Mod Bodrum

BOL SIFATLI BİR 'KARAKEDİ' HİKAYESİ

Türkiye'de gazeteciler, aydınlar çok zor zamanlar geçirdi senelerce… İktidarlar, ifadenin özgürlüğüyle hiç barışamadı bu coğrafyada her ne hikmetse!.. Sansür, yayıncılığın kaderi oldu… Sansürün yönetmeliği bile oldu bu ülkede… 

Bilginin kontrol edilemez bir hızla yayıldığı, yayıncılığın ‘internet’ teknolojisiyle çağ atladığı, gazeteciliğin sosyal medya ile şekil değiştirdiği şu dönemde “baskı”, “sansür” gibi aklın ve fikrin tehdidini içeren uygulamalar -ne denli mantık dışı olsa da- hala gündemimizde… Trajikomik… Ne yazık ki ‘korku’ salan iktidarların ‘sansür’ yöntemleri işe de yarıyor… Acı ama gerçek… 
Türkiye, tarih boyunca basın ve ifade özgürlüğünde dünyanın en sorunlu ülkelerinden biri olageldi. Ve bu gerçek hala değişmedi! Yazının kaderi hiç gülmese de, en itilip kakılanı 'çizgi' üstadları oldu bu ülkede… 
Bugün ‘suya sabuna dokunmadan’ bir sansür hikayesi yazmak geldi içimden… Bilmem neden?  
İşte bu yüzden size “Karakedi”yi anlatacağım. Yorumsuz, subliminal mesaj içermeyen bir yazı olacak benimki. Okuyun ister gülün, ister düşünün, ister ibret alın… Ben yazayım, gerisi size kalsın.  

Bu ülkede pek çok mizah yayını çıkarıldı. Lakin hepsinin kaderi benzer şekilde noktalandı.
Diken, Aydede, Akbaba...
Ama bir akımın başlangıcı olarak "Karakedi" efsanesinin yeri çok başkadır Türkiye'nin mizah yayıncılığı tarihinde... Öncesinde bir Markopaşa hareketine selam durmak gerekir yine de…

1945-1950 yıllarının en önemli gazetecilik olayı Markopaşa hareketidir. İktidardaki partiyle açık açık mücadele eden Türkiye'nin ilk mizah dergisi, önce Markopaşa olarak yayın hayatına başlamış, sonra "Bizim Markopaşa" olmuş, daha sonra "Malum Paşa" adını almıştır. Kadroda Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz ve Mim Uykusuz vardır. Sosyalist kadronun hareketi Markopaşa, sosyalist tavrıyla değil dönemin başbakanı ve bakanlarıyla uğraşıp, günlük gazetelerin dertlerini, şikayetlerini sayfalarına taşıyarak biraz da "kısır" bir muhalefet anlayışıyla yayınına bir süre devam edebilmiş... 
Daha sonra ise Karakedi dönemi başlamış…
Beni çok güldüren bir sansür hikayesidir Karakedi’ninki… Hikaye dediysem, gerçek olmadığı manasına gelmiyor yanlış anlamayın. Aynıyla yaşanmış bir olaydır… Karakedi’nin hikayesini, Bodrum’da yaşayan usta tiyatrocu, gazeteci Demircan Türkdoğan’dan dinlemek ayrı bir keyif. Türkiye’de gazeteciliğin baş belası ‘sansür’e dair hem ibretlik, hem de hayranlık uyandırıcı olan bu hikayeyi, lezzetli üslubuyla  öyle güzel anlattı ki, bu satırlara taşımak farz oldu. Sevgiyle, saygıyla selamlıyorum kendisini… 

Karakedi’nin hikayesi 1951 yılında başlar. Gazete formatında yayınlanmasına rağmen haftalık bir mizah dergisidir.  Sahibi İrfan Atagün, editörü ise Erdoğan Okçu… İlk sayısı 17 Kasım 1951’de çıkar. İktidarda Menderes’li Demokrat Parti vardır. Karakedi de artık bir muhalefet partisi olan CHP eleştirisi üzerine dayandırır yayın politikasını… İktidar yerine muhalefeti eleştirmek kolayına gelmiş olsa da okuyucu bir türlü ısınmaz bu işe, ne hikmetse! Bir senesini bile doldurmadan bayrağı diker Karakedi… 

İşte asıl Karakedi’nin hikayesi de bundan sonra başlar!.. 

