BİR SEMPOZYUMUN ARDINDAN

Bu yıl onuncusu yapılan Karia Karialılar ve Mylassa Sempozyumu başlı başına bir başarı öyküsü.

Bölgemizin tarihine ışık tutan bildirilerin sunulduğu ve tartışıldığı bu sempozyum, Milas Lisesinden öğrencim sevgili Olcay Akdeniz’in, binbir emek ve inatla bugünlere getirdiği bir etkinlik.

Onun bu üstün çabasına en önemli desteği Milas Mimarlar Odası ve Milas Ticaret Odası veriyor.

Bu yıl Karya sikkelerini konu alan sempozyum Prof. Dr. Ramazan Özgan ve Prof. Dr. Pontus Hellström'e adanmış.

Prof. Özgan, daha arkeoloji öğrencisiyken Stratonikeia'nın ilk ustası rahmetli Yusuf Boysal Hocanın yanında çalışmalar yapmış ve Knidos kazılarıyla dünya çapında bir üne kavuşmuş bir bilim insanımız.

Prof. Hellstöm de ömrünün önemli bir bölümünü Labranda kazılarına harcamış.

Açılışta Milas Belediye Başkanı Muhammet Tokat’ın da belirttiği gibi “Bu sempozyumlar, bizi tarif eden değerler bütününün içeriğinin gün ışığına çıkarıldığı çalışmalar.”

Bellekleri olmayan kentlerin kimlikleri olmaz. Milas’a güvenilir bir gelecek hazırlamak için bu belleğin oluşturulması zorunlu. Bu tür çalışmalar bu açıdan da çok önemli. Tarihte iki kez başkentlik yapmış çevresinde 23 antik yerleşimi olan Milas’ın kent belleği müzesini bunu fazlasıyla hak ettiğini düşünüyorum.

Bu sempozyumlar Milas’ta yapılsa da Prof. Dr. Ramazan Özgan’ın da dediği gibi diğer Karya şehirleri de elini taşın altına sokması gereklidir. Sempozyumların, her yıl bir başka Karya kentinde yapılması bu katılıma katkı sağlayabilir. Ayrıca sempozyumun adının ve kapsamının bu tarz bir çalışmayı işaret ettiği kanısındayım.

Kabul etmeliyiz ki ortaklaşa iş becerme konusunda yeterli kültüre sahip değiliz. Toplum olarak işleyen bir makinenin herhangi bir dişlisi olmanın önemini yadsıyoruz:
“Ben önde değilsem, o işte yokum.”

Muğla Üniversitesinin bu sempozyumlarda olmaması büyük bir eksikliktir. Kurumsal olarak Muğla, Aydın ve Denizli Büyükşehir Belediyelerinin, tarihi Karya sınırları içinde yer alan tüm ilçelerin, hatta İstanköy, Kalimnos, Nysiros, Leros, Simi, Rodos gibi adaların katılacağı sempozyumların çok daha anlamlı olacağı açıktır.

Sempozyumun her biri diğerinden daha değerli bildirilerinin sempozyum kitabı olarak yayımlanamaması büyük bir eksiklik. Daha önceki yıllarda dinlediğim birçok bildiriye ulaşamamak yalnızca benim sorunum olmasa gerek. Ne yazık ki bu bilgiler, bir avuç katılımcının dağarcığında kaldıkça geniş kitlelerde bir Karya bilinci uyandırmak için yeterli katkıyı sağlayamıyor.

Bu yıl sempozyuma “Karya’nın Sikkeleri” konu olarak seçilmişti. Doğrusu Karya’da bu denli çeşitli sikke olabileceğini hiç düşünmemiştim.

Para, Lidyalıların insan yaşamına soktuğu değerleme aracı. İlk sikkeler, Lidya kralı Kral Alyattes döneminde, M.Ö 640-630'larda basılmış ve alışverişte değiş tokuş yerine kullanılmaya başlanmış.

Sikkelerin üzerine basılan resimlerden o kentin hangi tanrı adına kurulduğunu, yöneticisinin kim olduğunu, mimari özelliklerini ve ekonomik değerlerini anlamak olanaklı. Örneğin Kos sikkelerinde yengeç, İdyma sikkelerinde pan ve incir yaprağı olması coğrafi etkenli, Bargilya’da kanatlı atın (Pegasus), İassos sikkelerinde yunus balığı ve çocuk (Hermiyas) figürlerinin bulunması kentlerin kendilerine ait öykülerinin ifadesi olarak yorumlanmalıdır.

