Sempati Mobilya

Ortaöğretime Geçiş Sınavı Nasıl Olmalı

Fen, Anadolu ve Meslek Liseleri gibi okullara girmek için büyük bir yarış içinde olan öğrenciler, Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş Sınavı (sırasıyla OKS kaldırıldı, SBS geldi, o da kaldırılıp yerine TEOG) getirilince, yetkililerin açıklamaları doğrultusunda oldukça değişik beklentiler içine girilmiş ve ders yüklerinin hafifleyeceğini düşünmüşlerdi. İyi bir üniversite hedefi için sınavların önemini bilen öğrenci ve veliler yaşadıkları sıkıntıların azalacağını hayal ediyorlardı. Şimdi TEOG'un kaldırıldığı duyuruldu. Her öğrencinin evine en yakın okula gideceği ve dershaneye gitme ihtiyacı ortadan kalkacağı söylendi.

Odamın penceresinden uzun uzun bakıyorum karşıdaki okula. Sırtlarında kendi kilolarından daha ağır çantalarla yavaş yavaş ilerliyor çocuklar. Onlar için üzülüyorum ve endişeleniyorum… Ne olacak bu çocukların hali, eğitimde yapılmak istenen ne?

Eğitim, çocuğun toplum yaşayışında yerlerini alması için bilgi, beceri ve anlayışları elde etmesine, kişiliğinin gelişmesine yardım etmeye ve onu terbiye etmeye denir. Madem eğitimin karşılığı terbiye, peki ortada bu kadar terbiyesizlik varken eğitim nerede? Okullarda verilen eğitim hep boşuna mı? Gerçi nasıl bir eğitim veriliyor asıl tartışılacak konu bu.

"Evine en yakın okul en iyi okuldur!" düşünce ışığında yola çıkıldı. Ancak geçtiğimiz yılın ÖSYM sonuçlarına göre sınavı kazanan liseler şöyle sıralandı: Fen liseleri, Anadolu liseleri ve Meslek liseleri.

Madem evine en yakın okul en iyi okul da, o zaman Fen lisesinden, Anadolu liselerinden mezun olanlar üniversite sınavında başarılı meslek liselerinden mezun öğrenciler sıralamada neden sonlarda kalıyorlar, nedeni nedir diye sorgulamamız gerekmez mi? Öğrenciler üniversite sınavlarında neden başarısız oldular? sorusu bütün kafaları karıştırıyor. Öncelikle şunu sormamız lazım. Eve en yakın okul hangisiydi imam hatip lisesi. Peki oraya hangi öğrenciler kayıt yaptırmıştı? TEOG Sınavında en düşük puanı alan öğrenciler. Yani çocuk ortaokulda haftada 30 saat ders görüyordu. TEOG sınavına girdi ve düşük puan aldı ve aldığı puan doğrultusunda da meslek lisesine kayıt yaptırdı. Örneğin İmam-Hatip lisesinde haftada 40 saati aşan ders okuldu. Yani önceden 30 saat okuduğunda başarısız olmuştu şimdi 40 saat ders okutuldu. Şimdi hata öğrencinin mi yoksa onu planlayanların mı? Öğrencinin başarılı olmasını sağlamak için ders yükünün azaltılması ya da ortaokulda okuduğu saat sayısına çekilmesi gerekmez miydi?

Çocuklar hep bastırılıyor; sus konuşma, otur, yapma! vs… hep bastırılan bu çocuklar, enerjilerini nasıl harcayacaklar. Çocuklar eve geliyor bu sefer evde ders furyası başlıyor. Kabına sığmayan çocuklar deyim yerindeyse ortaya saçılıveriyor… Diğer bir sorunsa eğitimin içeriği; on iki yıl eğitim veriliyor; sonucu boş boş kafalar. Hiçbir şey üretemeyen, devamlı tüketen çocuklar… Çocuklarımız hep daha iyi olsun diye akıtılan onca para… Eğitime gönül veren bizler bu konular hakkında devamlı yazıp çiziyoruz, ama bir arpa boyu yol kat edemedik, sadece yazılarımıza kaynak arıyoruz... Geçen gün bir TV kanalında çok değerli üç ilahiyat profesörü konuşuyorlardı, ortak bir endişelerini dile getirip, şimdiki gençlerin ateistlikten öte peygambersiz Allah inancına yöneldiklerini dile getirdiler...

Dershaneler kapatıldı kapatılmasına da, eğitime faydası neydi, hiçbir işe yaramazlar mıydı diye sormamız gerekmez mi?

Şunu belirtmemiz gerekir: Öğrencilerin özellikle test sorusu ihtiyacı dershaneler sayesinde karşılanmaktaydı. Okullardaki öğretmenler bu konuda ne yazık ki çok verimsiz davranmakta neredeyse hiç test sorusu tipinde soru üretmemekteydiler. Bazı öğretmenler ürettikleri az sayıdaki soruyu çok azı meslektaşlarıyla paylaşmaktaydı.

