Sempati Mobilya

HERKESİN KOCASI KENDİNE

Asla, kullanması tehlikeli bir sözcük. Ancak birçoğumuz her nedense(!) bu kısacık kelimenin kendine has cazibesine kapılıp onu sık sık kullanıyoruz.

-      “Onunla bir daha asla konuşmayacağım”

-      “Ben asla böyle bir şey yapmam”

-      “Asla öyle biri ile beraber olmam”

-      “Tükürdüğümü asla yalamam”

  gibi...Tanıdık geldi değil mi? Sanki hayatımızın tüm kontrolü kendi elimizdeymiş, kuralları tamamen biz belirliyormuşuz gibi sürekli atıp tutuyoruz. Kendimizi, sınırlarımızı, isteklerimizi ya da istemeyeceğimizi düşündüğümüz şeyleri o ufacık kelimeyle tanımlayıp rahatlıyoruz...Ta ki hayat, bize “yanılma payını” unuttuğumuzu anımsatana dek.
     Bana sorarsanız yukarıda yazdıklarımı fark etmek de “büyümek” denilen meselenin özü zaten. Yani artık keskin cümleler kurmaktan sakınıyorsanız, yasakların delinebileceğini, kuralların bazen esneyebileceğini hatta kişiden kişiye, durumdan duruma fark gösterebileceğini kabul ediyorsanız büyümüşsünüz demektir.  Matah bir durum mu? Bilemiyorum. Ama rahatlatıcı olduğu aşikar.

     Konuya neden böyle girdiğime gelince; senelerce TV’de ekran önünde iş yapmış biri olarak televizyonsuz bir hayat süreceğime ASLA inanmazdım ancak yaklaşık 8 aydır evimizde televizyon yok ve kendimi hafiflemiş, rahatlamış, biraz ‘geride bırakılmış’ ve buruk ama bir o kadar da huzurlu hissediyorum. Daha doğrusu hissediyordum. Zira geçen hafta baş gösteren ve sosyal medyayı esir alan (evet, henüz sosyal medyadan uzaklaşma kararı almadık) saçma sapan bir tartışma nedeniyle yeniden TV izlemek, daha doğrusu yayınlanan  programlarda yaşananlara bakmak durumunda kaldım.

Sanırım tahmin etmişsinizdir ama yine de söyleyeyim: “KOCAMA DOKUNMA”???

Anlayamıyorum..

Buradaki “Koca” nasıl bir canlı sizce?

Kendi iradesi olmayan, tasmasını çok sıkı bağlayıp kendimize yakın dolaştırmamız gereken, herhangi bir hemcinsimiz tarafından her an elimizden alınabilecek yani çok kolay kandırılan ve manevi anlamda bağlılık hissetmekten, bedeninin isteklerini kontrol etmekten aciz bir organizma sanırım...

Kısacası bildiğimi “insan” tanımından epey uzak...Okurken ağzınızda  acı bir tat belirmiyor mu sizin de?

Kampanya için akla alternatif isimler gelmiyor değil tabii. Misal: HERKES KENDİ KOCASINI ALSIN, HERKESİN KOCASI KENDİNE ya da geçen senelerde çok satanlar listelerinde boy gösteren kitabın ismi gibi KOCAN KADAR KONUŞ....

Merak ettiğim şu, biz kadınlar, müessese açısından tanımlamak gerekir ise biz KARI’lar neden hayatımızı birlikte geçirmeyi dilediğimiz adamın sanki bir objeymiş gibi elimizden alınması(???) tehlikesine karşı ayaklanmaya çalışıyoruz ki? Bu, evlilik denen kurumu, aşk denen yüzyıllardır dünyanın etrafında döndüğü bence Allah’ın lütuflarından biri olan o yüce duyguyu hiçe saymak değil de nedir sizce?

Meseleye şu açıdan bakılsa. Kocama dokunma yerine ONURUNA SAHİP ÇIK, KENDİNE SAYGINI KAYBETME denilse daha doğru olmaz mıydı?

Hem ortada gerçek bir aşk var ise kolaylıkla gasp edilecek objeden (kocadan) bahsetmek mümkün mü? Eşini her sabah onunla uyandığı için şükrederek seven biri bir başka bedenin cazibesine nasıl kapılır ki?

Sizin anlayacağınız sevgili okuyucu şu sıralar kafamda deli sorular var. Ancak serde insanız malum, merak kötü bir şey.

Yazının başında söylemiştim. O, dört harfli kelime bizi her zaman bir yolunu bulup utandırmayı başarıyor diye. Bendeniz de şu sıralar “Bir daha ASLA  izlemem” dediğim programları izleyip “İyi ki bu dönemde magazin yapmıyorum” demekteyim...

Son söz olarak hanımlar hepimize dünyanın bir ucunda dahi olsa sadakatinden zerre kadar şüphe etmeyeceğimiz “koca”lar diliyorum..

Yorum