Köpeğini İdam Eden Çoban

Köylünün hali perişan, hayvancılık, çitçilik bitti; canlı hayvanlarını ve topraklarını ucuz bir fiyatla elinden çıkarıyor. Esnaf kepenk kapatıyor, şirketler kapanmaya başladığını görüyoruz. 6 Ağustos 2017 Cumartesi günü, "Sefalet Endeksi", hesaplamasında ülke olarak 6. sıradaymışız. Gazetede bu haberi okuyunca, Selçuklu Devleti Sultanı Alparslan'ın veziri Nizamülmülk'ün yazdığı, Siyasetname kitabında bir hikâye okumuştum, hatırladım, onu sizlerle paylaşmak istiyorum.

Nizamülmülk diyor ki: "Vergi memurları, vergi mükelleflerinden vergilerini toplarken lütuflu, iyi sözler söyleyerek, iyi muamele yapmalı, ellerini daha ileriye götürmemeleri için emir verilmelidir. Eğer vergi, vaktinden önce istenirse tebaayı sıkıntıya sokar. Bu zamansız yüklenmeye vatandaşlar maruz kalırlarsa, mecburen mallarını daha ucuz fiyata satacaklarından işlerinde perişan ve avare olurlar. Köylünün, öküze, tohuma ihtiyacı var ise, ona borç vererek yardım edilmelidir. Böylece yükü hafifleyen aile, yerinde kalır, evi ocağı dağılmaz ve ömrünü huzur içinde geçirir.”

Hikâye ise şöyle: Ülkenin birinde çok adil, iyi huylu, Allah'a yakın, fakirleri koruyan bir padişah varmış. Onun da doğru, ileri görüşlü diye bildiği bir veziri varmış. Padişah vezirine itimat ederek, memleket yönetimini ona bırakmış. Öyle ki, vezirin aleyhine konuşulan hiçbir sözü dinlemiyormuş. Kendisi, yeme içmeye, av peşinde koşma ve gezmekle meşgulmüş. Padişahın etrafından ayrılmayıp, onun yörüngesinden çıkmayan vezir, bir gün padişahına, "Halk kendisine reva görülen adaletin fazlalığından edepsizleşti, korkuyu unuttu. Eğer kendilerine birtakım cezalar tatbik edilmezse, memleketin felakete uğrayacağından korkuyorum." demiş. Padişah memleket işlerinden uzak, yeme içme, gezme ve av peşinde koşmakla meşgul, halkın ve ülkenin işlerinden habersiz olduğundan vezir, "Memleket yıkılmadan önce sen onlara tembihte bulun. Bu uyarma iki yolla olur. Birincisi kötülerin sayısını azaltmak, ikincisi iyilerin mallarını satın almak. Bu hususta ben, kimin malını satın al dersem, sen hemen al." Bu tavsiye üzerine padişah kimi tutukladıysa vezir ondan kendisi için rüşvet alıyormuş. Aldığından başka, padişaha da, malına mülküne el koy tavsiyesinde bulunmuş. Neticede memlekette kimin malı, atı, iş becerir güzel yüzlü kölesi varsa hepsini satın almışlar. Halk fakirleşmiş, ülkenin maruf şahsiyetleri evsiz barksız kalarak başka ülkelere göç ettiklerinden, devlet hazinesi için artık bir şey toplanamaz olmuş.

Günler böyle geçerken ülkeyi işgale gelen bir düşmanı ortaya çıkmış. Askerlerine bahşiş vermiş, ordusunu teçhiz ederek, düşman üzerine göndermek istemiş. Hazineye bakmış hiçbir şey görememiş. Çıkmış ülkenin zenginlerine, aşiret reislerine gitmiş. Ülkenin akıllı, ileri gelen ulemalarını evlerinden çağırtmış, onlarda "Filan şehre gitti" dedirtmişler. Padişahın çok canı sıkılmış: "Niçin niçin?" diye kendi kendine sormuş. O gün o gece bu mevzu üzerinde düşünmüş ancak işin içinden çıkamayıp, zararın neresinden dönüleceğini kestirememiş. Ertesi günü erkenden kalkmış, tebdilikıyafet giyip atına binip dağlara ovalara doğru ilerlemeye başlamış. Hem gidiyor, hem de düşünüyormuş. Güneş yükseldiğinde 20-25 km.lik bir yol almış. Güneş başına geçmiş, acıkmış, susamış, yanında da hiçbir azığı yokmuş. İlerlerde bir dumanın yükseldiğini görünce, herhalde orada bir insan vardır diye düşünüp atını o yöne çevirip ilerlemiş. Çadıra yaklaştığında, çadırın kapısının yanında bir köpek idam edilmiş, biraz ileride ise uyuyan koyun sürüsünü görünce şaşırmış. Gelen birinin atın ayak sesini duyan biri çadırdan dışarı çıkmış, gelen konuğu "hoş geldin" deyip buyur etmiş. Dağarcığında ne varsa konuğuna ikram etmek isterken: Kendisinin ülkenin padişahı olduğunu belirtmeden çobana, "Evvela şu köpeğin idam edilme sebebini öğrenmek istiyorum, nedenini anlat ondan sonra yemek yeriz." demiş.

