Sempati Mobilya

TANIDIN MI BU MAHALLEYİ ?

Senin tüm esnafını ve komşularını tanıdığın bir mahallen oldu mu hiç?

Mesela mahallenin fırınına girdiğinde “hayırlı işler nasılsın Necati abi?” , “ ne olacak bu takımın hali? seyrettin mi akşam maçı? fualdi kardeşim o, ben o hakemin…” diye devam eden cümlelerle çayını yudumladın mı ki?

Ya da kösedeki bakkala gidip “ Ahmet abi annem bir kilo şeker istedi acil, sonra verecekmiş parasını” deyip üstüne keloğlan çiklet hediye edildi mi sana mesela?

3-4 katı geçmeyen binaların arasında en üst kattan aşağı sepet salan teyzelerin oldu mu hiç senin? Şimdi halat olsa yine de yetmez bugün oturduğumuz binalardan o sepetleri salmaya.

Ah o göbekli kasap amcaya ne diyeceksin peki? Babanla hiç girdin mi mahalledeki kasaba “Mustafa ver bakalım oradan her zamankinden 1 kilo” , veya kasap “ abi pirzola da taze geldi vereyim mi?” cümlelerine kesin aşinasın, hani sen mahallelisin ya memleketlisi gibisindir esnafın, o yüzden sahip çıkar ve hemen elindekinin en iyisini vermek ister. Sonra başlarsın bitmek bilmeyen ayaküstü sohbetlere.

Mahalle aralarında çocuklar top koşturabiliyordu eskiden, sonra ismini saymakla bitiremeyeceğim bir sürü sokak oyunu vardır bilir misin? Yakan top, is top, saklambaç, ip atlamak, sek sek, çanak-çömlek ve daha neler neler… Sen bile hatırlayamadın bazılarını değil mi? biz ekip olmayı daha 5 yaşında öğreniyorduk; arkadaş oluyorduk, kan kardeşi oluyorduk ve yıllar sürecek dostlukların ilk adımlarını ta o zamanlar atıyorduk. Çünkü konuşurduk, sarılırdık, gözyaşımızı silerdik, omuz omuzaydık biz…

Senin mahallende “bozaaaaaa” diye bağıran amcalar oldu mu kış gecelerinde? Benim oldu, eskiden de her şey çok naif değildi belki ama bugünkü kadar kötü de değildi benim hatırladığım kadarıyla. Üşümeye başlamayı bile severdim, kar yağsın isterdim. Benim çok mahallem oldu, ama en çok Ankara`nın kışlarını severdim, iliklerine kadar donardın ama pek çok kişinin sevemediği ve benim daima sevecek olduğum bu şehirde içimi ısıtacak bir şeyler mutlaka olurdu. Güleceksiniz belki ama bozacı için bozuk paralarım hep kenarda bir kâsede beklerdi, duyar duymaz da koşa koşa inerdim aşağıya. Bugünlerde duymaz oldum bu sesi, markette satılanlarda o tadı vermediğinden yurduma döndüğüm son 5 yıl içerisinde 2 kere boza içtim, onu da elbette içilmesi gereken tek yerde “Vefa Boza” da!

Mahallende bir tek esnafı mı tanıdığını sanıyorsun? Annenlerin o apartmanda kurdukları çete var ya, korkulur onlardan… Kadın dayanışması her ay yapılan altın günlerinde başladı o yıllarda, saatler sürerdi gündemdeki konuları çözmek için ama çözerlerdi… Bugünlerde koca şirketlerde yapılan upuzun toplantıların konuları hep başka toplantılarda konuşulmak üzere bir daha organize edilir ya, vallahi bu kadınlar nasıl yapıyordu bilmem ama her seferinde hal edip bir sonraki ayın gündemini bile belirleyebiliyorlardı. Bu günlerin baş tacı olan onlarca çeşit hamur işine ise saygıyla eğilirim, çünkü bu çeşitler gizliden puan kazanma sistemiydi, kimden ne kadar çok tarif alındığına bakılırdı. “Yemekteyiz” programını kesin hatırlarsınız, işte bu program bizim apartmandaki günlerden alıntı!

Mahallenin bir de bıçkın delikanlıları vardı hani sana göz kulak olan, ama ne yan bakan ne de baktıran… Her şeyden haberi olan gençlerdi bunlar, mutlaka her konuda da bir fikirleri ve söyleyecek sözleri de olurdu. Mahallesindeki bir kızdan hoşlansa bile sırf mahallenin kızı diye aşkını kalbine gömen cinslerden yani anlayacağın.

Sevgili Dostlar ben hayal meyal hatırlıyorum bu mahalleleri, anımsadığım kadarıyla da paylaşabildim sanırım ama kim bilir size sorsam neler hatırlayacaksınız!

Ben hatırladığım kadarını bile çok özlüyorum, o dönemlerde kolumu uzatsam binanın en üst katına dokunacak gibi hissederdim!  Ama şimdi koca binalar arasında minicik kalıyorum, kayboluyorum sanki… Bu çok yüksek beton yığınlarında benimle beraber çok fazla hane var tabi; daha fazla çocuk, daha fazla aile ve insanlar ama inanın bir avuç insanda bulduğunuz huzuru bulmanız çok zor, yaşadığım için biliyorum.

Şimdi sahile yakın sayılan güzel bir semteyim, henüz belediye kepçeleriyle kentsel dönüşüm kapsamında girmedi mahalleme… Köşedeki kasabı, binamın önünde her gün tezgâhını kuran çingene teyzenin mis kokulu çiçekleri, karşımdaki kuaförde çalışan ve sohbetine doyum olmayan Aysel ablama ve daha fazlasına hemen alıştım, bir de sahip çıktım ki sormayın gitsin. Bulunca heyecanlandım, mahalle kokuyor çünkü burası, yani anlayacağınız sevdim bas baya mahallemi ben.

Bu şehir büyüyor,  hem de azar azar yok olarak büyüyor ve büyüdükçe biz hep biraz daha yalnızlaşıyoruz galiba…

Kızma sakın İstanbul, sen yine cansın!


Bu şehirden selamlar.

Yorum