3 Mayıs 1952 yılından sonra Karakedi yayın hayatına aralıklarla devam eder. Ancak o kadar çok kapatılır ki, her seferinde çareyi başka bir isimle çıkmakta bulur!  İşte yaratıcılık ve traji komik yayıncılık inadı burada devreye girer!.. İlk 25 özgün seriyi Karakedi olarak çıkaran yayıncılar sonra “Bizim Karakedi” adını kullanmaya başlar… Önceleri “Sulu Gazete” olan sloganları, “Kuru Gazete”ye dönüşür böylece… Toplam 5 sayı böyle devam eder. Lakin yayınlanan karikatürler birilerinin tepesini artırınca yayın hayatına son verilir derginin. Düşünürler, taşınırlar bu sefer de “Yeni Karakedi” adıyla yayınlamaya başlarlar mizah dergisini. 6 sayı da böyle çıkar… Davalar, mahkemeler derken dergi yeniden yasaklanır!.. Bu kez “Sizin Karakedi” olur adı… Biz beceremedik, bari siz sahip çıkın dercesine... Bir 6 sayıda daha!.. Ee Türkiye burası… Siyasi mizah kolay iş değil elbette… Hele bir de damara basan bir iki çizim varsa, vay haline! SANSÜR… Bu kez “Vah Karakedi” çıkar tezgahlara… İsmiyle müsemma… Nedir çektiği bu derginin Türk yargısından… Bu şekilde bir rekor kırılır ve tam 81 sayı çıkarılır… Sonra bir dava daha açılır ve yayın hayatı bir kez daha son bulur. “Ah Karakedi” dir yeni adı derginin… Biraz özlem, biraz sitem vardır… Tek sayıda yayın hayatına son verilir! “Bu da yapılır mı?” dercesine “Gak Karakedi” koyarlar adını… Çıkacak illa ki!.. Bir sayı da bu isimle yayınlanır dergi. Sonrası malum!.. Bu kez “Kap Karakedi” olur ismi… Yastayızdır çünkü!.. Tam 54 sayıyla kendi rekorunu zorlar... Ve yeniden kapatılır. İsmi “Yeni Karakedi”dir artık. 6 sayıdan sonra “Kaç Karakedi” olacaktır… Kaçabilene aşk olsun! Bir 6 sayı daha… Ve öze dönüş… Sene 1967… Karakedi ismi yeniden kullanılmaya başlar.  11 sayı dayanır. İki sene sonra bir kez daha Kap Karakedi olur. Bir sayı yayınlanır ve tamamen kapısına kilit vurulur. Ve Karakedi hikayesi son bulur.
Süavi Süalp, 1979 yılında "Beş tekliğe sulu gazete, hem oku hem suyunu iç" sloganıyla bir “Karakedi” dergisi daha çıkarır… Bizim Karakedi’cilerle ilgisi olmasa da “sulu gazete” ibaresiyle selam durmaktadır o kadroya… Bu yayının da hayatı çok uzun olmamıştır velhasıl… Böylece Türk yayıncılık tarihinden bir Karakedi geçmiştir olanca mizahıyla… İçeriğiyle bile güldüremediği kadar gülümseten hikayesiyle… 
Bana göre Türk sansür hayatının da bir özetidir Karakedi… 
Aynı zamanda Türk yayıncısının “azmi”, “inadı” ve “fikrine duyduğu saygı”nın bir ifadesidir… 
Bize demokrasinin ne denli yakıştığını gösteren bir kıssadan hissedir…
Sağlıcakla kalın…
 

Yorum