Sempati Mobilya

PİR SULTAN: YILGINLIK YOK!..

Yarınlara bırakmak istediğimiz dünya bu değil. Biliyorum, artık eskisinden daha fazla tedirginliğiniz. Üşümeniz bu yüzden. Dünyayı içine alabilecek yüreğinin kapılarını kapatman, o sıcak bakışlarını herkesten kaçırman, emek kokan ellerden kaçışın, hep ama hep bu yüzden. Lakin unutmamalısın; gözyaşlarının sele döndüğü, korkunun hüküm sürdüğü, ölümlerin kol gezip alan genişlettiği memleketlerin çoğalmasını biz istemedik. Onlar! Her gün ellerine bulaşan kanla sofralarına oturup ekmeği böldüler. Kafalarında bin bir tilki, kurdukları oyunlar için her gece Allahtan yardım dilediler.  Utanmazlığın, arsızlığın, küfürbazlığın, yalanın, talanın sınırlarını zorlayarak tarihe geçtiler. Oysa biz; tüm dünya halklarının kardeşçe, barış içinde yaşamasını canı gönülden diledik. Kimseyi kimseden üstün görmeyip, görmek isteyenlere dünya halkları kardeştir, üstünlük insani değerlerde ve emektedir dedik.

Sevgili dostlarım; yorgunluğunuzu anlayabiliyorum, hatta ve hatta yılgınlığını da. Geleceğinden kaygılı yurdum insanı gibi düşüncelisin. Her şeyi anlayabilirim; yüzündeki ifadelerin anlamsızlaşmasını, gülümsemenin ve mimiklerinin azalmasını anlayabilirim. Ama güzel günleri, ellerimizle yarınlara sunmaktan vazgeçmeni asla anlayamam. Yaşama sevincini yitirmeni de. Bunları anlamamı bekleme benden. Hatalarımız yok mu? İnsanız ve insanın olduğu yerde hata olabilir. Bizimde elbette var. Önemli olan yapılan hatalardan ders çıkarıp, tekrarlamamak kaydı ile mücadeleye devam etmek. Kendimizi ifade etmede, zar zorda olsa elde ettiğimiz kısıtlı alanlarda, gönlümüzü engin sesimizi yüksek tutmalıyız.

Hem unutma biz; haksızlıkla özdeşleşmiş, kulakları duymayan, gözleri görmeyen, dilleri lal olmuş niteliksiz kalabalıkların değil, haksızlığa uğrayan mazlumların yanında olduk her zaman. Vazgeçmen karanlığa boyun eğmen demektir. Bende sizdenim, sizin gibi düşünüyorum demekle eş değerdir. İstedikleri de bu değil mi zaten! Her dediklerine eyvallah diyecek, düşünmeyen, sorgulamayan, yanlışlara ses çıkarmayan, vicdanını kullanmayan bir topluluk değil mi istedikleri!
Pir Sultanı düşünsene bir…
Neler neler yaşadı ama vazgeçti mi haksızlığa karşı direnmekten.
Pir Sultan; dergahında yetişip 7 yıl kendisine müritlik yapan, daha sonra İstanbul’a gidip eğitim alarak Sivas valisi olan Hızır paşanın zulmüne uğramadı mı? Zindanlara atılıp işkencelere maruz kalmadı mı?
İçinde Şah kelimesi olmayan bir şiir yaz ve asılmaktan kurtulacaksın dendiğinde;
Hızır paşa bizi berdar etmeden
Açılın kapılar Şaha gidelim
Siyaset günleri gelip çatmadan
Açılın kapılar Şaha gidelim… demedi mi?

