Sempati Mobilya

BAYRAMLARIMIZ...

Bu sene iki bayramı da iç içe kutluyoruz, yaşasın!

Önce 30 Ağustos Zafer Bayramımız var, nasıl bayram olmasın ki soruyorum sizlere? Yıllarca okullarda anlattılar, belgeseller yapıldı, destanlar yazıldı hatta belki de artık aramızda olmayıp o günlere tanıklık etmiş olanların birebir yazıp çizdikleri ve yeni nesillere aktardıkları var... Sevgili Dostlar bunların hepsinin temelinde çıkarı olmadan sadece ve sadece topraklarını korumak adına ve çoğu zaman cephanesiz düşmana göğsünü siper etmiş kahramanlarımızın destanı var, sayfa sayfa yazsam bile kelimeler yetmez anlatmaya! Ben bugün yurdumda nefes alıp verebiliyorsam onların döktüğü kan ve kazandıkları zaferdendir! Dünya tarihine adlarını öyle bir yazdılar ki destanları başka dillerde anlatıldı ve anlatılmaya da devam edecektir, eminim! Zaten biraz da bundan değil midir yüzyıllardır topraklarımızda yaratmaya çalıştıkları karmaşa? Evet, öyle çünkü tüm karmaşalara rağmen hala ayakta dimdik emanet bırakılan topraklara sahip çıkılıyor… Bugün yurdumda ne türden haksızlıklar yaşanırsa yaşansın ve bazen olana bitene ne kadar kızarsak kızalım biliyorum ve inanıyorum ki bu topraklara her zaman sahip çıkılmaya devam edilecek, edeceğiz! Hem hiç kolay kazanılmadı ki, kaybedemeyiz!

İyi ki buradayım ve iyi ki her gün ay yıldızımızın özgürce dalgalanışına tanıklık ediyorum ve etmeye devam edeceğim...

Zafer Bayramımızın hemen ardından Kurban Bayramı var, her iki resmi tatil böyle peş peşe denk gelince 10 gün gibi hepimizi mutluluktan gökyüzüne çıkaran bir tatil fırsatı doğdu… Ee tabi kolay denk gelmiyor böyle fırsatlar hem sonra hala güneş, kum ve deniz mevsimi! Anlayacağınız üzere tatil planları herkesçe yapıldı bile! Herkes derken bir genelleme yaptım ama ben Kurban bayramında her zamanki gibi ailemle olacağım, yahu o mis gibi kahvaltı ve sütlaç kokusuyla uyanmayı inanın sahilde güneşlenmeye tercih ederim, sonra her kafadan çıkan gürültü, evdeki patırtı ve bayramlaşma telaşı hiçbir şey ile kıyaslanamaz. Bu geleneğimi hala değiştirmemiş olmaktan ötürü kendimi huzurunuzda kutlamak isterim! Benim anlattığım bu bayramlar bana eşsiz geliyorken benim büyüklerim eminim kendi geçmişlerinde kalan bayramlarını özlüyorlardır… Anlattıklarını dinleyince özlemekte ise son derece haklılar, ama zaman akıp geçtikçe zaten her şey biraz ona yenilip azala azala güzelliğini yitirmiyor mu? Sizce yenildiğimiz aslında zamanla birlikte azalanlar mı, yoksa bu bir kılıf ve yeteri kadar sahip çıkılmaması mı ki? Aman ne çok soru sordum öyle bilmiş bilmiş! Bence zamanı suçlamayalım, o geçtikçe sadece yaşlanıyoruz, kırışıklıklar çıkıyor, yavaşlıyoruz falan filan, ama değerlerimiz? Onların kırışma özelliği yok bildiğim kadarıyla veya ne bileyim yıllar geçtikçe öyle başı beli da tutmuyor, yanlış mı biliyorum?

Konuyu dağıtmak ve kafa karıştırmak üzerine üstüme yok biliyorum! O halde konuyu şöyle toparlıyorum; ben 10 yaşındayken bayramı tertemiz giysilerime dokunmadan ilk günü sabırsızlıkla bekleyen çocukluğum kadar sıkı sıkı sahip çıkıyorum… Hala şeker toplamaya bayılıyorum, hala kapı kapı gezmek beni yormuyor, tatlı yemelere doyamıyorum hem hiçte rejimdeyim havalarına girmiyorum ve çatır çatır ne verilse yiyorum (sadece bayramda ve ev yapımı baklavalarda). Şimdilerde ise gördüğüm şey şeker toplamak yerine tatil bavulları toplanıyor! Ayda yılda bir 10 gün kucağına düşmüş adamın, ailesiyle bir kafa dinlemek istiyor olması suç değil tamam ama ben kızıyorum! O bavulların toplanıp bayram sabahlarının arkada öylece terk edilip gidilmesine kızıyorum…

 

Hey! Denize, kuma ve güneşe koşanlar size sesleniyorum, yarın öbür gün çok ararsın sabah mis kokan anne sütlacını ya da erken saatlerde seni yatağından kaldırıp annene getiren mis gibi ıhlamurun kokusunu!

Bütün bayramların kutlu olsun! Öyle bir kutlu olsun ki günü bitirdiğinde bir sürü güzel anı biriktirmiş ol, ailene dair...

Şehrimden bayram dolusu sevgiler…

Yorum