Dershaneler ticarî kurumlar olduklarından, buralardaki öğretmenler kurumlarına daha çok öğrencinin gelmesini sağlamak için öğrenci-öğretmen arasındaki iletişimin daha pozitif yönleri bulunmaktaydı. Dershanelerde her ne kadar test tekniğine dayalı eğitim yapılsa da okul derslerini pekiştirmeye yönelik bilgiler de veriliyordu. Yani dershanelerin varlık sebeplerinin başında test tekniğini öğretmeleri gelmekteydi. Yüz binlerce öğrencinin başarı durumunu klasik yöntemlerle ölçmenin zorluğu ortadadır. Okul öğretmenlerinin çoğu biraz da dershanelerin varlığına olan itirazlarından dolayı test tekniğine tamamen karşıydılar. Oysa testlerin bilgi düzeyini belirlemede objektif yönleri bulunduğu inkâr edilemez. Bilgi düzeyini diğer öğrencilerle karşılaştırma imkânı tanıyarak öğrencilerin çalışmalarına etkisi bulunmaktaydı. Özellikle ders çalışmada çözülecek soruların ve ödevlerin olması gerekmektedir. Dershaneler bu boşluğu fazlasıyla doldurmaktaydı. TEOG tarzı bir sınava hazırlanırken günü gününe ve planlı bir biçimde çalışmanın önemi büyüktür. Dershaneler önemli sayıdaki öğrenciye bu alışkanlığı kazandırmada ve takibini yapmada okullardan çok başarılıydı. Özellikle başarı şansı yüksek öğrencilere bu konuda oldukça ilgi gösterilmekteydi.

Dershanelerin faydalarından bahsettik de, peki zararları neydi?

Bütün hafta boyunca okul ve dershaneye gitmek zorunda kalan öğrenci dinlenmeye zaman bulamamaktaydı. Yeni öğretim programlarında değişiklik yapılırken öğrencilerin öğrendiklerini hayatta kullanma becerisi kazandırma amaçlanmış ve bunun için proje tabanlı eğitim planlanmıştı. İstenen çalışmaların yapılabilmesi için okul ders saatleri azaltılarak öğrenciye proje ödevlerini yapmaları için zaman bırakılmıştı. Dershaneler bunu sorumsuzca değerlendirip etüt saatleri ile doldurma yoluna gitmişlerdi. Dershanedeki öğretmenlerin yaklaşımı ile okul öğretmenlerinin yaklaşımı arasındaki farka tanık olan öğrenciler okul öğretmenleri hakkında zaman zaman olumsuz düşünce içine girmekteydiler. Dershane öğretmenlerinin ödevlerine yardım etmeleri çoğunun hoşuna gitmekte ama bunun kendilerine çok da yararlı bir davranış olmadığının farkına varacak bilgi ve deneyime sahip olmadıkları için bunun iyi olduğu sanmaktaydılar. Başlangıçta test tekniği öğretmeye ve sınav tecrübesi kazandırmaya yönelik çalışmalar yapan dershaneler okullarda öğrencilerin öğrenemedikleri konuları da anlatma yoluna gittiklerinden, bunun sonucunda sadece teste dayalı eğitim verilen kurumlar olmaktan çıkılmıştı. Hatta özellikle TEOG'a hazırlanan birçok öğrenci öğrenmediği/öğrenemediği konuları dershanelerde öğrenmişti. Bu durum okullara olan güveni sarsıyordu. Bazı öğrenciler dershaneye gidip öğrenirim düşüncesiyle okuldaki çalışmalara yeterince önem vermiyordu. Test tekniği yanında soruların kısa çözümlerini de öğreten dershane öğretmenleri okul öğretmenleri ile öğrenciler arasında sıkıntılara yol açmıştı. Özellikle klasik yazılılardaki ölçme-değerlendirmede bunun olumsuz etkileri görülmekteydi. Üstelik dershanede öğretilen çözümün kesinlikle doğru olmadığı şeklindeki aşırı yaklaşım sonucu birçok öğrenci mağdur olmuştur. Öğrenciler zaman zaman okul ve dershane öğretmenleri arasında kalıyordu. Bu arada dershanelerdeki rekabet okullara aynı oranda yansımadığı için pek çok detayı dershanede öğrenen öğrenci okuldaki öğretmenlerine olan güvenini yitirmişti. Sınavlarda kazanacak öğrenci sayısı belli olduğu halde her öğrencinin sınavı kazanacağı söylenip kazanması kesin olan öğrencilerle fazla ilgilenilmekteydi. Sınavı kazanma şansı düşük öğrencilerle ise gereken ilgiyi göstermemekteydiler. İşin kolayına kaçıp derece yapacak öğrencilerle hem daha fazla uğraşarak hem onları daha iyi motive ederek dershanelerinin