Hızır, Sivas’ın Hafik ilçesinin Sofular köyündendir. Köyündeki insanların ve yaşamın bozulması nedeniyle gelip Banaz’a yerleşir; Pir Sultan Abdal’a kapılanır. Hızır’ın Pir Sultan Abdal’a hizmeti ve müritliği yedi yıl sürer.
Yedi yıl sonra Hızır, Pir Sultan Abdal’dan himmet ister. “Pirim bana himmet edin, ruhsat verin, büyük adam olayım.” der.
Pir Sultan Abdal da ona “Ben sana ruhsatı da himmeti de veririm Hızır.” der. “Ama sen gidip te büyük adam olunca, Vezir, Paşa olunca gelip beni asarsın.”
Böyle der ama duasını eksik etmez. İstanbul’a yolcu eder Hızır’ı.
Hızır İstanbul’da saraya gider ilerler, paşa rütbesi alır ve Sivas Valiliği’ne gönderilir. Vali olunca tüm inanıcını, ikrarını unutur. Yoksulları ezmeye, onlara zulmetmeye, haram yemeye başlar. Hak gözetmez, namus bilmez bir  Vali olur.
            Muhbirler ve münafıklar, Pir Sultan’ın  dediklerini hemen Hızır Paşa’ya yetiştirirler. “Senin fermanını da müftünün fetvasını da dinlemiyor bu adam” derler. “Her gittiği yerde Şah’tan söz ediyor”

Hızır Paşa’da askerlerini gönderip Pir sultan Abdal’ı Sivas’a getirir. Eski Piri’ne saygıda kusur etmez. Fetvadan, Pir’in demelerinden hiç söz etmez. Siniler içinde nefis yemekler sunar Piri’ne. Ama Pir Sultan yemeklere elini sürmez. Hızır Paşa Piri’nin yemeklere elini sürmediğini görünce sorar:
“Pirim, yoldan geldin açsındır. Ama yemeklere elini sürmedin. Neden?”

Pir Sultan eski müridine şunları söyler:
“Sen haram yedin. Zina ettin. Yetin malına el attın. Onların ahını aldın. Yoksullara haksızlık ettin. Senin bu haram parayla yaptırdığın yemeklerine ben değin köpeklerim bile ağızlarını sürmezler.”

Pir Sultan, bunları söyledikten sonra Paşa konağının penceresinden Banaz’daki köpeklerine seslenir. Banaz’daki köpekler koşarak gelirler konağa. Sofradaki yemeklere yaklaşırlar ve bir kez kokladıktan sonra da hiç dokunmadan geri çekilirler.
Bunu kendisine hakaret kabul eden ve çok kızan Hızır Paşa, Pir Sultan’ı tutuklatıp Sivas’taki Toprakkale’ye hapsettirir. Ama birkaç gün sonra yaptığından pişman olur. Ne de olsa Pir sultan onun eski Piri’dir ve çevrede saygı gören, sevilen birisidir. Pir Sultan’ı hapisten çıkartıp huzuruna getirir. Ona bir öneride bulunur.
“Pir’im, içinde ‘şah” sözü geçmeyen üç deme söyle seni bağışlayacağım.”
Hızır Paşa’nın bu sözleri üzerine Pir sultan sazını eline alır ve ilk demesini söyler:
 
“Hızır Paşa bizi berdar etmeden-
Açılın kapılar Şah’a gidelim-
Siyaset günleri gelip tetmeden-
Açılın kapılar Şah’a gidelim-
 -
Gönül çıkmak ister Şah’ın köşküne-
Can boyanmak ister Ali müşkine-
Pirim Ali On İk’imam aşkına-
Açılın kapılar Şah’a gidelim-
 -
Yaz selleri gibi akar çağlarım-
Hançer aldım ciğerciğim dağlarım-
Garip kaldım şu ara ağlarım-
Açılın kapılar Şah’a gidelim-
 
Sanki meydan okur Pir Sultan. İnadına “Şah!” der Şah’la bitirir demelerini. Hızır paşa iyice kızar.
“Günah benden gitti. Atın şu adamı zindana da aklı başına gelsin!” diye bağırır adamlarına. Pir Sultan’a döner ve “Yarın asılacaksın, Pirim!” diye ekler.
Zindana götürürler Pir Sultan’ı, Sivas’ın Keçibulan denilen bir yerinde onu asmak için bir darağacı kurarlar. Sabah güneş doğmadan önce onu asmak için alıp getirirler Keçibulan’a. Darağacına çıkarırlarken kimsenin ardından yas tutmasını istemez Pir Sultan. Başlar bu demeyi söylemeye:
Pir Sultan’ın asılmasından önce bir buyruk daha verir.