Sikkeler bağımsızlık ve güç simgesi olarak da önemli. Tarih boyunca yönetimi ele geçirenin ilk yaptığı işlerden biri kendi parasını devreye sokmak olmuş.

“Her ne kadar sıkıştığında biz bu referandumu cebimizde dursun diye yapıyoruz. Amacımız bağımsızlık değil.” dese de Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Mesut Barzani’nin şimdiden para bastırmaya hazırlanması, hem referandum sonuçlarından emin olmasının hem de asıl niyetinin ne olduğunun göstergesi elbette.

Tam da AKP’nin bir eski yürütme kurulu üyesinin boşboğazlık yaparak “ Yeni bir devlet kuruyoruz.” deyiverdiği bugünlerde Atatürk portrelerinin çıkarıldığı liraların tedavüle sürülmesi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın resminin bulunduğu kağıt paraların hazırlandığı dedikoduları anlamlı olmalı.

Uzmanların söylediğine göre sikkelerin de kalpı varmış. Kalpazanlığın bu denli eski bir meslek olabileceğini kaçımız akıl etmiştir ki!

Sikkelerin değeri kullanılan madenin cinsine ve ağırlığına göre değişiyormuş. Kuşkusuz altın her zaman en değerlisi. Gümüş ve bakır sikkelerin yanında, elektron ve bronz alaşımları da sikke için kullanılmış.

Gazetelerin yazdığına göre Çin, basım masrafından kurtulmak ve vergi kaçakçılığını önlemek için kâğıt para kullanımını bırakarak elektronik para kullanımına geçecekmiş. Bilmeyenlere söyleyelim, kâğıt parayı ilk kez hem de Avrupa’dan 800 yıl önce Çinliler kullanmış. Çin imparatoru piyasada yeterince bakır bulamayınca çözümü kâğıt para basmakta bulmuş. Ancak bu paraların karşılığı olmadığı için enflasyon fırlayıvermiş. Bunun üzerine kâğıt paraları tedavülden kaldırmışlar. Avrupa’da ise Stokholm Bankası 1660 yılında yine bakırın piyasadaki azlığı nedeniyle kâğıt para basmış; ancak o da benzer bir sorunla karşılaşınca bu kez borç senedi dağıtmak zorunda kalmış.

Osmanlılarda ilk sikkeyi Orhan Gazi bastırmış. Abdülmecit döneminde Yeniçeri ayaklanmaları, isyanlar, savaşlar nedeniyle boşalan devlet hazinesine kaynak yaratmak amacıyla 160 bin Osmanlı altını karşılığında "kaime-i mutebere" denilen kâğıt paralar basılmış. Ne yazık ki bu para da Osmanlı hazinesinin derdine çare olamamış. Sonrası mı “Duyun-u umumiye” dediğimiz borçlar ve Osmanlının iflası.

Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlarına bir daha söyleyelim; Osmanlıyı, yıkanlar “Duyun-u umumiye”yi dayatan düveli muazzama kadar onlara ortam hazırlayan Osmanlının bizzat kendisidir; Cumhuriyeti kuranlar değil.

Devletler arasında rekabet tarih boyunca hep olmuştur; olacaktır da. Bu rekabetin lokomotifi ekonomidir. Ekonominin yakıtı da ilimdir, fendir.

Devlet televizyonunun buluş programlarında organik hoşafı birinci seçmekle, TUBİTAK yarışmalarında dua sayarları finale taşımakla o rekabette başarılı olmak olanaksızdır.

Devlet batıranlara övgüler düzüp, bataktan çıkarıp yeniden kuranlara söve söve yeni devlet kurduklarını iddia edenlere tavsiyemiz Osmanlıya bakıp ibret almaları”dır.

Bunu yaparlar mı?

Sanmam, çünkü hayal içinde yüzmekten, gerçekleri görmeleri olanaksız.

Yazık, ülkenin esenliği için o efsunlanmış beyinlere biraz akıl iz'an dilemekten başka yapabileceğimiz bir şey yok.

HAT

Yorum