıştırmaya çalışıyor. Sizlere “girip üst zekâlı telefonunuzdan bakın” demek yerine oturdum bir güzel anlattım(yine bakın elbet), anlatırken bile bir daha duygulandım, belki de uzun uzun anlatmak istedim işte! Böylelerin hala var olduğunu bildikçe insanın her yerini bir umut kaplıyor ve diyorsun ki “dünya dönüyorsa hala, işte bu kalpler sayesinde dönüyor”.

Yüreğinden öpülesi harika kadın, sen kimsin bilmiyoruz ama iyi ki varsın!

Fark yaratmak için dünyayı baştan yaratmak gerekmiyormuş demek! Sadece var olmak, elini uzatmak, içindeki sevgiyi dış dünyaya rağmen azaltmak ve kapanmak yerine artırarak paylaşmaktan geçiyormuş!

Var mısın sende?

Şehrimden Sevgiler 

Yorum