Çoban şöyle anlatmış: "Karabaş, en emniyet ettiğim köpeğimdi. Sanatını bildiğinden koyun sürümü ona emanet ediyordum. O çok iyi bir adamın yerini tutardı. Hiçbir kurt onun korkusundan sürünün etrafında dolaşamazdı. İşim çıktığında gönül rahatlığıyla şehre gidip geliyordum. Bu köpek hayvanları otlağa götürüyor ve eksiksiz geri getiriyordu. Günler böyle geçerken bir gün koyunları saydım, olması lazım gelenden birkaç tane eksik geldi. Buralara asla hırsız gelmediğinden, koyunlarımın neden birkaçının eksildiğine akıl erdiremedim. Meğer bu köpek, arkadaş olduğu bir dişi kurdu kendisine eş edinmiş. Ben bu işten habersiz, odun toplamak için bir gün ormanlık alana gidip dönerken koyunların otladığını ve yanlarına bir kurdun geldiğini görünce bir çalının arkasına gizlenerek, seyre başladım. Kurt ile köpek arasındaki bu muameleyi görünce, koyunların eksilmesinin sebebinin köpeğin yolsuzluğundan olduğunu anladım, tuttum onu idam ettim."

Bu hikâyeyi dinleyen padişah, derin düşünceye dalar... Hayret ve düşünceler içerisinde geri dönerken, gözünün açılmasına vesile olur. Sarayına dönünce ilk olarak mahkûm olan hapsedilenlerin dosyalarını istetir. Dosyalarda baştan sona vezirin yetkileri dâhilinde olduğunu görür. Çaresiz kalan halka iyi muamele edilmediğini, veziri her türlü yetkiyle donattığından halk korkup sinmiş ve şikâyet edemediğini, gidişatın kötü olduğunu, adaletsizlikler yaptığını anlar. Hemen karar verir, yarın veziri çağırtıp, beylerin paşaların huzurunda verilen yetkileri kaldırıp, insanlar başına gelenleri korkmadan, çekinmeden anlatmalarını istemek...

Tellallar çıkarılmış, vezirin görevinden azlettirildiğini, kimin ne şikâyeti varsa, zulüm ve zarar gördüyse korkusuzca gelip söylemesi istenmiş. Hapsedilen, haksızlığa uğradığını söyleye mahkûmlar bir bir huzura çağrılıp ifadeleri alınmış. Vezirin gazabına uğrayıp zarar görenler ayıklanmış. Hakkı olana hakkı verilip adaletin yerine gelmesi sağlanmış. Bu arada vezirin özel eşyaları aranırken, vezir olmadan önceki mal varlığıyla şimdiki malvarlığına bakıldığında dudak uçuklatacak oranda artış olduğu görülmüş. Eşyalar arasında, ülkeyi işgale gelen düşmanlara hitaben yazılmış, mektuplar ve cevabı mektup belgeleri bulunmuş. Mektubun birinde, "Ben seni ve senin efendiliğini istiyorum, mümkün olan her şeyi yerine getirdim. Pek çok görevliyi, askeri kumandanı çevirip, sana biata getirdim ve birçok askeri işsiz ve ekmeksiz bıraktım, bazılarını başka yerlere tayin ederek haylazlığa sevk ettim. Halkı aç ve zayıf bir hale getirerek perişan ettim. Bütün bu zaman zarfında ele ne geçirdiysem senin ve senin hazinen için topladım. Bu gün hiçbir padişahla böyle bir hazine yoktur. Hiçbir yerde benzeri olmayan altından meclis yaptırdım. Ben bu adamdan kendi hesabıma eminim, meydan boş ve hasmın gafildir. O gaflet uykusundan uyanmadan mümkün olduğu kadar çabuk gel."

Padişah, bu mektupları görünce, "Bu hasmı bizzat bu hain kışkırtıyor." Deyip onun ne kadar malı, mülkü, hazinesi, tarlaları, köleleri ve hayvanları var ise el konulmasını emreder. Hepsini sattırıp fakire fukaraya dağıttırır.

Vezirin tayin ettirdiği, ne kadar liyakatsiz, biat eden devlet memurluklarındaki kişiler görevden uzaklaştırılıp, yerlerine işlerinden atılan işinin ehli olan, işinin ehli liyakatli kişiler tayin edilir. Padişahı devirmek için yola çıkan padişah da, yaptığı hatayı anlayıp geri döner...

Yorum