Hızır Paşa: “Herkes Pir Sultan’ı taşlayacaktır. Taşlamayanlar ölümle cezalandırılacaklardır.”
Pir Sultan’ın asılmasını izlemeye gelenler ellerine taşlar alıp atmaya başlarlar ona. Ama hiçbir taş değmez Pir Sultan’a.
Pir Sultan’ın musahibi Ali Baba’da bu buyruğa uymak zorunda kalır. O pirine taş atabilir mi hiç? Bir gül alır eline ve gizlice Pir Sultan’a fırlatır.
Pir sultan, Ali Baba’nın kendisine gül attığını görür ve çok üzülür. İdam sehpasında şunu söyler:

 
Yağmur gibi yağar başıma taşlar-Şu ellerin taşı hiç bana değmez
Dostun bir fiskesi pareler beni-İlle dostun gülü yaralar beni.”
 
 “Hala dilini tutmuyor bu adam!” deyip hemen ipi geçirirler boynuna.
Kalabalık dağıldıktan sonra Ali Baba, Pir Sultan’ın yanına gelip ayaklarına yüz sürer ve ağlar. Kanlı yaşlar akıtır gözlerinden. O gün ve ertesi günler Pir Sultan’ın asıldığı haberi çevreye yayılır. Kızı sanem saçını başını yolar ve sazını eline alıp babasının öldürüşüne şu ağıtı yakar:
 
Bundan sonra söylentiler alır yürür Sivas ve çevresini. Bir söylentiye göre, Pir Sultan darağacındayken bir köpek gelip tam altında durmuş ve Pir Sultan da ona basarak ipini çözmüş, yerine de köpeği bağlamış. Sabahleyin darağacının yanına gelenler orada Pir Sultan’ın cesedini değil köpeği görmüşler.
Yine başka söylentiye göre, ertesi gün kahvede oturup söyleşenler arasında şu konuşmalar olmuş:
“Hızır Paşa dün sabah Pir Sultan’ı astırmış, duydunuz mu?” diye sormuş birisi.
“Ne asması yahu? Bu sabah ben Pir Sultan’ı Koçhisar yolunda, Seyfebeli’de gördüm.” Diye yanıt gelmiş birisinden.
Bir başkası: Yanlışın var. Bu sabah gün ışırken ona Malatya yolunda, Kardeşler Gediği’nde rastladım.” Demiş.
Bunun üzerine biri atılmış:
“Yanılıyorsunuz arkadaşlar. Ne diyorsunuz siz? Yeni Han Yol’nda Şahna Gediği’nde gördüm ben onu”
Hepimiz yanlışsınız. Ben onu Tavra Boğazı’nda gördüm” diye bağırmış bir başkası da.
Bir türlü anlaşamamışlar. Kimse kimseyi ikna edememiş. Hepsi kendi gördüğünün gerçek olduğuna yemin ediyormuş.
Kalkıp hep birlikte darağacının olduğu Keçibulan’a gitmişler. Ne görsünler? Darağacında Pir Sultan yok. Yalnız hırkası asılı duruyor.
Meğer ki Pir Sultan darağacından inip yola düzülmüş. Onun gittiğin gören Hızır Paşa’nın askerleri de peşine düşmüşler. Yakalamak için koşmuşlar yetişememişler. Pir sultan Kızılırmak Köprüsü’ne gelince dönüp bakmış ki asesler iyice yaklaşmışlar.Hızlıca köprüyü geçmiş ve geçtikten sonra “Eğil Köprü eğil!” demiş. Köprü eğilip suya batmış ve asesler karşıya geçememişler. Pir Sultan’ın kerametini anlayıp geri dönmüşler.
Pir Sultan, Horasan’dan Erdebil’e gider, orada ölür ve gömülür.
Kimi söylentilere göre Pir Sultan’ın mezarı Erdebil’dedir. Bir Başka görüşe göre ise Merzifon’dadır.
Çeşitli araştırmacılara göre ise, Pir Sultan asıldığı yere gömülmüştür. Gönümüzde Sivas’ta mal pazarı olarak kullanılan yerdeki sıra söğütlerin bittiği yerde üstü taşlarla örtülü, boyu beş, eni bir metre kadar olan bir tümsek de Pir Sultan’ın mezarı kabul edilmektedir

Yani zulmüne de,  sana da boyun eğmiyorum demiştir. Evet, yüreği güzelliklerle dolu sevgili dostlar; yılgınlığın vazgeçmen için vücudunu sarmaya yüz tuttuğunda, aklına Pir Sultan ve yarınlarda yaşanabilir bir dünya özlemi gelsin. Yılgınlık yok…

 

Yorum