Sempati Mobilya

ÜNAL TÜRKEŞ'İN ARDINDAN

Bundan neredeyse dört yıl önce (15.11.2013) Muğla Konakaltı Kültür Merkezinde "Yaşayan Usta Ünal Türkeş'e Saygı" etkinliği yapılmıştı. O etkinlikte Ünal ağabeyi şöyle anlatmaya çalışmıştım:

Andre Malraux : “ Bir şeyi sevmek, onu tanımakla başlar. Demek ki sevgi aslında bilgiye dayanan bir duygudur. Her sanat gibi sevme sanatı da öğrenilir.

Mimarlık sanatı, tıp sanatı, resim sanatı gibi bir de bir kenti sevme sanatı vardır. Bu sanat kentin yaşayan varlıklar olduğunu algılamak demektir. Kentin geçmişini öğrenmek, tarihi çevresini çağdaş biçimde koruma şimdisini değerlendirmek ve geleceğini insanca inşa etmek demektir. Benim Paris’i sevdiğim gibi.” der.

Kentler vardır, insanlığa sembol insanlar yetiştirir; insanlar vardır, kentlerinin adlarını dünya burçlarına yazdırır.

İstanbul, benim için biraz Yahya Kemal, biraz da Orhan Veli’dir. Şiraz’ı Şeyh Sadi’siz, Konya’yı Mevlana’sız düşünemem. Kim ne derse desin Ankara da Mustafa Kemal’in kentidir. Ünal Türkeş’in Paris’i de, Ankara’sı da Muğla’dır.

Çünkü o Muğla’nın bileni, bilgesidir. Sevgisinin derinliği bundandır.

***
Özgün mimari eserlerin olmadığı bir kentlerde yetişmiş büyük mimarlardan söz edebilir miyiz?

Ya güçlü bilim kurumları olmayan kentlerden yetişmiş büyük buluşların sahibi bilim insanlarından?

Bir kentte ekol yaratan sanat kurumları yoksa, orada ulusal ve uluslar arası üne kavuşmuş sanatçılardan nasıl söz edebiliriz?
Siyaset arenasında söz sahibi olmayan kentlerden büyük devlet adamları yetişmemesi de doğal değil midir sizce?

Bu coğrafyanın tarihi bakın bize hangi isimleri sunuyor:

Bilgiyi tanrılardan alıp gündelik yaşamın emrine veren Tales’i okullarda öğrenmeyenimiz var mı?

Dünyanın ilk kadın amirali Artemisia, “Historia” yani tarih sözcüğünü dünyaya sunan Herodot bu topraklarda yetişmemiş miydi? Çiçero’nun “ Siz hiç Menippos’u dinlediniz mi?” diye andığı söz ustası Menippos’un Stratonikeialı olduğunu anımsayalım isterseniz.

Menteşe Beyi Ahmet Gazi’ye sultan-ı üs sevahil unvanını kazandıran, Akdeniz’i titreten Turgutça’yı dünya denizcilik tarihine sunan, bu coğrafyadır.

Hicvin doruklarında gezinen Neyzen Tevfik Kolaylı ve bize Cumhuriyeti armağan eden Halil Menteşe’ler, Hacı Süleyman Efendiler; Cumhuriyet’in çocukları Nail Çakırhan’lar, Cevat Şakirler, Yunus Nadiler, Aşkıdil Akarcalar, Nahit Ulvi Akgünler, Turan Erollar, Şadan Gökovalılar hep bu topraklarda yetiştiler.

Kuşkusuz bu coğrafyadan aldığını fazlasıyla geri veren o vefalı çocuklardan biri de Ünal Türkeş’tir.

O, Muğla’nın belleğidir. O dünün bilgilerini aktararak binlerce Muğlalıda Muğlalılık bilinci oluşmasını sağlamış, sağlamakta ve sağlayacaktır.

***

1980 yılların ortaları. Paris’te Fransa’nın dünyaca ünlü ressamı Chagall’ın yaşamdan kesitlerini işleyen büyük sergisinin açılışı vardır. Fransa’nın tüm ünlüleri, 90 yaşındaki bu ressamın eserlerini hayranlıkla izlemektedirler. Elbette Cumhurbaşkanı Mitterand da oradadır.

Mitterand sergiyi dolaştıktan sonra, Chagall’a döner;

- Üstadım, bütünsellik büyüleyici. Bir ırmak gibi. Sanki yaşamınız boyunca hep aynı konuyu işlemişsiniz. Her resim, bir öncekini tamamlıyor, kendinden bir sonraki resmi doğuruyor. Birbirinin içinden türemiş. Ancak birbirinden farklı resimler bunlar. Bir tabloyu çekseniz serginin akışı duracak. Bunun sırrı nedir? Bu gizli enerji ne olabilir?

Chagall soruyu önemsemez. Mitterand ısrar eder. Yaşlı ressam bu kez yanıtlar:

- Ekselans, ben tüm yaşamım boyunca aynı resmi yaptım. Aynı folklor ve şarkı ile yaşadım durdum. Orası küçük yaşta ayrılmak zorunda kaldığım Ukrayna’nın bir Yahudi Köyü, Vitelsk’tir…Benim köyüm. Ben hep oradaydım ekselans. ”

Eğer kişi, bir kenti seviyorsa ondan kopamaz. Bütün bir yeryüzünü tüketse de o kentine olan sevgisinden zerre eksilmesine izin vermez. Çünkü o da Chagall gibi ömrü boyunca bir nakkaş misali an an o sevgiyi işleyecektir.

Evrensel olmak ulusunun değerlerine sırt çevirmek; ulusal olmak, yereli terk etmek demek değildir. Aksine yereli kucaklayamayanın ne ulusal ne de evrensel değer üretebilme şansı vardır.
Unutmayalım evrenselliğin yolu, doğup büyüdüğümüz sokaklardan geçer.

Ünal Türkeş’i yaşayan usta yapan da Muğla sokakları, Muğla insanlarıdır.

Bu yol nereye çıkar dedim
Sevdaya dedi
Sevda nedir dedim
Muğla’dır dedi.

Sanırım sözün özü bu: Muğla, Ünal Türkeş için bir sevdadır. Dilerim bu sevdayı daha nice nice yıllar doya doya yaşar. Biz Muğlalılar da o eşsiz kent belleğinden gerektiğince yararlanırız."

Ünal Ağabey, ansızın aramızdan ayrılıverdi. Önceki gün onu sonsuzluğa uğurladık. Sevenleri Kurşunlu Camiinin büyük avlusunu doldurmuştu:

Dilimde Yahya Kemal'in;

"Ölmek değildir ömrümüzün en müşkül işi
Müşkül budur ki ölmeden evvel ölür kişi"

dizeleri dökülürken nice "ölmeden evvel ölenin" cirit attığı bu dünyada öldükten sonra da gönüllerde, beyinlerde yaşayabilmek ne büyük onur diye düşündüm.

Güle güle ağabey. Sen, Muğla var oldukça yaşayacaksın.

Yorum