reklamını yapma yarışına giriyorlardı. Halbuki, sınavı kazanma ihtimali daha az olan öğrencilerle hem daha çok uğraşmak hem onlara daha fazla zaman ayırmaları gerekirdi. Kılık kıyafet konusunda okullarında oldukça rahatsız edilen öğrenciler serbest kıyafetle gittikleri dershanede kılık kıyafetlerindeki aşırılıklarda bile iltifat dahi görmekteydiler. Bu da onların okulu sevimsiz, sadece diploma veren bir kurum olarak görmelerine yol açmaktaydı. Bu arada dershane öğretmenlerinin öğrencilere biraz da müşteri olmaları itibariyle okul öğretmenlerinden daha sevecen davranmaları öğrencilerin ikilemde kalmalarına ve bazen kendi gelecekleri için yapılan masum uyarıları bile tepkiyle karşılamalarına yol açmaktaydı. Bu yüzden eğitimde sağlanması gereken disiplin konusunda hem öğrenci hem öğretmenler davranış birlikteliği sağlayamamaktaydılar. Sadece okula ve okulundaki kursa giden öğrencilerde dershaneye gitme isteği öğrencilerin çalışmalarında motivasyon bozukluklarına yol açmaktaydı. Dershaneler öğretim yılı başında seviye belirleme sınavları yapmakta ve bu sınavdaki başarıya göre proje sınıfları oluşturmaktaydı. Bu sınıflarda eğitim gören öğrencilerin tamamına yakını sınavda başarılı olmaktaydı.

Şimdi dersiniz ki, her öğrencinin bu tür ayrıcalıklı okullara kayıt olma imkânı olmadığına göre, başarılı çocuklarımızın fırsatta bari bir eşitliği olmasın mı? Olmasına olsunda, dershanenin asıl para kazandığı daha alt seviyedeki sınıflardan ise Anadolu lisesini kazananların sayısı oldukça düşük çıkıyordu. Burada dershaneler öğrencileri Anadolu meslek liselerine yönlendirmek suretiyle Anadolu lisesi kazanmış öğrenci sayısını yüksek gösterme yoluna gitmekteydi. Öğrencinin meslek lisesinde mutlu olup olmayacağı fazla dikkate alınmadan bu şekilde bazı gençlerin geleceğiyle dahi oynanmaktaydı. Dershaneler eğitim yönünden fazla bir katma değer üretmemelerine rağmen öğrenci ve veli nazarında okullardan daha yararlı gibi görünmekteydi. Eğitimi temel amaçlarından saptıran dershaneler bakanlığın yaptığı öğretim programlarını hemen kendi lehlerine yeniden düzenleme yoluna gitmişlerdi. Bunu yaparken öğrencilerin proje ödevi yapmalarına zaman bırakmamakta neredeyse ısrar etmişlerdi.

Öğretmen kadrosu, fiziki yapısı ve araç gereciyle kimi okullarımız, hizmetin niteliği açısından genele göre daha özel, dolayısıyla ayrıcalıklı bir konumda… Ekonomik nedenlerle okullarımızın tümünü eşit yapma imkânımız var mı yok.

Realitede bu okulları kazananlar başarılı, kazanamayanlar başarısız algısı; velileri, çocuklarını seçme sınavı öncesi okul dışı eğitim ortamlarına, mesela özel dersler ve dershanelere yöneltmiyor mu? Okullarımızın tümünü, hizmetin niteliği açısından eşit yapma imkanına kavuştuğumuz zaman bu problem ancak o zaman aşılabilinir.

Öğrencilerimizi adaletsiz seçme sınavlarından kurtarabilmek fırsatı bağlamında “Fırsatları Artırma ve Teknolojiyi İyileştirme Hareketi’nin” tüm okullarımızı, çocuklarımızın kazanmak için yarıştığı seçkin okullara dönüştürme, nitelik yönünden eşit yapma imkanına kavuşturma projesi hayaldir! Sınav başarısı ya da başarısızlığı fırsat eşitsizliğinin nedeni değil sonucudur. Fırsat eşitsizliğini yaratan nedenler sınavdan yıllarca önce oluşan ve süregelen etkenlerdir.

Şimdi bana sorduğunuzu düşünüyorum. Peki, ne yapılmalı?

Öncelikle şu yapılmalı: Bütün okullarımızda tıpkı PISA yarışmalarında sorular tipinde, yani 8. sınıfı bitiren bir çocuğumuz,

1-Okuduğunu anlamalı. Okumayı yazmayı zevk haline getirmeliyiz.

2- Matematiksel Dört İşlemi iyi öğretmeliyiz. Çünkü matematik, Dünyada ortak dildir. O dili öğrenen bütün insanlarla konuşabilir. Matematik insana düşünmeyi öğretir.

3- Bilimsel düşünceyi çocuklarımıza kavratmamız gerekir. Bütün bunları öğrettikten sonra da PISA sınavına benzer bir sınavla çocuklarımızın başarısı tespit edilmeli. Başarıları ve yetenekleri doğrultusunda okullara yöneltmeliyiz. İleriki yıllarda hangi mesleklerde iş bulabilecekler ise planlı bir şekilde yönlendirme yapmamız gerekir. Örneğin, sağlık alanına, güneş enerjisi, rüzgâr enerjisi, bilgisayar, nano teknoloji vb...

 

Yorum